Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 26 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     3779 kez okundu.     1 yorum bırakıldı.     Yazara Mesaj

Tozlaryny silelim!..
Ali Erdal

  Sayı: 63 - Ekim / Aralık 2008

Kur'ân-ı Kerîm'in muhafazasını, onu indiren Allah (cc) taahhüt etti. Ve yazıyı muhafazaya vesile kıldı. Hazinesinde imkân mı yok; başka bir şeyi de vesile edebilir, başka bir sebep de yaratabilirdi... Buna herkesin bildiği, sadece İslâm'a ait bir örnek de var: HAFIZLIK!.. Mucizelerinden biri olarak, sadece Kur'ân-ı Kerîm, başından sonuna kadar ezberlenebilmiştir. Bu ezberleme, bütün İslâm dünyasını saran bir müessese olmuştur. Öyle ki, bir kitabı ezberlemeye özenenler, İslâm'ın bu deyimini kullanmışlardır. Nazım Hikmet, 'Kapital'i ezberlemek istiyorum' yerine "Hafız-ı Kapital olmak istiyorum" demiş. Ama bu lâf olarak kalmıştır. İlk ayetle başlayan hafızlık 15 asırdır yaşıyor... Hıfz için Kur'ân, yazıya muhtaç değil! Allah, muhafazaya vesile kılmakla yazıya şeref kazandırdı... Elim kalem tutanlara, ince bir emir verdi. Yoksa, insana konuşma nimeti veren Mâlik-ül-Mülk, dağları taşları bile hafız yapabilirdi!..

Her sahabî, "Elemin"in (sav) yetiştirdiği eminlerdir ve buyurulduğu gibi hepsi birer kurtarıcı yıldızdır... Âmenna!.. Ama ayetleri yazıya geçiren sahabîlar, bir de "SIR KÂTİBİ / Vahiy Kâtibi" olmak gibi bir seviyeye yükseldiler... "Kâtip" değil sadece, "SIR KÂTİBİ"... Ayetleri yazıya geçirmeleri sayesinde...

Vahyettiği ilk ayette Yüce Allah, kalemle yazmayı öğrettiğini, bunun da nihayetsiz kerem sahibi olmasının icabı ve tabiî sonucu olduğunu beyan buyuruyor: "Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku! Rabbin nihayetsiz kerem sahibidir. Ki O, kalemle (yazmayı) öğretendir" (Alâk S. 1-4). Yazma kapasitesi, Allah'ın "eşref-i mahlûkat"ına, nihayetsiz kerem sahibi olmasının tabiî bir sonucu olarak lütfu ve ihsanı... Böyle olduğunu bizzat Allah bildiriyor. Hem de yeminle... Saymakla tükenmeyecek nimetlerinden biri üzerine yemin... Her şeyi yoktan var eden, hiçbir şeye muhtaç olmayan bilakis herkesin muhtaç olduğu Kâmil Kudret, 'KALEM' üzerine yemin ediyor... Hem de devamında, her şeye yemin edenleri şiddetle kınıyor... Evet, buna rağmen yemin!.. "Hokka ile kaleme (erbab-ı kalemin) yazmakta oldukları şeylere andolsun ki...". (Kalem S. 1). Kalemin seviyesine, yerine ve değerine bakın ki, kalemi de yaratan, onun üzerine yemin ediyor... Tükenmez hazinesi içinde, sayıya ve hesaba gelmeyecek mahlûkatından ve nimetinden biri üzerine... Ona malzeme sağlayan üzerine de...

Elmalılı Hamdi Yazır Tefsir'inde, "Yemin edilen kalemden maksat kendisi değil, yazdıklarıdır... Onun arkasındaki akıl ve idraktir." diyor. Demek ki, yazmak akıl ve idrakin ürünü... Taşları kazıyan âletten, tüye, ağaca, klavyeye, hattâ klavyesiz yazma imkânına kadar, kullanılan âlet ne olursa olsun mücerret düşünce ve ifade kapasitesinin müşahhas timsali kalem (ve ona malzeme sağlayan hokka)... Fikri ortaya çıkaran ve onu toplumun ve gelecek nesillerin malı yapan, kitabı meydana getiren araç... Mücerret düşünce ve fikri müşahhas hale getiren ve herkesin önüne koyan, fikri herkesin yani kamunun malı yapan alet...

