Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     61 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Mucize
Kürsü Kainatın Efendisi

  Sayı: 102 -

Hacc mevsiminde Kâbe ziyaretçileri toplanınca Kureyşliler şu kararı verdiler: “­İşte fırsat! Büyük topluluk karşısında hepiniz M….’e dair bir şey söyleyin ve sözlerinizde birbirine aykırı bir şey olmamasına dikkat edin!»

Kureyşliler, bütün kabilelerin toplu bulunduğu böyle bir zamanda birdenbire bir İslâm daveti olmasından korkuyorlar ve kalabalıkların böyle bir davete kapılacakları şüphesini besliyorlardı. Bu yüzden bir araya gelmişler, müşavere ediyorlardı. Ortaya şu fikir atıldı:

―Kâhindir diyelim!

Velid bu fikri beğenmedi:

―­Kâhin değildir. Onun kelâmı kâhinlerin diline benzemez!

―Mecnundur diyelim!

―Mecnun da değildir. Onda cinnet hal ve alâmeti yok!

―Şair olduğunu hiç iddia edemeyiz. Biz şiirin her çeşidini biliriz. Şiire benzemez O’nun kelâmı…

―Sahir (büyücü) olduğunu öne sürelim!

―Sahire neresini benzetebiliriz ki; üfürüğü yok, düğüm bağlaması yok, büyücülük işlerinden hiçbir şey gösterdiği yok…

Apışıp kaldılar.

―Ya ne diyelim?

Velid, tekliflerden hiçbirine temel ve dayanak olmadığını görünce şöyle konuştu:

―Bütün bu fikirler bâtıldır. Ağzını açıp tek kelime sarfetmeyiniz!

Benî Seleme’den İshak Bin Yesarî rivayeti:

―Benî Selem’den birkaç yiğit, Allah Resûlünün hizmetine varıp İslâm’a geldiler. Kabilelerine döndükleri zaman biri, gidenler ve dönenler arasındaki oğluna hitap etti: “O zatın kelâmından işittiğini bana naklet!” Oğlu Fatiha sûresini okumaya başladı. Babası haykırdı! “Bu ne güzel, ne üstün, ne yüce kelâm! Her sözü böyle midir?” Oğlu cevap verdi: “Bundan daha güzelleri var!”

Bazı âlimler demişlerdir ki: “Kur’ân yapraklara yazılıp dağda, kırda, kimsesiz bir yere bırakılsa, kimin yazdığı ve okuduğu bilinmese, selîm akıl, O’nun Allah’tan geldiğini yine kestirir. İnsanoğlunun da böyle bir kelâm harikasına muktedir olmadığını takdir eder. Bunun insanlar içinde en doğru, en faziletli, en imanlı kimseye Allah tarafından gönderilmiş olduğunda hiç şüphe yoktur.”

Evet; Kur’ân’ın îcazına, derinlik ve inceliğine hiçbir sınır ve çerçeve konulamaz.

Muhammed Bin Kâab:

―Utbe Kureyşlilerle meşveret etti ve Allah Resûlünü davasından vazgeçirmek için O’na menfaat teklif etmek fikrini müdafaa etti. Onlar da bu teklifi uygun bulup: “Ey, Velid’in babası Utbe, git, teklif et, bakalım ne karşılık verir?” dediler. Utbe, Allah’ın Resûlünün yanına gitti ve tekliflerini tek tek saydı, Kâinatın Efendisi’ne bir sürü dünya nimeti vadetti. Allah’ın Resûlü, Utbe’yi sonuna kadar dinledikten sonra sordular. “Sözün bitti mi, yâ Ebâ Velid?” Utbe, “Evet!” deyince, Varlığın Nuru: “Sen de benden dinle!” buyurdular ve secde sûresini Besmeleden başlayarak okumaya koyuldular. Allah’ın Resûlü secde âyetine kadar okudular ve o noktada secdeye vardılar. Utbe’ye hitap ettiler: “İşittin mi, ya Ebâ Velid?..” Utbe: “Evet!” dedi. Allah’ın Resûlü: “İşte sen ve işte o!” cevabını verdiler. Velid kalkıp Kureyşlilerin yanına geldi ve dedi: “Ey Kureyşliler, ben O’ndan öyle bir kelâm işittim ki, ömrümde mislini duymadım. Şiir değil, sihir değil, kehanet değil!.. Bu zatı kendi haline bırakın ve O’na dokunmayın! Bana Kur’ân okudu ve Ad ve Semûd’un başlarına gelen belâ ve musibete dair korkutucu âyete sıra gelince, ben, başımıza bir felaket gelmesinden korktum. Bilirsiniz ki, O, yalan söylemez. Dikkat edin de başımıza bir şey gelmesin!”…

