Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     5998 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

BAŞIMIZIN ÜSTÜNDE YERİ VAR!
Ali Erdal

  Sayı: 44 - Nisan / Haziran 2004

“Saçından bir tel alsam, koysam canıma!..”

Sevgilinin bir tel saçına verilen değere bakın!..

Şarkı böyle söylüyor.

Daha “bir tel saç için…” ne şiirler yazılmış… Saç, zülüf ve kâkülden bahseden sadece şiirler; -roman, hikâye vs bir yana- ciltler tutar.

Saç, sevgilinin timsali, remzi, simgesi… Sevgiyi, sevgiliyi anlatmanın yolu… Sevgili ile iletişimin kapısı… Türküde;

“Saçlarının tellerine;

Kurban olam yellerine!..”

Deniyor… Neden?.. Yeller, sevgilinin saçlarının kokusunu getirecek de onun için… Saçından da öte, arasından geçen yellere bile kurban olunuyor… Kerkük türküsü, zülfün gücünü ne güzel anlatıyor:

“Değme zincir kâr etmez,

Zülfün teli bağ bana!..”

Saç, sevgilinin de sevginin de “simge”si… Kadın, saçıyla ifade edilmiş… Ona göre tasnif edilmiş… Sarışın, kumral, siya (esmer), kızıl… Her renkten saç için, ne türküler yakılmış, ne şiirler söylemiş, ne şarkılar bestelenmiş…

Ha saç, ha sevgili… Dedik ya “simge”… “Saçlarının karasına” diye başlayan türküde ikinci mısra, bunu ifade ediyor:

“Gün doğmuş arasına!..”

“Gün” doğacak yer mi bulamadı da sevgilinin saçlarının arasına doğuyor?

“Gün”, bahtımız; güneş değil… Bahtımız, sevgili ile doğacak… Saçlarının arasından… Saçlarının arasına doğmak bu…

Üstad Necip Fazıl, “Erkeğin en büyük meselesi kadın; insanın en büyük meselesi Allah” diyor… İlk insan (ve ilk Peygamber), atamız Hz. Âdem Aleyhisselâm; uyanıp yanında Havva anamızı görünce, hemen ona dokunmak istiyor… Böyle takdir edilmiş… Erkeğin kadına meyli, kadının da bu isteği uyandıracak cazibede oluşu; Yaratıcı’nın takdiri… Allah’ı sevmeye basamak olsun diye, birbirine sevdirilmiş… Bu meyli ve cazibeyi uyandırmada ve ifadede saç (ve ona bağlı unsurlar) en mühim “simge”… Yani saç, İlâhî aşka gidecek olan yolda en önemli kilometre taşı… Sadece Fuzulî’nin şu beyti bile, bu baş döndürücü, sarhoş edici aşkın ifadesinde “simge”nin rolünü tek başına göstermeye yeter:

“Sergeşteliğim, kâkül-i müşgînin ucunda,

Aşüfteliğim zülf-i perişanın içündür.”

(Aşk sarhoşluğumdan) başımın dönmesi, mis kokulu kâkülün yüzünden… (Kendini kaybetmiş, kendinden geçmiş şu) dağınık halim, perişan zülfün sebebiyledir…

Kerkük türküsü gibi Gevherî de, “Gönlümüz bağlandı zülfün teline!” diyor; aşkın tehlikelerini, aşktan doğacak tehlikeleri de aynı yolla dile getiriyor:

“Kâkülünden gelir gûşüme her dem;

Zincir sesi, Mansur sesi, dâr sesi…”

Kâkülünden gelir kulağıma her dem;

Zincir sesi, Mansur sesi (taşlanarak öldürülmek), darağacının sesi… (Kâkülün için zincirlere bağlanmayı, taşlanarak öldürülmeyi ve darağacında asılmayı göze almışım.)

