Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     1266 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Düvencinin oğlu
Vural Gündüz

  Sayı: 85 - Temmuz / Eylül 2015

Sabah saatlerinin insanı sarhoş edici serinliğinde azığını dolduran köylüler; bağının, bahçesinin, tarlasını yolunu tutarlardı. Güneşin tam tepeye çıktığı, kavurucu sıcağın insanın tepesini deldiği o vakitlerden, güneş sönene kadar dur durak bilmeden yapılan çalışmaların tümü, kışı rahat geçirebilmek içindi.  Beli iki büklüm olmuş kocamışlar, kundaktaki bebeğini sırtına sarmış kınalı ellerinde çapası, bıçkısı taze gelinler ve diğerleri ekmeğinin peşinde…

Baba oğul harman yerine geldiler. Tahtadan yapılma kızağa benzeyen, üzerinde rahat durabilmek için düz olan ve altında çakmak taşlarının olduğu düvenin ön kısmını iki öküze bir çırpıda bağladı, babası.

Küçük bir tepe gibi yığılmış buğday,  düvenin önüne seriliyor,  ekinin üzerinde dolaşan düven, taneleri birbirinden bir çırpıda ayırıyordu. Küçük çocuk, babasını hayran hayran gözünü kırpmadan izliyordu. Babası düvenin üzerine almak istedi, korktu. Üzerinden düşüp düvenin sivri taşları altında kalacağını düşündü. Cesaretini topladı. Babası düvenle yanında yavaşladığı bir anda, düvenin üzerine atladı. Babasının kuşağına sıkıca sarıldı. Babası öküzleri kırbaçlarken babasına daha sıkı yapışıyor, gözlerini kapatıyordu. Düven harman yerini dört dönüyordu. Başı döndü, babası daha fazla dayanamayacağını anlayıp, öküzlerin yavaşladığı bir anda oğlunu indirdi. Düvenden başı dönmüş bir halde inen çocuk babasını tekrar izlemeye koyuldu.

Buğdayı başaktan ayıran ekin sahibi, düvenciyi daha da gayretlendirmek için ‘Bu işin pirisin!’ diyordu. Belli ki güler yüzle söylenen bu söz iyi bir şeydi. Babası ile gurur duyuyordu. Gözlerini ayırmadan, sıcağın altında ne kadar izlediğinin farkına bile varmadı. Buğdayın tanelerini incitmeden birbirinden ayırıyordu. Babasının bir heykel gibi düvenin üzerinde durmasına hâlâ akıl erdiremiyordu. Öküzlerin bağlandığı koşumları ara sıra çekmese babasının donup kaldığını zannedecekti. Saatlerdir düvenin üzerinden inmemiş, ekinin sahibi ‘Düvencioğlu yeter, bir soluklan!’ diye ısrar etmese taneleri çıkarmaya hâlâ devam edecekti.

Babasının düvenden inip yanına geldiğinde, ter içinde kaldığını gördü. Ağacın gölgesinde yatan testiyi babasına getirdi. Bu hareketi babasını sevindirdi, başını okşayıp yanağına bir öpücük kondurdu. Babası onu ilk defa harman yerinde düven sürerken getirmişti. O da bu gün niye ona Düvencilerin oğlan’ dediklerini anlamıştı. O gün hem bunu anladığı için hem de babasının ‘düvenci’ lakabını nasıl da hak ettiğini gözleri ile şahit olmuştu. O gün kararını verdi, babası gibi düvenci olacak ekinleri tanelerinden ayıracaktı.

Akşam olana kadar babası düvenin üzerinde içten dışa, dıştan içe doğru döndü durdu. Kendi tarlalarındaki iş bittikten sonra bu işi yapıyordu. Saatlerce düvenin üzerinde dönüp durmak kolay bir iş değildi. Düveni süremeyecek kadar yaşlılar ve canı tatlı olanlar parasını verir, düvenciye bu işi yaptırırlardı. Düven sürme işi, gün geçtikçe gözden düşüyordu. Komşu köylere düven sürmeye bile gidiyordu, önceleri. Ama köylere birer, ikişer traktör, biçerdöver, patoz makinesi girmeye başlamıştı.