Beyhâki ve Müslim rivayetlerince Ebu Zer Hazretlerinden nakil:

―Ben biraderim Enis’ten üstün şair tanımadım. Cahiliyet devrinin meşhur oniki şairini yenen adamdı o… Mekke’ye gidip Allah Resûlünün haberini getirince ona sordum: “Halk O’nun hakkında ne söylüyor?” Cevap verdi: “Şairdir, büyücüdür, kahindir! Diyorlar. Ama ben bu gibilerin kelâmını bilirim. O’nun getirdiği hiçbirine uymuyor. Netice şudur ki, M….. doğrucudur ve yalancı onlardır.”

Velid Bin Mugîre, belâgat ve fasahatte Kureyş’in başıydı. Bir gün Allah’ın Resûlüne dedi:

―Bana biraz Kur’ân oku!

Allah’ın Resûlü, Allah’ın adalet ve ihsan emrettiği âyeti okudular. Velid bir kere daha okuttu ve dedi:

―Vallahi bu kelâmın başka bir halâvet ve lezzeti var!”

Ve Kureyşlilere şöyle hitap etti:

―Aranızda şiir dünyasını benden iyi bilen yoktur. O’nun okuduğu kelâm ne şiirde, ne sihirde, ne kehanet dilinde bulunabilir. Bambaşka bir güzelliği var… O, bütün kelâm çeşitlerini aşar, kimse O’nunkini aşamaz!

Âlimler Kur’ân’ın icazı üzerinde altı yönden ayrı istikametler üzerinde farklı görüşler belirttiler. Birincisi Kur’ân’daki icazın bir belâgat meselesi olduğudur.

Mesela: “Kısasta hayat vardır.” meâlindeki âyet birkaç harf ve kelime içinde binbir mânâyı toplamıştır. Hâsılı az ibare çok mânâ ifadesi ve eksik, cılız mefhumlardan pak ve münezzeh olmak şiarı Kur’ân’ın icazı cümlesindedir.

Eba Ubeyde nakleder:

―Bir kimse “Sana emredileni yap” meâlindeki âyeti işitir işitmez secdeye vardı ve bu kelâmın fesahatine secde ettiğini söyledi.

Zâhirî mânâ bakımından basit görünen nice âyetler vardır ki, derinliğine, anlamları sonsuzdur. Bunlar öyle mânâlardır ki, yöneldikleri binbir istikametten herbiri gerçektir ve hakikat hangisine bağlansa doğrudur.

Esmaî Hazretleri hikâye eder:

“5-6 yaşlarında bir arap kızı gördüm. Günahlarımdan istiğfar ederim diye dua etmekteydi. Ona henüz günah çağında olmadığını söyledim. Bana dönüp günahın aslını ve istiğfarının sebebini bildiren bir iki beyit okudu. Kıza hayran oldum. Bu misilsiz belâgat ve fesahate 5-6 yaşlarında bir kızın nasıl ulaşabilmiş olduğunu sormaktan kendimi alamadım.

Cevap olarak: “Benimki de belâgatten mi sayılır?” dedi ve Kur’ân’dan bir âyet okuyup belâgatin ne demek olduğuna misal gösterdi. Bu âyet Hazret-i Musa ve onun annesi tarafından emzirilmesine ve onu, Nil suyuna korkmadan bırakmasına aitti.

