Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 30 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     513 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Aradığımız ruh
Av. Mustafa Büyükgüner

  Sayı: 104 -

Anadolu toprakları, Osmanlı döneminden beri farklı ırktan ve dinden mültecileri misafir etti. Herkesin barış içerisinde yaşadığı bu vatanda Suriyeliler’in neden sürekli tartışma konusu yapıldığını ve niçin küçücük bir olayda bile nazarların Suriyeli mültecilerin üzerine yöneldiğini hiç düşündünüz mü?..

Bahsettiğim elbette sosyal medyada bilinçli olarak yapılan yayınlar değil. Bunun benzerleri milletimizin basireti sayesinde kitleleri etkilemekten uzak kaldı. Ancak toplumdaki menfi Suriyeli algısı bu sefer merkezden muhite doğru yayılmıyor; bilakis muhitte olan, yani toplum nazarında olan bu menfi algı, büyüyerek çeşitli merkezlerin dikkatini çekiyor ve bir istismar malzemesi olarak kullanılıyor.

Burada bir şey var… Bütün etnik kimliklerin ve çeşitli din ve inanç farklılıklarına sahip insanların sığdığı bu topraklara Suriyeliler neden sığamıyor?..

Üstelik 100 yıl kadar önce, Suriye’de yaşanılanların bir benzeri Anadolu’da yaşanmışken… Yani milletimizin hafızasında halen işgal anıları tazeyken, benzer bir zulme maruz kalan Suriyeliler’e karşı bu menfi tutumun altında ne var?

Bundan yüz yıl önce, Anadolu toprakları dört bir yandan işgal edilmeye başlandığında, Türk Milleti bir refleks oluşturdu… Belki önceki savaşlardaki mağlubiyetler ve özellikle Avrupa’dan Anadolu’ya karşı başlayan ricatten kaynaklanan bir kamuoyu vardı, belki bu acılar milletin işgale karşı hassasiyetini arttırmıştı… Ancak ne olursa olsun… Anadolu’nun dört bir yanından başlayan işgale karşı Türk Milleti önce fert fert, ardından da cemiyet nazarında bir karakter gösterdi…

İşgale karşı direnişin ilk tohumları da böyle atıldı. Ardından kurulan cemiyetler, müfrezeler, topyekûn seferberlik bu direnişin aksiyonunu oluşturdu. Mitingler, gazete yazıları ve ülkenin münevverleri ise bu direnişin fikri altyapısını oluşturdu ve dünya kamuoyu nezdinde Türk’ün haklı dâvâsını her fırsatta anlattı…

Toplum nazarında meydana çıkan bu ruh, sahadaki aksiyoncuların gücünü arttırdı ve kısa bir süre içerisinde işgal tersine döndü… Elbette her milletin bir karakteri var, bu karakter de en saf haliyle milletlerin zor duruma düştüğü zamanlarda ortaya çıkıyor.

Daha sonradan gerçek olmadığı yönünde pek çok açıklama yapılmışsa da, Türk’ün karakterini göstermesi bakımından elimizdeki sayısız örnekten birini hatırlayalım:

Birinci Dünya Savaşı sırasında Avustralya’da yaşayan iki Osmanlı Tebaası Türk, Avustralyalı askerlerin Çanakkale’de Osmanlı’ya karşı savaştıklarını duyunca “Bu kefereler bizim devletimizle savaştıklarına göre, bizim de burada bunlarla savaşmamız lâzım gelir” diyerek Avustralya devletine savaş açıyorlar ve şehit edilene kadar da gayri nizami harp teknikleri ile savaşıyorlar. İki kişinin koca devleti ne kadar zor duruma düşürdüğü o günün basınında da yer alıyor.

Daha sonrasında bu olayın gerçek olmadığı, meselenin bir adi vaka olduğu, bu iki kişinin Türk ve Osmanlı tebaasından olmadığı kendi kişisel menfaatleri için çeşitli eylemler yaptıkları açıklandı.

Ancak bu hikâye toplum nazarındaki ilgisini hiç kaybetmedi. Gerçek ne olursa olsun, bu hikâyeyi Türk kamuoyuna anlattığınızda hiç kimse yadırgamıyor. Çünkü bu davranış, ortak bir kültür ve karakterin ürünü olarak en çok Türk’e yakışıyor…

Vatan ve bayrak sevgisinin en üst seviyede olduğu milletimiz; elbette vatanı için savaşmayı ve şehit olmayı da bir onur meselesi olarak algılayıp, muhatap aldığı kişiden de benzer bir refleks bekliyor. Bu refleksi göremeyince de yadırgıyor…

Yaşadığım bölgede Çin’in zulmünden kaçarak Türkiye’ye sığınan pek çok Doğu Türkistanlı soydaşımız var. Bir arkadaşım anlattı; Türkiye’ye sığınmak zorunda kalan Doğu Türkistanlı bir öğrenci kardeşimize “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” diye soruyorlar. “Bordo bereli asker olmak istiyorum.” cevabını alınca da sebebini soruyorlar. Belki ailesinden Türkiye’ye gelemeyenlerin akıbetini bile bilmeyen ve Çin zulmünü en derininden yaşayan bu delikanlı; “Bu devlet zor zamanlarımızda bize sahip çıktı, ancak bu devletin düşmanlarına karşı savaşırsam, borcumu ödeyebilirim…” diyor.