Babası yaz aylarında kendi tarlalarındaki işleri ile düven sürme işi bittikten sonra şehre iner orada ne iş bulursa yapardı. Yine sonbahar gelmiş ve babası bu sene de şehre çalışmaya gidecekti. Tarladan gelen mahsulün ve düvencilikten kazandığı para, kışı geçirmelerine ucu ucuna yetiyordu. Düvenci şehre gittikten sonra bazen ay, bazen ayları geçkin kalıyordu. Babasının şehre çıkacağı günün sabahında o da yataktan fırladı. Baba senden bana küçük bir düven yaptırmanı istiyorum, düveni sürer, kazandığım parayı sana veririm, sen de bir daha şehre çalışmaya gitmezsin, dedi. Annesinin gözü yaşardı, babası acı bir gülümsemeyle “Bah heleee!” deyip oğlunu kollarından kavrayıp havaya kaldırdı, sıkıca göğsüne bastırdı. Oğlum küçük düven olmaz, dedi. Babasına “Olur niye olmasın, ben de düvenimi tek öküze bağlarım.” dedi. Babası oğlunun bu ısrarına dayanamamış 'Tamam oğlum.’ demişti. Bu sözden sonra babasının etrafında kirmen gibi çığlık çığlığa, oldu, bu iş oldu!’ diye avazı çıktığı kadar bağırıyordu.

Babası şehre gideli neredeyse iki ayı geçmişti. Havalar soğumaya başlamış ilk kar yağışı beklenir olmuştu. Gözü yollarda kalmıştı, annesine, dedesine, ninesine sürekli babasının ne zaman geleceğini soruyordu. Babası bir gelse küçük düvenini bir getirse… Arkadaşları ile oyun oynarken bile yazın babasının düven sürmesini öykünüyordu. Öküzleri onun gibi düvene bağlıyor, deri kayışlara onun gibi asılıyor, etrafında dönüp duruyordu.

Sabah kalktığında, gece sabaha kadar her yer beyaza bürünmüştü. Gece sabaha kadar gizlice yağmıştı besbelli. Penceredeki pusu, elleri ile güzelce sildi. Bahçede tek başına duran dut ağacının kupkuru dallarının üstünde, tutam tutam bir çizgi gibi duran kar taneleri duruyordu. Bir an önce giyinip dışarı fırlamak istedi, buna annesi engel oldu. ‘Bir şey yemeden çıkartmam!’ sözü içindeki coşkuyu kıramadı.

Babasının geçen yıl getirdiği, o zamanlar ninesinin yün çorabından üst üste iki tane giymesine rağmen bol gelen; ama şimdilerde ayağına tam oturan potinini ayağına geçirdi. Köydeki çocuklar içinde bir tek onda vardı. Bundan gururlanıyordu. Gocuğunu, atkısını giydi. Elindeki yufka dürümü ile fırtına gibi evin dışında buldu kendini. Evin toprak damındaki saçaklarına dizilen serçeleri gördü. Serçe kuşları korkmadılar, ürkmediler. Toprak karla kaplanınca evlerin daha yakınlarında yiyecek ararlardı. Elinde kalan dürümü kuşlarla paylaşma zamanıydı. Kar, serçelerin de hayatını değiştiriyordu.

Diğer çocuklar da birer ikişer dışarı çıkıyorlardı. Bağırıp çağırıyorlar, karın içinde güreşiyorlar, kartopu savaşı yapıyorlardı. Kimsenin eve gitmek gibi bir niyeti yoktu. Birçoğunun üzerinde kışa uygun elbise yoktu. Çocukların, kışlık yazlık elbise gibi bir ayrım akıllarına gelmiyordu. Hava kararıncaya kadar oynamalarına rağmen kardan ve birbirlerinden ayrılmak istemiyorlardı. Ama hava soğumaya ve kurşun kadar ağırlaşmaya başlamıştı. Ellerini ve ayaklarını hissetmiyorlardı, yüzleri kulakları kıpkırmızı olmuştu. Birer ikişer ayrılmaya evlerinin yolunu tutmaya başladılar.