Denizdeki kumdan bir tane daha… Necati:

“Ayağı yer mi basar, zülfüne berdar olanın;

Zevk ü şevk ile verir cân ü seri döne döne…”

(İpin ucunda asılı olanın havada dönmesi gibi) zülfüne bağlananın, ayakları yerden kesilir;

(Âşık) zevk ve şevkle verir canını ve başını, (asılı ipteki cisim gibi) döne döne (defalarca)…

Saç sadece menfaatsiz sevmenin, aşkın, sevgi sarhoşluğunun ve tehlikelerinin değil, bu yoldaki her şeyin “simge”si…

Masalda, kendisinden “yâdigâr” olarak sevgilisinin, en kıymetli hediyesi “bir tel saç” oluyor kahramana… Ve devlerle savaşa giden yiğit, kendisi için enerji kaynağı olacak “yâdigâr”ı, -bir tutam bile değil- “bir tel saçı”, işlemeli mendil içine sarıyor ve şarkıda söylendiği gibi, canının yani kalbinin üzerine koyuyor… Ne masalı anlatan, ne dinleyen, neden bir tek demiyor… Ha bir teli, ha hepsi… Kalbinde sevgili, üstünde “bir tel sa甅 Bir başka masalda, uzaklara gitmesi gereken şehzade, sevgilisine saçından iki tel veriyor, bunları birbirine sürttüğü anda kendisinin imdadına geleceğini söylüyor… Başka şeye sürtmek bile yok… Saç, sevgiliye yardımın da simgesi… Erkekte saç kuvvet, kudret ve heybet; kadında güzellik ve zarafet… “Saçını süpürge etmek”, fedakârlığın; “saçlarını okşamak” şefkatin, merhametin ve temiz aşkın ifadesi… Çocukta sevimli, gençte cazibeli, cezp edici, ağarınca ölümü hatırlatıcı…

Gözler, saçlardan aşağı kalmaz mı, diyeceksiniz?. Evet, gözlerin tesiri inkâr edilemez ama kirpikler olmasa, gözler, iki su dolu çukurdan ibaret kalmaz mı? Gözler; kalbe gönderilecek “sevgi okları”ndan mahrum olsa, neye yarar? Kirpikler, gözlerden fırlatılan “sevgi oklarının”, maddî temsilcisi, istiaresi… Bir çeşit mektup… Belki gözleri, kem gözlerden koruyor… Kaş terden koruduğu gibi…

Bütün dünyada aşağı yukarı saçın yeri bu… “İmaj” kavramı bize Batı’dan geldi… “İmajını değiştirmek” isteyen saçla başlıyor işe… Batı’da berberler âdetâ canlı tablo haline getiriyorlar kadınların başlarını. Sadece şampuan ve sabun reklâmları bunu ispata yeter. Ressamların kadın portrelerinde saçlar, vazgeçilmez büyülü dalgalar… Uçuşan saçlar, batan bir güneşin önünde veya mehtap önünde ne güzel bir manzara meydana getiri. Büyünün saçla yapılıyor olması, -kötüye kullanılması, âlet edenlerin günahı- tesirini göstermez mi?.. Saçta bir şey var; izahı yapılamayan bir şey… O kadar “var” ki, görülemiyor…

Bugün öyle bir noktaya gelindi ki, sanatkârın yaratıldığından beri sezişle bildirdiğini ilim; açık ve net olarak ortaya koyuyor:

Bir tel saç içinde, insanın bütün özellikleri mevcut…

Çok sevilen Cumhurbaşkanımızın vefatından çok sonra eşi, zehirlenip zehirlenmediği gündeme gelince, kendisinde rahmetlinin saçları bulunduğunu, gerekirse inceleme için ilgililere verebileceğini söylemişti…

Kadında saç dökülmesinin hemen hemen hiç olmaması ve daha geç dökülmesi, hattâ yaşlanınca bile tamamen saçsız kalmaması; Allah’ın onları saçtan, ileri yaşlarda bile mahrum etmemesi gösteriyor ki, kendisi bizatihi güzel olan saç; güzelin güzelliğine güzellik katıyor… Erkekten farkı…

Kadını cılk yumurta gibi soyup gözler önüne seren medyada bazen filân artistin “rol icabı” saçlarını kazıttığı haberleri ve “doğal olarak” resmi yer alır… İri harflerle de bir başlık: “Böyle de güzel!”… Bu, saçın kadını güzelleştirildiğini itiraf değil mi? “Böyle de güzel!”… Tablo, çerçeveden mahrum olduğu halde… Kadını kasaptaki etler gibi soyup vitrine dizenler bile saçın kadına ne kazandırdığını ifade mecburiyetinde kalıyor, işe bakın… Aslında saçını kazıtanın güzel diye vasıflandırılması, saçlı halinin hatırlatılmasından ve bu halin geçici olduğunun bilinmesinden. Saçsız, kaşsız, kirpiksiz bir kadın düşünebiliyor musunuz… Ama saçsız, sakalsız ve bıyıksız erkek pek fazla yadırganmıyor; kaşsız ve kirpiksiz bile… Demek saç asıl kadın için mühimmiş… Saç, kadının süsü imiş…