İnsanlığın Ufku'nun (sav) göz kırpmasından savaşlarına kadar hayat örneği davranışları ve sükûtundan hutbelerine kadar, iki cihan saadetini kazandıracak hayat düsturu sözleri; gönülden gönüle aktarıla gelirken, gün gün bu hazinelerden birinin kaybolması, emsalsiz bir titizlik ve itiraz edilemeyecek bir usulle yazıya geçirilmeleriyle önlendi. Kalem taşıdı, yüce ahlâkı ve mübarek sözleri, dünya gözüyle O'nu görmek saadetinden mahrum ümmetine... Bizlere!.. Fikri ortaya çıkaran ve onu toplumun ve gelecek nesillerin malı yapan, gelecek nesillerin kafalarını ve gönüllerini besleyen kitabı meydana getiren araç sayesinde... Öyle olmasaydı, ne olurdu halimiz?!..

"Kitap mefhumu bizde azizdir. Zira en büyük kitap Allah'ındır. Allah'a bağlı olmayanlara 'kitapsız!' diye hakaret edilmesi de aynı mânânın nihaî tecellisiyle yokluğundaki felâkete işaret..." "Kitap mefhumunun bir ucunda Allah, öbür ucunda da sonsuzluk var. İnsanoğlunun ebedlerce fethede ede bitiremeyeceği sonsuzluk..." (Necip Fazıl)... Kitapsızlığın en uç örnekleri, küfrün en muannit tipleri... Nemrutlar, Firavunlar ve benzerleri... Onlardan bir tek satır, kısacık bir cümle bile günümüze gelmemiş olması, -gelememiş değil gelmemiş; yok ki gelsin- 'Kitab'a inanmamanın dünyadaki ibretlik akıbeti... Kitab'a inanmayanın tabiî olarak kalemi de olmadı. Nemrutlardan ve Firavunlardan günümüze, korku filimlerinin baş malzemesi mumyaları ile kalplerinin katılığı ve soğukluğunun belgesi ve simgesi taştan temsillerinden, geniş alanı işgal eden saray misali hattâ saraydan gösterişli ve kibirli taş mezarlarından başka bir şey intikal etmedi. Kullandıkları silâhlarından, yiyip içtikleri kaplarından, ürpertici mumyalarına kadar yer verilen bu tantanalı mezarlarında tek kelimelik bile bir söz yok... İnsanlığın hafızasında onlar hakkında azılı ve muannit birer kâfir olduklarından başka bir kanaat yok. Görüyor musunuz "Belhüm adal" olmanın dünyadaki akıbetini...

Dünyada gelişme namına ne varsa kalem sayesinde... İslâm dünyası kaleme aşkla sarıldığı zamanlarda Çin'den İspanya'ya, Afrika'nın kuzeyinden Hazar denizine kadar geniş alanda hâkim olmuştu... Çünkü her dava, (hattâ her şey) önce fikirde kazanılır, fikirle kazanılır. Eşkıya bile, 'zenginden alıp, fakire vermek' tesellisine muhtaç. Dünyanın yuvarlak olduğunu söyleyeni cezalandıran Batı, bugünkü madde sahasındaki hâkimiyetini, İslâm dünyasından aldığı kalem ürünlerini hayata geçirmesi sayesinde kurdu. "Devlet-i âli"yi, milletimizin "Kitab"a inancı kurdu ve büyük yaptı. İstanbul, Kâinat Efendisi'nin "Müjdesi"nin kalemle gelecek nesillere aktarılması sayesinde fethedildi. "Ardına çil çil kubbeler serpen ordu"yu kalem kurdu. Tabiî ki kılıçtan keskin, yani etkili... Kılıç, onun rehberliği sayesinde, ameliyat neşteri olur veya rehberliğinden mahrumsa, katilin kanlı bıçağı... Yükselme dönemi kalem ürünleri ile diğer zamanlardakileri, (meselâ Tanzimat dönemi) kıyaslarsak her şey apaçık ortaya çıkar. Her sahada "avazeyi âleme Davut gibi salanlar" ve "Kubbede hoş seda bırakanlar" hep kalem verimlerinin en yüksek olduğu zamanda...