İşte aradığımız ruh, bu ruhtur…

Ve bu ruha sahip soydaşlarımıza kol kanat germemiz, onların dâvâsını kendi dâvâmız gibi sahiplenmemiz ilk önce mâşerî Türk vicdanına karşı bir sorumluluğumuzdur.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Aradığımız ruh... - Sayı 104
Aliya, Allahın arslanı... - Sayı 102
Kardelen...Yüz...... - Sayı 100
Onuncu gün... - Sayı 98
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayı konusu (106): Mevlâna, Yunus etrafında Anadolu irfanı...

Son Eklenen Yorumlardan
 Umut mu, umutsuzluk mu; hayali süsleyen güneş, her şeyi tutuşturmaya yeter; ama bir çiçek ki içte ve... Sinan AYHAN

  O kadar güzel kaleme almış ki sevgiyiSözcükler sevgiKağıt o kaleme alşık olmuş.Yüreğine sağlık A... Gülşen Akkaya

 Sevgili Zafer, inceliğin ve yorumun için teşekkür ederim, "yıllar geçse de aramızdan, bu kalp seni u... Sinan AYHAN

 Amin... Okuyucu

 Maalesef bu virüsün aşısı da ilacı da Yok. Allah ıslah etsin... Ahmet Güney


Hislerin hissizleştiği noktada, onlarda kalan aklın varlığını sürdürebilmek için o noktaya varışın yaratıcısını bile inkâr edebilecek kadar “bencil”leşmesine kılıflar uydurarak (bunu) üstünlükmüş gibi gösterenleri iyi tanımak gerekir.
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1992
Maarif
Nasıl bir insan
İki kelime arasındaki boşluktan geçen ku
Çeyrek asır
Maariften eğitime
Zikir ve ?nemi
En tehlikeli virüs...
Benim 'Caparka'm: G?z? ?ekik Olmayan Bir
Sevgi
İnsanlar anlamaz beni


Ali Erdal - Nasıl bir insan
Ali Erdal - Büyük depremin öncül...
Kadir Bayrak - Filmin sonu
Sinan Ayhan - Türkü, Anadolu harcı...
Necip Fazıl Kısakürek - Maarif
Bedran Yoldaş - Paklanmak
Dergi Editörü - Çeyrek asır
Site Editörü - Maariften eğitime
Mehmet Hasret - Dost cemali
Necdet Uçak - İslâm gelince
Necdet Uçak - Geçer
Necdet Uçak - Değil
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler...
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu ...
M. Nihat Malkoç - Her şey eğitimle baş...
Hızır İrfan Önder - Elem gazeli
Hızır İrfan Önder - Gafil olma
Ayhan Aslan - İhtiras
Olgun Albayrak - Münacaat
Mehmet Balcı - Kurban açıklaması
Mehmet Balcı - Kalmadı
Mehmet Balcı - Doluyum
Yusuf Karagözoğlu - Kazandıklarımızı kay...
Muhsin Hamdi Alkış - Olaylara Bakış-105
Kubilay Ertekin - En tehlikeli virüs.....
Halis Arlıoğlu - Hasret ve hüsranla g...
Halis Arlıoğlu - Felek
Büşra Doğramacı - İnsanlığın maarif da...
Kürsü Kainatın Efendisi - Mucize
Murat Yaramaz - Tedrisat
Murat Yaramaz - Mizah köşesi-105
Murat Yaramaz - Vesile
Murat Yaramaz - Bıçak
Murat Yaramaz - Eğilim
Mehmet izzet Gülenler - Dubalı dünya düzeni ...
Gülşen Ayhan - İki kelime arasındak...
Eyyub MEMMEDOV - Deniz boyu sevgim...
Mertali Mermer - İnsanlar anlamaz ben...
Cemal Karsavan - Kaşım değse kirpiğin...
İlkay Coşkun - Maarif meselemiz
İlkay Coşkun - Mülâkat-105
İlkay Coşkun - Vatanım
Turgut Yıldızan - İnsandan hazreti ins...
Turgut Yıldızan - Öğretmen olabilir mi...
Vildan Poyraz Coşkun - Eğitimde anne eli
Mehmet Şirin Aydemir - Keder kardelenleri
Çakmakçıoğlu - Hangi eğitim
Tuba Kanlıkama - Payitahtın sesi
Mustafa Kadir Atasoy - Göktaşı
Ülvi ƏLƏKBƏRZADƏ - Edilen dualar
Ülvi ƏLƏKBƏRZADƏ - Sevgi notumuz
İlknur Şimşek - 1453
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 7883467
 Bugün : 3090
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 516201
 Bugün : 28
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 63
 105. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 5
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncellenme: 2 Mayıs 2020
Künye | Abonelik | İletişim