Göz görerek, kulak duyarak, el uzanarak, ayak giderek, deri dokunarak, dil konuşarak veya susarak günah işliyor… Saç ise günahsız… Diğerlerini âlet gibi kullanarak günah işleyen insan, saçı âlet olarak kullanamıyor. Hakkı olmayanın bakması, hakkı olmayanın dokunması; hak olmadığı halde açmaya mecbur edilen gibi sebeplerle tacize uğraması da ayrıca mazlum yapıyor saçı. Kalp gibi manevî yüceliği olandan sonra, vücudun en hürmetli uzvu… Yeri, başın üstü…

Saçlar, kadına visalin kapısı… Kendisini arzedecek kadın, saçlarından kaldırıyor örtüyü önce…

Saç, sadece insan için değil, bütün canlılarda, mahrem yerlere hicap… Kabalığın önüne bir set; perde, örtü…

Saç erkekte heybet, kadında güzellik ve zarafet… Sadece aslanın yelesi bile tek başına erkeğe saçın nasıl bir heybet kazandırdığını ispata yeter… Yele, aslandaki gücün ifadesi… Koşan bir atın yeleleri ne güzel dalgalanır. Erkekte sakal ve bıyık olarak, dışarıya dönük heybet ve şahsiyet… Kadında uluorta gösterilmemesi gereken bir mücevher… Hakkı olmayan arsız gözlerden kurtarılması gereken güzellik ve zarafet… Şair söylesin… Ercişli Emrah:

“Taramış zülfünü dökmüş sağından;

Zülüfleri değer, yüz menevşeyi.”

Çiçekten üstün, sayısız çiçeği gölgede bırakacak güzellik… Hem kendisi güzel; hem güzelleştirici… Güzeli, güzelleştirici…

Başörtüsü yasakçıları, farkında olmadan, bu dayatmaları ile, saçın “farklı” olduğunu ve “farklı” kıldığını kabul ediyorlar…

Öyleyse kadın saçını; (müsaade buyurulsun da) kime göstereceğine, kime gösteremeyeceğine kendisi karar versin… Kadını saçla donatan, onu ileri yaşlara, hattâ ölümüne kadar donattığı saç ile yaşatan Allah; onun kimlere gösterilebileceğini de, (müsaade buyurulsun da) emretsin; ona inanan kadın (ve erkek) de bu emre uysun…

Batılı bile kapalı yerlerde erkeğin şapkasını çıkarmasını şart koştuğu halde, kadını örtüsü ile istediği yere girmekte serbest bırakıyor. Başını açmaya mecbur etmek; mizacına aykırı bir işe sürülmek istendiği için, kadına yapılabilecek en büyük kabalık… Nehri yatağında, yoluna uygun akmasını yasaklamak gibi yaratılışa ve yaratılana aykırı bir işe kalkışıldığı için de, en büyük ahmaklık. Nitekim dünyada (bizdeki korunmaya alınması gerekenler dışında) bir örneği yok…

 


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henüz yorum bırakılmadı...
 
Kudüs... - Sayı 96
Tasavvuf ve cemiyet... - Sayı 95
Kedicik... - Sayı 94
Türkçenin serencamı... - Sayı 94
Tüm Yazıları

Gelecek sayı konusu (97): Bu sene 737.si yapılacak Ertuğrul Gazi İhtifali'nden hareketle TÜRK TEŞKİLÂTLANMA KABİLİYETİ...


Son Eklenen Yorumlardan
 Allah rahmet eylesin.Mekanı cennet olsun.O güzel yerler de bir gün sevdiklerimizle buluşacağız... ... BİRSEN YURTSEVER

 necdet amcacıgım.emeğinize kaleminize sağlık... BİRSEN YURTSEVER

 cox mənalı bir şerdir. cox sağ olun. her birinize teşekkür edirəm. ... ruslan

 Məhəbbətsiz ömür sürən kimsədən-Bir aşiqin məzar daşı yaxşıdır.... Ulduz Qəzvini

 Güzel yorumlarla, günüme güneş olan herkese, çok teşekkür ederim. Ne mutlu ki, okuyanlar, mısralara... Işın Erenoğlu Üstündağ


ACIYORUM

Millet, Meclis’i seçiyor...

Meclis, millet namına kanun yapıyor...

Anayasa Mahkemesi de bu kanunları bozabiliyor...

 

Şimdi söyleyin:

Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletin mi?