Açık ve net emir: "Oku!"... Kalem üzerine yemin; "kalem erbabı"na, okuduktan sonra sıranın yazmaya geldiğine dair ince bir emir değil midir? Kim okusun?..

Bugün dünyanın ve İslâm âleminin göbeğini işgal eden zalimler, bütün güçlerine rağmen, "demokrasi getirmek" gibi, (kendilerinin de yalan olduğunu bildikleri) yalandan başka fikir söyleyemedikleri için, başta kendi askerlerinin, sonra dünya kamuoyun gözünde yeniktirler. Görüyor musunuz, -yalan da olsa- fikre dayanmak gerekiyormuş... Bir filimde görmüştüm... Suçsuz bir kadını öldürmeye mecbur edilen genç, kadının üzerine "fahişe!" diyerek yürüyor... Kendince yalan da olsa, kendi nefsine hareketini kabul ettirecek ve aklınca öldürmeyi haklı kılacak. Fakat kadının gözlerindeki (ben fahişe değilim) ifadesini görünce cinayeti işleyemiyor. İslâm dünyası, zalimlere fikirle cevap verecek güçte olsaydı, Irak işgal edilemezdi. Biliyorlar ki, biz acz içindeyiz. Endülüs, ıstırabını çeken kalemler olmadığı için yıkıldı; geriye anne Ayşe Sultan'ın "Yiğitler gibi memleketini savunmayan, böyle kadınlar gibi ağlar" sözü kaldı. Endülüs'ü bir kere de bu düşünce ile ele almamız gerekmez mi?

Irak'ta mümkün değilse, dünyanın mümkün olan bir yerinde... Irak işgalinin nasıl bir haksızlık ve zulüm olduğunu, şu anda da ne zulümler yapıldığını, bunun için çıkacak bir dergi ile anlatılsa!.. Silâhtan daha etkili olur; bizim gibi üzülmekten başka elinden bir şey gelmeyenlerin desteği ile zulme karşı bir kale olur.

Afganistan'da, yıllardır dökülen kan yerine mürekkep harcansaydı, İsrail'in kuklası, Afganistan'ı işgal edemezdi. Rahmetli Üstat Necip Fazıl, Afganistan'dan gelen bir heyete (o zaman Ruslar'a karşı mücadele ediyorlar) "Şehit olduğunuzla kalırsınız!" demişti. Balkanlar'da, Kafkaslar'da mücadele edenler de işi kılıçtan daha fazla kaleme havale etselerdi, daha köklü ve uzun nefesli bir mücadele olurdu ve netice alınırdı. Rusya'ya karşı her iki cephede niçin başarılı olunamadığının cevabını verecek eser olmadığı için işte böyle şehit olmakla kalınır. Bu şartlarda her karşı çıkış ezilir ve her eziliş, ümitsizlik meydana getirir. Mücadeleler ve mücahit nesiller, birbiri ile kalemle birleştirilemedikçe böyle devam eder. Meselâ Şeyh Şamil'in mücadelesi bu yolla bugüne ışık tutabilir. Mücadele ortak fikir zemini üzerine oturur ve ekolleşir. Dünyanın her yerinde inananları, destekleyenleri olur. Ne yazık ki, Kafkaslara ait romanı yazmak Tolstoy'a kalmıştır. Tolstoy, (Hacı Murat) isimli romanıyla, Rus halkının Kafkas insanına bakışını büyük ölçüde değiştirmiştir.

