Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/KardelenDergi_        Kardelen 30 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     43 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Olaylara bakış - 106
Muhsin Hamdi Alkış

  Sayı: 106 -

Doğu Akdeniz'de Satranç mı Oyun Teorisi mi?

Eskiden bu yana yapılan basit bir benzetmede uluslararası alandaki mücadele büyük bir satranç oyunu gibi hattâ bazen arena tabiriyle ifade edilir. Devletler ve milletler uluslararası güç mücadelelerinde istihbaratı diplomasi ve silâhlı kuvvetleri, kamu iletişimini, medyayı, sivil toplum örgütlerini, ticareti, hukuku bir araç olarak kullanır. Kendi kazançlarını en büyük muhataplarınınkini de en küçük hale getirmek için çabalar. Kısacası sıfır toplamlı bir oyun olarak görür.

Oysa gerçekte uluslararası mücadele bir arena veya satranç oyunu gibi mutlaka ve sadece bir kazananın olduğu diğer tarafın sömürüldüğü bir oyun olmak zorunda değil.

Dahi ama şizofren Nobel ödüllü matematikçi Steve Nash tarafından sunulan Oyun teorisinde oyuncuların sadece birinin maksimum kazancı değil, oyuncuların çoğunluğun daha düşük ama garantili kazancına ulaşmak söz konusudur. Çokça ekonomi alanında kullanılan teori, oyuncular arasındaki stratejik  etkileşimi  inceler.  Stratejik etkileşim,  herhangi  bir  oyuncunun refahının  diğer  oyuncuların hamlelerine bağlı olduğu durumlardır.

Türkiye Doğu Akdeniz, Suriye, Irak, Adalar denizi, Yunanistan problemleri, AB ilişkileri, Afrika hülasa tüm coğrafyalarda taraf olduğu tüm ihtilaf ve yeni oyun kurma çabalarında maksimalist yani sadece ve bencilce kendi çıkarının en büyük hale getirilmesi değil diğer oyuncuların da menfaat ve haklarını gözeten ve herkesin kazandığı bir oyun kurulmasına gayret ediyor.

Buna karşılık başta Fransa Batı hâlâ daha sömürdüğü (sömürge vergisi almaya devam ediyor) Afrika’da ve saydığımız tüm coğrafyalarda Türkiye’nin sömürücü değil,  birlikte kazandırıcı bu tavrından duyduğu rahatsızlığı maksimalist taleplerini tehditkâr girişimlerle destekleyerek buyurgan küstah kibirli ve edebsiz bir biçimde gösteriyor.  Büyüklüğünü ve gücünü sürekli ifade etmek zorunda kalan bir devlet korkusundan böyle davranıyordur. Havlayan bir köpek aslında kendi korkusundan bunu yapar ve ısırmaz.

Küresel çetenin bir piyonu olan Mösyö Macron bilse iyi eder ki Türkiye olarak biz havuç ve sopa gösterilecek, bir ülke değiliz. Tarihte en zayıf denilen zamanda bile   olmadık amma o sopayı da havucu da sahiplerine iade etmesini bildik.

Gücümüzün etkisi millî gücün tüm unsurlarını seferber edebildiğimizde en  yükseğe çıkar ve bu unsurları bir araya getirmede eksikliklerimizi süratle giderip meselenin sadece bürokratların değil devletin ve milletin yani milli gücün bütün unsurlarının silâhlı kuvvetler, ekonomi, siyaset, sivil toplum, hukuk fakülteleri, siyaset ve toplum bilimleri kamu iletişim stratejileri, dış Türkler ve Akraba topluluklar özetle her mânâda  seferber ederek kazanabileceğimiz bir süreçteyiz.

Bu süreçte birlikte kazanma oyunu stratejisinin gereği olarak bazen sahte ricatlar bazen de sahte hücumlar yaparak millî gücün tüm unsurları kullanılacak, geçici veya kalıcı ittifaklar kurulacak bazen tavizler verilecek bazen de alınacak ve eminiz ki başarıya da ulaşılacak zira; haklı güçlüdür.

Ya Karabağ, Ya Ölüm!

Türkiye’nin Türk dünyasıyla irtibatını kesmek için bir hançer gibi saplanmış proje devlet statüsünde Ermenistan, son aylarda enerji savaşlarının bir piyonu olarak Azerbaycan topraklarına saldırıları arttırınca ülkemizin de şartsız ve tam desteğiyle Azerbaycan ordusu öncelikle işgal altındaki topraklarını ve sonra Karabağ’ı kurtarabilmek için hilâl şeklinde bir taarruz başlattı.