Hâkimiyet kayıt ve şartla mı milletin?

Hâkimiyet kayıtsız şartsız Anayasa Mahkemesi’nin mi?

Hâkimiyet kayıt ve şartla Anayasa Mahkemesi’nin mi?..

(Kardelen; 13; Mart 1997)

 

ACIYORUM

Bir takım kimselerin, yetkilerini aşarak, kanun dışı teşkilâtlar kurduğu ve kanun dışı faaliyetlerde bulunduğu artık kimsenin yok diyemeyeceği bir gerçek halinde ortaya çıktı.

Bunlar, başlangıçta en azından, kanunların kötülerle ve kötülükle mücadelede yetersiz kaldığını düşünüyor.

Böyle örgütlere karşı çıkanlar da, gizli ve kanun dışı teşkilât kurulacağına falan falan kanunlara ve filân filân mekanizmalara dayanarak şöyle şöyle mücadele mümkündür, demiyorlar...

 

Öyleyse...

Ya bu ülkede kanunlar ve işleyen mekanizma yetersizdir... Ya devleti idare edenler...

Bu işin (ya)sı, (ma)sı yok... Hem kanunlar ve işleyen mekanizma, hem idareciler yetersiz...

(Kardelen; 13; Mart 1997)
66
Gün gelir de, hayatı anlat derlerse
Boya sandığı
MƏHƏBBƏT
İnsanın içindeki Hanifliğe ve Ümmiliğe ç
Kudüsü tefekkür
MƏHƏBBƏT
Gün gelir de, hayatı anlat derlerse
Kudüs
Vade doldu hanım gitti


Yavuz Sert - Kudüs... Ey Kudüs
Yavuz Sert - Prof. Dr. Ömer Faruk...
Ali Erdal - Kudüs
Kadir Bayrak - Müminleri Emiri: Hz....
Kadir Bayrak - Aynadaki yüz: Mehmed
Sinan Ayhan - İnsanın içindeki Han...
Sinan Ayhan - Can feda...
Bedran Yoldaş - Her yer Kerbelâ
Fatma Pekşen - Peçe
Ahmet Mahir Pekşen - Mescid-i Aksa -Kudüs...
Dergi Editörü - Kudüsü tefekkür
Site Editörü - Kolayı tersten okuma...
Mehmet Hasret - Devletler kuran, dev...
Necip Fazıl - Başyücelik emirleri ...
Necdet Uçak - Kudüs
Necdet Uçak - Kendini hesaba çek
Necdet Uçak - Muhacire ensarız biz
Mustafa Büyükgüner - Nefes
Ayhan Aslan - Hakikat
Ayhan Aslan - Zındık
Ayhan Aslan - Hesap günü
Mehmet Balcı - Susmam ben
Mehmet Balcı - Taşlama
Ahmet Çelebi - Kudüste bir çocuğum
Gelecek sayı konusu -
Vural Gündüz - Boya sandığı
Mustafa Gül - Mekkenin fethinden ç...
Kubilay Ertekin - Rahatizm ve ötesi
Halis Arlıoğlu - Zeytin dalı ve bana ...
Halis Arlıoğlu - Anlayana izafe
Ahmet Değirmenci - Şehadet türküsü
Ahmet Değirmenci - Bir yangındı işte
Kürsü Kainatın Efendisi - Giyim
Er Tuğrul - Kudüs nereden başlar...
Er Tuğrul - Kutlu kıyam
Murat Yaramaz - 6 gün savaşları
Murat Yaramaz - Naci El Ali
Murat Yaramaz - Kan
Murat Yaramaz - Kirli
Murat Yaramaz - Küsme işareti
Işın Erenoğlu Üstündağ - Gün gelir de, hayatı...
Ekrem Esad Altan - Bir oyun oynanır, oy...
Tamer Uysal - İlgisiz bilgililer, ...
Harun Ekici - Hüzün
Şevket Karayiğit - Kudüsün anlattıkları
Hakan Karahan - Bu cemiyetin - Süley...
Harika Ufuk - Birlik beraberlik ka...
Astan QASIMOV - Gəldim
Əlişad CƏFƏROV - Qayçıquyruq qaranquş
Şəfa VƏLİYEVA - Güldüm… Gülüşüm d...
Şəfa EYVAZ - MƏHƏBB'...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 4318317
 Bugün : 495
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 435264
 Bugün : 13
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 65
 96. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 5
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 11
Son Güncellenme: 5 Şubat 2018
Künye | Abonelik | İletişim