Nerede Filistin davasının şairi? Irak'taki zulmü, hapishanelerdeki insanlık dışı dehşeti anlatacak roman nerede diyemiyorum, bir dergisi nerede diyemiyorum, hiç olmazsa fotoğraf sergileri de mi açılamaz... Doğu Türkistanlı kardeşlerimiz, sürgünde sembolik bir hükümet kurmayı akıl ediyorlar ama davalarını bir dergi ile anlatmanın gereğini göremiyorlar. Bu yolda benim bildiğim bir tane müsbet örnek var... Ahıska Türkleri... Onlar, bu isimde bir dergi ile bütün esir milletlere örnek olmak idrakini gösterdiler. Ben inanıyorum ki, Bosna'nın bağımsızlığını kazanmasında "Bilge Kral" lâkaplı rahmetli İzzetbeoviç'in eser sahibi olmasının büyük payı oldu.

Başörtüsü konusunda, sergiden konferansa, karikatürden kitaba haklılığımızı, yasağın kanunsuzluğunu anlatsaydık ve bu yolla meseleyi kamuoyunun malı yapsaydık, bugünkü hale düşmezdik. Öyle oldu ki, başörtüsünü yasaklayan bir kanun olmadığı halde, sanki kanun varmış gibi bir iklim meydana getirmeyi başardılar ve başörtüsü âdeta gündemden düştü. Halbuki başörtüsü yasağına sokaklarda tepki yerine, yukarda dediğim gibi sergiden konferansa, karikatürden kitaba "Mısır'daki Sağır Sultan"ın bile dikkatini çekecek her türlü kalem faaliyetleri ile kamuoyunun meselesi yapabilirdik.

Kalemin hakkını veremeyen ve kılıcı kalem gibi kullanmayanlar, zalimlerin elinde oyuncak oluyor... Çünkü kalemsiz mücadele, sadece REFLEKS TEPKİ oluyor... Refleks tepkiler de, haksız yere ve haksız olduğu biline biline, kolayca terör olarak nitelendirilebiliyor. Halbuki bize, "İlmi yazıyla bağlayın!" emri verilmiştir. Efendimiz, hafızasından şikâyet edenlere, "Sağ elinizi yardıma çağırın" buyurmuştur...

Sanıyoruz ki kalemle vakit harcamak yerine sokaklarda bağırmak daha etkili olacak... Sanıyoruz ki kalem; bütün potansiyelimizi sistemli olarak harekete geçirecek bir imkân değil, masamızın kalemliğinde kuzu kuzu tozlanacak bir eşya... Sen, maddede ve mânâda seni dünyaya hâkim kılan kalemi tozlar içinde uyut, rakip dünyanın fuhşa ve malayaniye esir eden oyuncalarıyla oyna ve önüne sürülen sun'i gündemlerle oyalan!.. Olacağı budur!.. Üstelik İslâm dünyasının elinde hem bugüne aktarılacak, hem yenilerinin ele alınacağı o kadar çok malzeme varken... Nasrettin Hoca'nın un var, şeker var, yağ var; ne diye helva yapıp yemiyorsun dediği gibi, bunca imkâna rağmen kalemimiz, masamızdaki kalemlikte tozların içinde uyuyor. Hem de, ikinci binin yenileyicisi İmam-ı Rabbanî'nin "Bu devrin cihadı söz ve fikirdir" emrine rağmen...

Şu dünyanın garabetine bakar mısınız!.. Güçlüler, doğru fikre sahip değil, doğru fikre sahip olanlar ise ne yapmak gerektiğini bilmiyor... Kan gölü olmaz mı böyle dünya... Bir Fransız düşünürün "hemen değilse ne zaman?" dediği gibi... Eli kalem tutanlar, "Silâh başına!" der gibi yepyeni bir aşk ve heyecanla "kalem başına!" deme işini hemen yapmayacaksa, ne zaman yapacak?


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Ekleyen : alper    30.11.2008
Yorum : gerçekten mükemmel bir yazı. Başka söze ne hacet





 
Kedicik... - Sayı 94
Türkçenin serencamı... - Sayı 94
‘PEYGAMBER OCAĞI BENDE TÜ... - Sayı 93
Tek mısra yeter... - Sayı 92
Tüm Yazıları

Gelecek sayı konusu (95): Tasavvuf; herkesin içinde fıtrî olarak var olan aşkı, merkezine, hakikatine yerleştirme ve yüceltme mektebi... Yüce kahramanların harcı... Karşı çıkanlar evvelemirde içlerindeki aşk istadına yazık eder.