Esasen yaklaşık 30 yıl önce Rus tanklarıyla ezilmiş ve sindirilmiş bir öğrenilmiş çaresizlik halinden mustarip olmakla bugünkü imkânlar arasında çok büyük farklar var. Azerbaycan 30 yıldır ekonomik ve askerî açıdan bu güne hazırlanmıştı. Tüm ordusu Türkiyemizde yetişen subaylar ve kurmaylar aracılığıyla yeniden yapılandırılmıştı. Askerî donanım ve taktik stratejik açıdan Sovyet dönemi Rus bağımlılıklarından kurtulmuştu. Bu sayede savaşın ilk iki haftasında bilhassa konvansiyonel muharebe araçları olan tank ve top bataryalarına karşı SİHA ve kamikaze droneler ile tam bir üstünlük sağlanarak Ermenistan ordusunun bu imkânların yarısı imha edildi. Ordusu mevzilerini silâhlarını teçhizatlarını tanklarını toplarını bırakıp kaçtı.

Ermeni ordusunun verdiği bozgun görüntüsü ve ardından tam nihai darbe indirilerek Karabağ da dâhil tüm toprakların kurtarılması an meselesi iken Rus müdahalesi geldi ve kurnazca Türkiye dışlanarak iki ülke dış işleri bakanları Moskova’ya çağrılıp, 30 yıldır yararsız olduğu kanıtlı minsk grubuna atıf yapan bir ateşkes belgesi dikte edildi ve imzalandı. O Minsk grubunun üyesi Fransa açıkça işgalci Ermenistan tarafından olduğunu beyan ediyor.. Rusya ile Ermenistan aynı savunma anlaşması içerisinde… ABD işgalci Ermenileri değil Türkiye’yi ihtar ediyor ve safını belli ediyor.. Bu Minsk grubu devletlerine güvenip müzakere mi olur?

Maalesef o ana kadar her şeyi dört dörtlük yapan kardeş Azerbaycan sahadaki zaferlerini bu tuzağa düşerek zedelemiş oldu. Oysa Rusların Moskova davetini, işgal altındaki tüm topraklardan çekilinmesi veya en azından kesin bir takvim verilmesi ön şartına bağlayarak reddetmeli Türkiye’nin olmadığı masaya oturmayacağını beyan etmeli idi.

Uluslararası hukuk, BM ve doğal hukukun işgal altındaki topraklarını kurtarmak için savaşan devlete açık bir rıza gösterdiği, iki ülke ekonomik ve askerî olarak bu kadar avantajlı bir konumda iken, Türk konseyi destek açıklamışken, İran’da Güney Azerbaycan Türkleri ayağa kalkmışken ve Türkiye’den her türlü desteği almışken geri adım atması hayal kırıklığına yol açtı.

Müzakereler bile Rusça yürütülen Moskova’da Rusya’nın sanki SSCB dönemindeymişçesine patronluk taslamasına, halk tabiriyle racon kesmesine müsaade edilmemeli idi. Kardeş Azerbaycan gardını indirdiği an Moskova davetini kabul ettiği andı! İşte orda darbeyi aldı. Elbette ki bürokrasi kadrolarının hâlâ Rus etkisinde (hattâ belki ajanı) olduğunu daha yenice dış işleri bakanının görevden alındığını, Genelkurmay başkanı hakkında da aynı neviden söylentiler olduğunu unutmamak lâzım… Ancak hangi istiklâl vardır ki yabancıların merhametiyle vücut bulsun? Bedel ödenmeden işgal bitmeyecektir.  Karabağ ve işgal altındaki toprakları kurtarmak Azerbaycan’ın devlet olma sınavıdır.

Daha ilk saatlerinden ateşkesin ihlâl edilip sivillere direk saldırarak savaş ve insanlık suçu işleyen Ermenistan’a ateşkesin bittiği ve savaşın işgal sona erdiğinde biteceği ihtar edilip topyekün seferberlik ve kış bastırmadan her cephede taarruzdan başka çare yoktur.

YA ZAFER YA İZMİHLAL!

YA KARABAĞ YA ÖLÜM!


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Olaylara bakış - 106... - Sayı 106
Olaylara Bakış-105... - Sayı 105
Olaylara Bakış (Nisan-May... - Sayı 104
Ah Türkistan ah Türkeli!... - Sayı 104
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayı konusu (107): Üstte gök basmasa altta yer delinmese senin ilini ve töreni kim bozabilir? Birlikten kuvvet doğar; doğudan batıya, kuzeyden güneye hepsi bir örgüde, hepsi bir ilmekte; Türk Birliği...

Son Eklenen Yorumlardan
 Güzel tesbitler... Yüreğine kalemine sağlık. Mevlam nice faydalı yazılar kaleme almak nasip etsin in... Süleyman Okur

 Umut mu, umutsuzluk mu; hayali süsleyen güneş, her şeyi tutuşturmaya yeter; ama bir çiçek ki içte ve... Sinan AYHAN

  O kadar güzel kaleme almış ki sevgiyiSözcükler sevgiKağıt o kaleme alşık olmuş.Yüreğine sağlık A... Gülşen Akkaya

 Sevgili Zafer, inceliğin ve yorumun için teşekkür ederim, "yıllar geçse de aramızdan, bu kalp seni u... Sinan AYHAN

 Amin... Okuyucu


ACIYORUM

Millet, Meclis’i seçiyor...

Meclis, millet namına kanun yapıyor...

Anayasa Mahkemesi de bu kanunları bozabiliyor...

 

Şimdi söyleyin:

Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletin mi?

Hâkimiyet kayıt ve şartla mı milletin?

Hâkimiyet kayıtsız şartsız Anayasa Mahkemesi’nin mi?

Hâkimiyet kayıt ve şartla Anayasa Mahkemesi’nin mi?..

(Kardelen; 13; Mart 1997)

 

ACIYORUM

Bir takım kimselerin, yetkilerini aşarak, kanun dışı teşkilâtlar kurduğu ve kanun dışı faaliyetlerde bulunduğu artık kimsenin yok diyemeyeceği bir gerçek halinde ortaya çıktı.

Bunlar, başlangıçta en azından, kanunların kötülerle ve kötülükle mücadelede yetersiz kaldığını düşünüyor.

Böyle örgütlere karşı çıkanlar da, gizli ve kanun dışı teşkilât kurulacağına falan falan kanunlara ve filân filân mekanizmalara dayanarak şöyle şöyle mücadele mümkündür, demiyorlar...

 

Öyleyse...

Ya bu ülkede kanunlar ve işleyen mekanizma yetersizdir... Ya devleti idare edenler...

Bu işin (ya)sı, (ma)sı yok... Hem kanunlar ve işleyen mekanizma, hem idareciler yetersiz...

(Kardelen; 13; Mart 1997)
66
Kin ve nefretten beslenen müfteri müfsit
Gurur ve hüzün
İrfan işinde plân
Zincirli kaya
Türk kimliğini nerede arayalım?


Yavuz Sert - Röportaj - Abdullah ...
Yavuz Sert - Hazreti Mevlânâ okum...
Yavuz Sert - Bir bürokrat şârih: ...
Ali Erdal - Türk kimliğini nered...
Ali Erdal - Anadolu deyince...
Kadir Bayrak - Anadolu; Âb-ı hayat
Sinan Ayhan - Bizi tutan harç ve m...
Necip Fazıl Kısakürek - İrfan işinde plân
Fatma Pekşen - Parkta bir bayram sa...
Dergi Editörü - Zincirli kaya
Site Editörü - İlim ve irfan
Mehmet Hasret - Ana sütü gibi helâl
Necdet Uçak - Toprak
Necdet Uçak - Kardeşiz
Necdet Uçak - Güne besmeleyle başl...
Altan Atan - Üst akıl
Mustafa Büyükgüner - on dört, otuz yedi, ...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu ...
Hızır İrfan Önder - Erdem Beyazıta mektu...
Hızır İrfan Önder - Yunus Yunus
Ayhan Aslan - Bam teli
Ayhan Aslan - Acı kahve
Ayhan Aslan - Merhaba
Ayhan Aslan - Kemiksiz
Ayhan Aslan - Ulu sevda
Ayhan Aslan - Vicdan
Olgun Albayrak - Hoşgör bizi
Mehmet Balcı - Dedecim
Mehmet Balcı - Şiir hayatımdır
Muhsin Hamdi Alkış - Olaylara bakış - 106
Kubilay Ertekin - Kin ve nefretten bes...
Halis Arlıoğlu - Gurur ve hüzün
Ahmet Değirmenci - Neler olur neler
Büşra Doğramacı - Kaygı atlası
Kürsü Kainatın Efendisi - Mucize
Murat Yaramaz - Cami duvarı
Murat Yaramaz - Cuma
Murat Yaramaz - Kadir
Erdal Kozankaya - Haydi sil gözyaşları...
Mehmet izzet Gülenler - Dubalı dünya düzeni ...
Erkan Karakaya - Son gemi
Gülşen Ayhan - Yazı renginde melodi...
Mertali Mermer - Benliğini arayan
Cemal Karsavan - Risale-i Hayat Mekte...
İlkay Coşkun - Mesnevî bağlamında f...
Erdal Kurtuldu - Modern dünya rüya mı...
Zafer Nefer - Mühür; iyi günlerde ...
Makbule Özdemir - Aşkın uğruna
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 7987316
 Bugün : 1536
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 518543
 Bugün : 79
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 133
 106. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncellenme: 15 Kasım 2020
Künye | Abonelik | İletişim