Bir gün Hazret-i Ömer mescitte uzanmış, uyurken, başının ucuna bir kimse geldi ve yüksek sesle şehadet getirdi. Bu adam Rumların patriklerindendi ve Arapça ile öbür dilleri çok iyi biliyordu. Bunları Hazret-i Ömer’e söyledikten sonra şöyle dedi:

―Ben esir Müslümanlardan bir kimseyi gördüm. Kur’ân’dan bir âyet okuyordu. O âyeti iyice tahlil ettim; ve anladım ki, Allah, İsa Bin Meryem’e indirdiği kitaptaki dünya ve âhiret hallerini o âyette toplamıştır. Ve işte benim Müslümanlığıma sebep olan bu âyet oldu.

Patriğin İslâm’a gelmesine sebep olan âyet meâli: “-Onlar ki, Allah’a itaat ederler, Resûlünün emirlerine uyup O’na boyun eğerler, günahlarından ötürü Allah’a karşı korku üzerinde bulunurlar ve kötülükten sakınırlar. Sonsuz nimete erenlerden ve zafer buluculardandır.”

Gerçekten bu kısacık âyet, tüttürdüğü sonsuz mânâ bakımından her iki dünya ölçülerini kapsamaktadır. Böyle bir derinliği insan kelâmının kucaklayabilmesi imkânsızdır.

Rivayet edilir ki, küfür cephesinin belâgat ustaları baş başa verip Kur’ân’a bir nazire yapmayı düşündüler. Uzun uzun çalıştılar ve bir insanın yerden zıplayarak yıldızlara yetişmeye kalkışması gibi bir imkânsızlık karşısında kaldılar. Nihayet uzun sûrelere nazire yapmaktan vazgeçip, aşağı tabakayı avlamak ve cahilliklerinden faydalanıp onlara İlâhî kelâm hissini vermek için kısa sûrelere el attılar. Bunda da bir şey başaramadılar ve rezil olmaktan öteye geçemediler. Bu tecrübeye girişenlerden biri yalancı peygamber, yahut peygamberlik iddiacısı sahtekar Müseyleme-tül-Kezzap’tır ki, uydurmaya kalkıştığı gülünç laflardan biri şudur: “Ey kurbağa! Niçin vak vak eder, durursun! Yukarı kısmın suda, aşağı kısmın da balçık içindedir. Ne suyu bulandırmak ne de sudan içenlere engel olmak elindedir!”

Aynı yalancı ve sahtekâr “El’Kaaria” sûresine nazire yapmaya kadar küstahlığını ileriye götürdü ve şu, çocuklara bile kahkaha attıracak saçmaları söyledi: “Fil nedir? Fil ne bildirdi sana ki, fil nedir? Onun hurma lifinden ipe benzer bir kuyruğu vardır. Bir uzun hortumu da vardır…”

Sonradan, peygamberlik iddiasındaki bu ahmak lânetliyi, Yemame cenginde domuz gibi tepelediler. (Devam edecek)


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Mucize... - Sayı 102
Mucize... - Sayı 101
“İmam-ı Kastalanî’den Seç... - Sayı 100
“İmam-ı Kastalanîden Seçm... - Sayı 99
Tüm Yazıları

Gelecek sayı konusu (103): Hayat, insana ihsan edilmiş bir emanet... Onu, emanet edenin emir ve rızasına uygun olarak yaşamak için sağlık... Bu mânâda sağlık nedir, nasıl sağlıklı olunur?

Son Eklenen Yorumlardan
 Aliya İzzebegovici Rahmetle Anıyorum. İnancını hić birzaman Kaybetmemiş bir Lider... Ülkesine v... İbrahim Daş

 Tebrikler. Güzel bir anlatım olmuş. ... Emrah

 Muhammed Aliyi izleyen bilir ki, terbiyesi iyi bir müslüman terbiyesi... Muhammed Aliyi izleyen bili... Sinan AYHAN

 Ağzınıza sağlık. Mehmet Akif ve Mahir İzden aldığınız şiir yazıya çok uygun olmuş. ... Ali Eroğlu

 “Siz hiç Malcolm’la konuştunuz mu?” diye sordu.“Ona hiç dokundunuz mu?Size hiç gülümsedi mi?Onu hiç ... Sinan AYHAN