Son Eklenen Yorumlardan
 Ekrem, zaman ayırıp cevap lütfetmişsiniz; takdirleriniz, inşallah dua yerine geçer. Çalakalem yazılm... Ali Erdal

 Çok akademik; kılı kırk yararak, hissedilerek, çilesi çekilerek, araştırması olabildiğince yapılarak... ekrem yılmaz

 İsmini belirtmeyen değerli okuyucu... Çok güzel ifade etmişsiniz... Tebrikler ve teşekkürler...... Ali ERDAL

 ALLAH Türk Milletini seviyor; niçini için bir çok gerekçe sayılabilir. Bir kısmı yazıda mevcut. Ama ...

 Bir yazar için en değerli anlardan biri, "Anlaşıldığı An" olmalı...Yazılan bir yarımın, okuyucularıy... Işın Erenoğlu Üstündağ


Batı; kaybettiği noktanın idrâkinde ve kazanacağı noktanın gafili olduğunu -yalnız kendine- ihtar ederek bugünkü buhranını yaşıyor. Biz; tüm taklitçiliğimize rağmen hem birincisinin, hem ikincisinin gafletindeyiz.
Eğer batı gibi kaybettiğimiz noktanın idrakinde olabilseydik, elimizden kaçırdığımız bunca zamandan ötürü eyvahlar eder; kazanacağımız noktanın gafletinden de sıyrılabilirdik…
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Türkçenin serencamı
Topyekûn ölçü
Ninemden bana kalan şey, bahçe ve fındık
Aranan kan
Türk dilini dert edinenler
Türkçenin serencamı
Yavuz Sert - Türk dilini dert edi...
Yavuz Sert - Annelerimiz-15 - Hz....
Ali Erdal - Türkçenin serencamı
Ali Erdal - Kedicik
Kadir Bayrak - Hangi Türkçe?
Sinan Ayhan - Dil kavramı üzerine ...
Sinan Ayhan - Ninemden bana kalan ...
Sinan Ayhan - Konuşan düşünce
Fatma Pekşen - Ses bayrağımız dilim...
Dergi Editörü - Aranan kan
Site Editörü - Ana dilimiz Türkçe
Mehmet Hasret - Bir küçük kedi için ...
Kürsü Nizam - Gıda
Acıyorum -
Necip Fazıl - Topyekûn ölçü
Necip Fazıl - İllet
Necip Fazıl - Kanun
Necdet Uçak - Anadilim Türkçe
Necdet Uçak - Rabbim
Necdet Uçak - Kucak açtık mazlumla...
Necdet Uçak - Niğbolu meydan savaş...
Mustafa Büyükgüner - Türk Budun(u)
Mustafa Büyükgüner - Budinden Yemene sazı...
M. Nihat Malkoç - Tabelâlarda Türkçe k...
M. Nihat Malkoç - Büyülü kelimeler
Hızır İrfan Önder - Hangi hücremde saklı...
İsimsiz - Dilinizi eşek arası ...
İsimsiz - Dil üzerine söylenen...
İktibas - Necip Fazıl
Muhammed İsa Öztürk - Silâhlar
Kubilay Ertekin - Müslümanın ilk vasfı
İbrahim Şaşma - Lüzum müzekkeresi
Halis Arlıoğlu - "Hero" ne demektir?
Halis Arlıoğlu - Arafatta niyâz
Halis Arlıoğlu - Ah bu yalnızlık
Bahadır Kaya - 94.sayı medya sepeti
Er Tuğrul - Eşek arısı ve kemâla...
Murat Yaramaz - 94.sayı mizah köşesi
Murat Yaramaz - Küs
Murat Yaramaz - Silgi
Murat Yaramaz - Gibi
Kamran Murquzov - Azerbaycan toprağına...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 3588570
 Bugün : 901
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 415468
 Bugün : 23
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 99
 94. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 2
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncellenme: 16 Kasım 2017
Künye | Abonelik | İletişim