Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 35 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     3321 kez okundu.     1 yorum bırakıldı.     Yazara Mesaj

?ELYK-SAN FORMASYONU
Ramazan Yylmaz

  Sayı: 45 - Temmuz / Eylül 2004

“Dersimiz edebiyat değil mi?..”
“Hayır, kompozisyon öğretmenim!..”
“Edebiyat. Edebiyat... Çıkarın bakalım kâğıtlarınızı.”
“Hocam, yazılıyı ertelesek olmaz mı? Bugün üç tane yazılımız var da!.. Hiç değilse bu ders kompozisyon yazılısı yapalım, edebiyatı bir sonraki derse erteleyelim!...”
“Sorular teksir edilip çoğaltıldı; hazır elinize veriyorum. Çok kolay, ben sizi sizden iyi düşünürüm. “A” ve “B” diye iki grupsunuz; öne uzanmak, arkaya dönmek yasak. Süre kırk dakika...Hey, sen, çok konuşup durma, gel buraya, şu soru kâğıtlarını pencere tarafında oturanlara dağıt!..”
Meçhul öğrenci sesleri:
- Eyvah, yandık!
- Hem de ne yandık!
- Silgiyi bölüşelim Cemal, şimdi daldı mıydı düşünmeye, kıpırdayanı kopya çekti sanır, kâğıdını hemen elinden alır. Artık bir şey anlatamazsın, seni dinlemez!..
Sorular yeterince açık ve nettir, çocuklar; istediğiniz sorudan başlayabilirsiniz.
Öğretmenim, divan kelimesinin öteki anlamlarını da yazacak mıyız, üçüncü sorudaki?..
Sorudan ne anlıyorsanız onu yazacaksınız! Şişt!.. Sen, kes sesini, alırım kâğıdını!..
- Tabii yazacaksın divanı, şairlerin divanını; divan edebiyatını yazmayacaksın da ne yazacaksın sersem çocuk? Divan: Toplantı, toplantı yeri, yüksek huzur, padişah divanı; sadrazam, vezir-vüzera, kethüda, defterdar, kalemdar...
Aman Allah’ım, Osmanlı saraylarında, köşklerinde, kasırlarında gelirin, giderinin hesabını tutmayan Osmanlı paşalarının evlerinde ne muazzam divan toplantıları olup, edebiyattan, sanattan, siyasetten konuşulur. Herkesin, az-çok, Allah ne kabiliyet verdiyse, yazdığı bir şiir defteri vardır, adına divan denir; herkes orda divanını açar, sırası gelen okur.
Ve şimdi onların arasında olmak varmış! Ne muazzam tencere pazarlanırdı ama! Gazel, kaside, murabba, mesnevi sohbetleri arasında marifetli çelik tencere seti! Evet, bunu mükemmel yapardım. Sırtımdaki çantadan divan çıkarır gibi tencere katalogu çıkarır, hepsine, oradaki herkese dağıtır, tanıtımı yapardım ve marifetli tencere setinden bir değil, birkaç düzine bana mısın demezdi!..
Ama ne harika bir şey olurdu, ayna gibi parlak nikel-krom alaşımlı tencerenin içini Osmanlılara götürüvermek yeterdi. Estetiği, güzeli, güzelliği bilir Osmanlı, dayanamazdı krom-nikel alışımı çelik tabanlı tencereye. Osmanlı kızlarının çeyizlerinde çelik tencereler! Adam Osmanlı, bir değil, birkaç tencere seti birden satın alırlardı valla, oğulları için, kızları için; paşalar torunları için! Ne olacak, hepsi zengin, imparatorluk vatandaşı onlar!