Kalem, İlahi Kelam’ın yazılmasına ve yayılmasına, yani insanın iki dünyasının da saadetle olmasına vasıta oluyor.
Kalem, insanın iki dünyasını da mahveden bâtıl fikirlerin yazılmasına ve yayılmasına alet edilebiliyor…
Kalemle kazığın şekil olarak birbirine benzemesini bir inceliğe işaret olarak göremez misiniz?
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
ÖLÜMƏ GEDİRƏM
MƏZARLAR DA DANIŞIR
Yumruk ve kafa
Ayak sesleri
Aliya, Allahın arslanı
Aliya, Allahın arslanı
Yumruk ve kafa


Yavuz Sert - Aliya
Yavuz Sert - Bosna okumaları
Ali Erdal - Ayak sesleri
Kadir Bayrak - Bu uzun bir hikâye.....
Kadir Bayrak - "MÜBAREZE" çıktı!
Sinan Ayhan - Aliyanın savunması
Sinan Ayhan - "Kendi kalbini çalan...
Sinan Ayhan - Aliyaya göre zaman v...
Necip Fazıl Kısakürek - Yumruk ve kafa
Dergi Editörü - Teşekkür
Site Editörü - Bosnayı çok seviyoru...
Necdet Uçak - Yolcu
Necdet Uçak - Haksızlık varsa susm...
Necdet Uçak - Doğru ve yalan
Altan Atan - Aliya
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler...
M. Nihat Malkoç - Aliya İzzetbegoviç
Hızır İrfan Önder - Dalgalansın bayrağım...
Ayhan Aslan - Bir yiğit kaldı karl...
Ayhan Aslan - Kampanya
Ayhan Aslan - Balon
Mehmet Balcı - Düşün
Mehmet Balcı - Çok eskiden
Ahmet Çelebi - Bana birşeyler anlat...
Av. Mustafa Büyükgüner - Aliya, Allahın arsla...
Muhsin Hamdi Alkış - İki nehir arası barı...
Halis Arlıoğlu - Nevzuhur müçtehitler...
Halis Arlıoğlu - Dağlar
Kürsü Kainatın Efendisi - Mucize
Murat Yaramaz - Biraz daha beklersem
Murat Yaramaz - 102.sayı mizah köşes...
Murat Yaramaz - Dumlupınar
Murat Yaramaz - Kahraman
Kenan Aydınoğlu - ŞAİR OLMAĞIMA BİR ÖM...
Mehmet Akif Bozkurt - Mazlum kardeşim
Ferhat Nitin - Kırık düşler geçidi
Mehmet izzet Gülenler - Özgürlüğe kaçış
Mevlüt Yavuz - Zamanı değil
İradə AYTEL - Sən mənim ...
İlkin ƏHMƏD - VƏTƏNİN
Qafqaz ƏVƏZOĞLU - SƏNİN NƏYİ...
Namiq HACIHEYDƏRLİ - ÖLÜMƏ GEDİR'...
Gülşen Ayhan - Tüm klişeleri yıkmak...
Güllər MƏMMƏDQIZI - Oğul
Eyyub MEMMEDOV - MƏZARLAR DA DAN...
Hacer Taner Bulut - Yaşlı tilki urkani
Suleyman Abdulla - Portret
Nəcibə İLKİN - Şairler günü
Mertali Mermer - Gökyüzü ile muhabbet
İlham MİKAYIL - Ala yurdumu
Eldar Nəsib SİBİRYEL - Bağışla
Əziz Musa - QOYMA QOCALMAĞA
Afət VİLƏŞSOY - ANAMDAN İNCİMƏ
İbrahim SƏFƏRLİ - KƏLBƏC'...
Məhəmməd NƏRİMANOĞLU - KƏLBƏC'...
Nemət TAHİR - Yaz yağışı
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaret�i Say�s� Toplam : 6470837
 Bug�n : 6307
 Tekil Ziyaret�i Say�s� Toplam : 487023
 Bug�n : 126
 Tekil Ziyaret�i Say�s� (d�n) Toplam : 150
 102. Say�ya B�rak�lan Yorum Say�s� Toplam : 3
 ï¿½nceki Say�ya B�rak�lan Yorum Say�s� Toplam : 12
Son Güncellenme: 23 Temmuz 2019
Künye | Abonelik | İletişim