Eve geldiğinde annesi onu kapıda karşıladı. Gel bakalım düvencinin oğlu, dedi. Mahcup, kafası eğik, soğuktan kızaran yüzü daha bir yanmaya başladı. Eve girer girmez annesi bir taraftan söyleniyor bir taraftan da oğlunu üzerindekileri ocağın ateşinden faydalanarak çıkarmaya çalışıyordu. Hastalanacaksın yatak döşek yatacaksın, baban da bu yaptıklarını duyunca kızacak, göreceksin diyordu, annesi. Kaynanası, gelin söylenme artık demesi ile rahat bir nefes alan çocuk, arsızlığı eline almayı ihmal etmedi. Karda arkadaşları ile yaptıklarını ballandıra ballandıra anlatmaya başlamıştı. Renkli anların, zevkli hatıraları…

Sabah bir inleme ile uyandı. Oğlunun yüzündeki terleri görünce elini alnına koydu. Kızgın bir koru tutmuş gibi elini birden geri çekti. Kaynanası da yatağından kalmış gelinini göremeyince odasına gelmişti. İki kadın çocuğun başında konuşmadan bir süre birbirine baktılar. Kaynanası çocuğun üzerindekileri çıkarmaya çabalıyordu. Gelin de yardımcı oldu. Geline bir koşu komşuya git, sirke varsa al gel, dedi. Çocuğun sırtına sirke sürüp, alnına ıslak bez koydular. İkisi de şaşkındı. Bu karda kıyamette nasıl şehre gideceklerdi. Yola çıkmak daha tehlikeliydi. Allah göstermesin ya bir şey olursa babasına ne diyeceklerdi. İki gün geçmesine rağmen ateş düşmüyor, çocuk sürekli sayıklıyordu. Baba düven, baba düven… Ara sıra gözlerini kısa süreliğine açıp kapıyordu. Anne de nine de ne yapacaklarını şaşırdılar. Evin tek çocuğu babasının gözünün nuru. Bir ara umudu öylesine kestiler ki dede içeride de Kur’ân okumaya başlamıştı.

Çocuk üçüncü gün biraz kendine gelmeye başlamış, ateşi düşmeye sayıklamaları azalmaya başlamıştı. Az biraz tarhana çorbası bile içmişti. Akşam evin kapısı hızlı hızlı vurulmaya başladı.  Kocasının geldiğini anlayan kadın ok gibi çocuğunun yanından kalkıp kapıyı açtı. Kocasının şehirden geldiğinde duyduğu heyecan, sevinç mutluluk bu sefer yoktu. Bir şeylerin kötü gittiğini anlamıştı. Elindeki düvene benzer tahta kızakla içeri girdi. Anne ve babasının elini hızlaca öpüp karısını izledi. Kimsenin ağzından bir çift kelime çıkmıyordu.

Odaya girdiğinde gaz lambasının kör ışığında oğlunu ve alnındaki bezi gördü. Oğlunun yanına dizlerinin üzerinde çöküp kaldı.

Çocuk gözlerini açtı. Baba, düven…  Baba, düven… Deyip gözlerini tekrar kapatıp, derin bir uykuya daldı.

Sabah erkenden uyandı. Annesi yorgunluktan yanında uyuya kalmıştı. Annesini uyandırıp rüyasını anlatmaya başladı. Annesi oğlunu dinliyor, bir taraftan da gözyaşlarına engel olamıyordu. İçeriden seslerin geldiğini duyan baba, elindeki tahta kızakla içeri girince çocuk hastalığını unutmuş, yorganı üzerinden attığı gibi ayağa fırladı:

Baba, düven… Baba, düven… 


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henüz yorum bırakılmadı...
 
Çamurdan kale... - Sayı 97
Boya sandığı... - Sayı 96
Öğretmenin anı defterinde... - Sayı 91
Türk milleti darbeyi ezmi... - Sayı 90
Tüm Yazıları

Gelecek sayı konusu (98): İNTERNET


Son Eklenen Yorumlardan
 Fıtratımız gereği aslolana yöneliriz. Ne kadar doğru bir söz. Şüphe yok ki tebaa da fıtratı gereği a... Tebaa

 Çok teşekkürler proje ödevime çok yardımcı oldunuz.... Emine

 İnsan düşündüğü için değil sadece, bunun ötesinde öteleri merak ettiği ve her şeyin künhünü kurcalad... Sinan AYHAN

 Soru: "YouTube", "twitter", "Facebook", "instagram" gibi başlıkların altına listelenen kullanıcılar ... Sinan AYHAN

 Yazar hakkında minik bir araştırma yaptım su an yazmıyor ve bir yerde okudum bu yazıları lisedeyken ... Halil Aktan


Batılı düşünürler-Tolstoy ve niceleri gibi-mutlak olan bir şeyin olması gerektiğini gayet tabi bir şekilde fark edebiliyorlar. Ama bizim aydınımız (bulundukları yere nasıl geldikleri malum); bırakınız ülkenin dünya üzerindeki sorumluluğunu fark etmeyi, düşünmesi gereken bir beyinlerinin olduğunun bile farkında değiller. Ülkemizde, he sahada yaşanan boşluğu daha başka nasıl açıklayabiliriz?
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Makine
İnternete, kulak versek
Son ve tek kıvılcım
Bilgelik çağına doğru
İnternet hayatımız, hayatımız internet
Makine
Mevlid
Ady; Sen, Ben, O...
İnternete, kulak versek
Alın teri


Ali Erdal - İnternete, kulak ver...
Kadir Bayrak - Tarihin eşiğinde...
Sinan Ayhan - İnternet rüya mı, kâ...
Sinan Ayhan - Dijital (Hermeneutik...
Sinan Ayhan - Hamletten (internet)...
Sinan Ayhan - Yazarlık, Mezarlık v...
Necip Fazıl Kısakürek - Makine
Özgür Alkan Alkış - Bilgelik çağına doğr...
Dergi Editörü - Son ve tek kıvılcım
Site Editörü - İnternetin fâsık hab...
Mehmet Hasret - Ağır kefe, baskın ta...
Acıyorum - Acıyorum
Necdet Uçak - Mezar
Necdet Uçak - Ebrehe ve ebabil kuş...
Necdet Uçak - Kürşad
M. Nihat Malkoç - İnternet kumarhane o...
Hızır İrfan Önder - Nerdesin?
Olgun Albayrak - Dervişane
Olgun Albayrak - Millet destanı
Mehmet Balcı - Zamanla
Mehmet Balcı - Kızım
Ahmet Çelebi - Meçhul sevgililer
Ahmet Çelebi - İçimdeki sesler
Gelecek sayı konusu - Gelecek sayı konusu
Av. Mustafa Büyükgüner - Onuncu gün
Muhsin Hamdi Alkış - Sanal âlem mi?
Kubilay Ertekin - Doğum ve sonrası
Halis Arlıoğlu - Hicran
Halis Arlıoğlu - Bir başka açıdan yör...
Ahmet Değirmenci - Buhranların çocuğu
Ahmet Değirmenci - Dinlediğim türküler
Büşra Doğramacı - Çağın bilinçsiz hare...
Bahadır Kaya - 98.sayı medya sepeti
Kürsü Kainatın Efendisi - Kürsü
Hüseyin Selçuk Bozkurt - Sırf gece
Murat Yaramaz - İnternet hayatımız, ...
Murat Yaramaz - Yalnız sen, yalnız b...
Murat Yaramaz - Mevlid
Murat Yaramaz - Masal
Murat Yaramaz - 98.sayı mizah köşesi
Kenan Aydınoğlu - Əlliyə çat...
Ahmet Yalçınkaya - Tuş üstünde savrulan
Kamran Murquzov - Hakdan gelen haber i...
Yarının Büyüklerine Sorduk - Yarının Büyüklerine ...
Mehmet izzet Gülenler - Ön söz, Öz Söz, S(öz...
Güldərən VƏLİYEVA - QORXURAM
İsmail Güçtaş - İhtiyar çınar
İsmail Güçtaş - Alın teri
Əkbər QOŞALI - MƏN HƏL...
Mehmet Şerif Cebe - Bir an dicleyle
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 4912567
 Bugün : 878
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 452207
 Bugün : 11
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 118
 98. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 13
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncellenme: 30 Ekim 2018
Künye | Abonelik | İletişim