İmparatorluk Türkiye’sinin evlerinde, köşklerinde, saraylarında sağlıklı ahşap koltuklar kullanılırdı; divanlarına elde dokuma halılar serilirdi; en fakirinin evlerindeki minderlerde kuş tüyü yastıklar olurdu!.. Öyle değilse, kuş tüyü yastık deyimi Ata Yurdu’ndan Ana yurda, ta günümüze kadar nasıl gelecekti?..
Misafirler, Tanrı misafiri; artık çelik tencereyi tanımış bir Osmanlı, misafire hürmeti, misafire izzeti-i ikramı bakır kaplarda yapacak değildi ya!.. Tabii ki çelik tencere onların işine daha çok yarar! Şöminelerde yanan ateşin alevleri bacadan uçup gidiyor. Odun ocaklarında bir çeki odunla bir güveç ancak pişiyor. Yanan paradır. Üç-beş ardıç odunu, birkaç cılız alev! Ne müthiş bir savurganlık! Her odada bir ocak yahut bir şömine, bu ejderhaların ağızlarından İslâm',  pis, sis savruluyor gökyüzüne!
Bir mum alevi üstünde yumurta pişiren marifetli tencere o zamanda olsaydı, bu korkunç sarfiyata hizmet lüzum kalmazdı. Uf, korkunç sarfiyat ve yalnız tüketim! Osmanlı boşuna yıkılmamış, bu tüketime yine çok iyi dayanmış. Bir Osmanlı paşasının köşkünde yanan odunlar, beş yüz dairelik bir sitenin yakıtını karşılar. Evet, Osmanlı, sanayisin kurup sistemini geliştirebilseydi, çökmezdi. Evet, çökmezdi ama, ne yazık ki bir marifetli tencereden bile yoksun kaldılar, şu zevk ve saadete ulaşamadılar! Osmanlı, kendi kendini savurdu. Tabii ki o kadar büyük savurganlığa Osmanlı da olsa dayanamazdı!..
Paşa hazretleri:
- Uzak zamanların genç adamı, aziz misafirlerimiz hazır buradayken, bize marifetli tencereleri tanıtır mısınız?
- Derhal paşam!..
........................
Muhterem Osmanlılar, ateşi kısın, kısabildiğiniz kadar. Yanlış oldu, geldiğim çağda tüp kullanılırdı düzeltiyorum, odunları çekebildiğiniz kadar kenara çekiniz! On dakika içinde, kapağın kenarında hafif bir buharın çıktığını göreceksiniz, işte o zaman isterseniz tencerenin altını tamamen söndürebilirsiniz. Artı o kadarla bile yemek pişer. Elli yıl garantisi var, ta Cumhuriyet’e kadar!..”
Öğretmenim... Öğretmenim...
“?!”
“Öğretmenim, pencereyi açabilir miyim?”
“Yo, hayır, buharı kaçar! Affedersiniz, pencere mi?.. Tabii, tabi ki açabilirsiniz, bu ev sizin!..”
Öğretmenim, kâğıdını veren dışarı çıkabilir mi?..
Evet , Çocuklar, on dakikanız kaldı. Kâğıdı erken verip de dışarı çıkmak yok. İki dakika kala kalemleriniz bırakıp görüldü yapmadan kâğıtlarınızı sıra numarasıyla masaya bırakınız...
Fırsatçı, hey, sen, konuşma, alırım kâğıdını!..

Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Ekleyen : sema    10.11.2007
Yorum : cok enteresan bir yazıydı.. okumaya ılk basladıgım da hepımızın yasadıgı bır sınav olarak dusundumm simdi ise mesaj yerıne ulastı..tesekkurler





 
YTYRAFLARIM (Tolstoy)... - Sayı 49
?ELYK-SAN FORMASYONU... - Sayı 45
HERKESE BİR YILDIZ... - Sayı 44
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (127):
Sünnete uygun beslenme...

Son Eklenen Yorumlardan
 Bugün 18.11.2025Konu nedir? ...

 Deprem kuşağında yer alan ülkemizde: çok katlı yapılar yerine, tek katlı bahçeli evlerde yaşamak asl... yusuf

 Muazzam bir çalışma olmuş,tebrik ediyorum.... Ahmet Durmuş

 yukarıdaki hikayeyi ve eklemeleri yazan kişi biraz zorlamayla günün modasına uymuş işi dış güçlere a... HALİL KÖSE

 test"... test


ACIYORUM

Millet, Meclis’i seçiyor...

Meclis, millet namına kanun yapıyor...

Anayasa Mahkemesi de bu kanunları bozabiliyor...

 

Şimdi söyleyin:

Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletin mi?

Hâkimiyet kayıt ve şartla mı milletin?

Hâkimiyet kayıtsız şartsız Anayasa Mahkemesi’nin mi?

Hâkimiyet kayıt ve şartla Anayasa Mahkemesi’nin mi?..

(Kardelen; 13; Mart 1997)

 

ACIYORUM

Bir takım kimselerin, yetkilerini aşarak, kanun dışı teşkilâtlar kurduğu ve kanun dışı faaliyetlerde bulunduğu artık kimsenin yok diyemeyeceği bir gerçek halinde ortaya çıktı.

Bunlar, başlangıçta en azından, kanunların kötülerle ve kötülükle mücadelede yetersiz kaldığını düşünüyor.

Böyle örgütlere karşı çıkanlar da, gizli ve kanun dışı teşkilât kurulacağına falan falan kanunlara ve filân filân mekanizmalara dayanarak şöyle şöyle mücadele mümkündür, demiyorlar...

 

Öyleyse...

Ya bu ülkede kanunlar ve işleyen mekanizma yetersizdir... Ya devleti idare edenler...

Bu işin (ya)sı, (ma)sı yok... Hem kanunlar ve işleyen mekanizma, hem idareciler yetersiz...

(Kardelen; 13; Mart 1997)
66
Hakkın hâdimleri ve bâtılın vekâlet sava
Ehl-i gönül
Nesl-i muazzez
Nereye kadar?
Gazze, ümmetin imtihanıdır
Gelecek sayı (127) konusu


Ali Erdal - Nereye kadar?
Kadir Bayrak - Mukaddes beldelere-2
Ekrem Yılmaz - Korkaklar
Ekrem Yılmaz - Nerdeyiz
Fatma Pekşen - Dağlara çen düşende
Dergi Editörü - Ben kazandım, biz ka...
Site Editörü - Vekâlet savaşları
Necip Fazıl - Yahudi (Terkip ve Te...
Necdet Uçak - Annem var güzel anne...
Necdet Uçak - Bu vatan bizim
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı (127) k...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Kardelen Dergisi - Gazze ateşkes görüşm...
M. Nihat Malkoç - Gördüm seni, gördüm ...
M. Nihat Malkoç - Gazze, ümmetin imtih...
Zaimoğlu - Gündüz, geceye muhta...
Zaimoğlu - Sağlam kulp
Halis Arlıoğlu - Hâramiler
Halis Arlıoğlu - Meçhule hitap
Ahmet Değirmenci - Geri verin
Ahmet Değirmenci - Kurban
Ahmet Değirmenci - İki ara bir dere
Büşra Duru - İslâmın meşalesi ile...
Remzi Kokargül - Malatya suskun, durg...
Murat Yaramaz - Şüphe
Murat Yaramaz - Amnezi
Gözlemci - Hadiselere bakış
Mahmut Topbaşlı - Duruldum
Mahmut Topbaşlı - Cemre sancıları
Cahit Ay - Kimdendir
Cahit Ay - Ondördünde
Cahit Ay - Sana geliyor
Rıdvan Yıldız - Kaş ve bulut
Vahid Aslan - Adam olmaq derdi
Vahid Aslan - Günəbaxanlar
Emine Öztürk - Yolun sonu
Osman Akçay - Büyük camgözlerle yü...
Mustafa Makas - Vesâyet savaşları
Yaşar Akyay - Hakkın hâdimleri ve ...
İbrahim Durmaz - Kızılelma
Mehmet Emin Armağan - Nesl-i muazzez
Mehmet Emin Armağan - Ehl-i gönül
Mustafa Kozlu - Mutluluk
Uğur Utkan - Hz. Ebubekir Sıddık
Kemal Çerçibaşı - Bir yıldırım çarptı ...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 16313691
 Bugün : 1455
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 693825
 Bugün : 108
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 233
 126. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 1
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim