Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     1477 kez okundu.     1 yorum bırakıldı.     Yazara Mesaj

Kardelen nasıl doğdu?
Özgür Alkan Alkış

  Sayı: 100 -

Filmlerdeki gibi hafızamda geri dönüş (flashback) yapıp 1989-1990 yılına filmi geri sardığımda Kardelen dergisinin doğuşu ile ilgili anılarımı tazelediğimde söyleyebileceklerim şunlar.

Bilecik Anadolu Lisesi 1. sınıftayız. Okulumuz Osmanlı’dan kalma tarihî eser niteliğinde bir bina.. Bahçesinde tarihî saat kulesi ve hemen vadinin aşağısında seyrek ormanın bitiminde Şeyh Edebâli, türbesi görünüyor.. Tarihin genç dimağlarımıza ve bilinçaltımıza işlendiği ve ruh halimizi de biz fark bile etmeden tesir altına aldığı bir mekân...  Çocukluktan çıkma ergenlik devresi.. Kendimizi çok mühimsiyoruz. Dünyayı değiştirebileceğimize inanıyoruz. Fen matematik ağırlıklı bir sınıf olmamıza rağmen Ali Erdal öğretmenimizin edebiyat dersleri en sevdiğimiz ders. Ders demek aslında ortamı anlatmaya yetmiyor. Ezber, peşin kabul, postülalara teslimiyet yok. O dersler Bir akademi, felsefe okulu, edebli tartışma ortamı.. Sorgulayıcı eleştirel akılla beynimizi nasıl kullanacağımızı öğrenme eğitimi.. Sanki Sokrates’in diyalektik metoduyla tedrisat gören bir felsefe okulu.. Yani birlikte düşünme, sorgulama, müzakere etme, düşünmeyi, derin düşünmeyi öğrenme. Bahar aylarında bazıları bahçede bile ciddiyetle yapılan her ders, sanki ülkenin yönetimi bize verilmiş de kararları biz alıyoruz gibi bir ciddiyetle geçiyor. Zamanın o kesitinde ne olduğumuzdan çok neye inandığımız önemli.

Bir duvar gazetesi çıkarmaya karar veriyoruz. Yazılar, mizanpaj, hangi konuların nasıl işleneceği ve bir fikir etrafında ve o fikri derinleştiren metodla sunulacağı konuşuluyor. Ders araları okul dışı zamanlar bile bu çabayla dolu.. Aşama aşama öğretmenimize sunuyor istişare edip fikirlerini alıyoruz.

Yazılar, çiziler, karikatürler, resimler tekemmül ediyor.. Gazetenin ismi hakkında müzakereye geliyor sıra.. Yine bir edebiyat dersi.. Forum gibi.. Hatırladığım kadarıyla Anafor, Girdap, Çare, Deva, Hamle, Çığır, Dava, Kalem, Sakarya vesair pek çok isim müzakere ediliyor.   Ali Erdal Öğretmenimiz müzakereleri dikte etmeden yeni fikirlerin önünü açan ve yönelten her zamanki tarzıyla: “Kardelen, narin haline rağmen, kışın sonuna doğru açıyor ve baharı müjdeliyor. Siz de fikirsizlik kışında açan kardelenler olabilirsiniz. Özgür arkadaşınızın köşesi için düşündüğü isim olan Kardelen’i duvar gazetesi için düşünmez misiniz?” diye soruyor.  Tam o esnada kimseden cevaba mahal olmadan sınıfın yaşı küçük, şiiri ve poetikası büyük şairi Cahit AY arkadaşımız ayağa kalkıyor ve o anda yazdığı bir beyti okuyor:

Önümüzde duramaz gökle birleşse deniz,

Fikirsizlik kışında azimli Kardeleniz!

Alkış kıyamet.!!

Öyle anlar vardır ki bir topluluk, bir toplum bir cemiyet, bir toplum haline gelip BİR olur ve tek bir bilinç gibi hareket eder. Söze gerek kalmadan hattâ lâfına bile gerek kalmaksızın sözsüz anlaşma ve BİR oluş halidir. İfade edilmez sadece sezilir ve hissedilir. İşte öyle anlardan biriydi. O sezgisel BİRLİK evvelden beri var olan dostluk kardeşlik bağına istinad ediyordu ancak bu sayede bambaşka  bir ŞEY’e dönüşmüştü.

Dostlar, gönüldaşlar, dergimizin ilk sayısı ve ismi böyle doğdu!

İsim meselesi de gönül ittifakıyla halledildikten sonra ilk sayımız yayınlanıyor. O zamanki fikir ikliminin kısırlığında bazı fikir düşmanlarını harekete geçiriyor ve baskılar başlıyor. Okulda fikir dergisi çıkarmak sizin neyinize? Fikir yüzünden başlarının derde gireceğini sanan kafasızlara dert anlatamıyoruz. Okulda dergi çıkarmamız engelleniyor.

Bu baskılar, vazgeçecek yılacak yerde, gönüldaşlık ve duygudaşlık pekişerek ikinci hamleye yol açıyor ve BİZ karar veriyor:  Madem ki azimli kardeleniz dedik:

Basılı dergi çıkaracağız!

Sonraki sayı fotokopiyle çoğaltılan basılı dergi..

Akabinde ilk matbaa baskısı dergi..

Sonra yine BİRliğimizi dağıtmak için başka türlü türlü baskılar... Öğretmenlerimizi değiştirmek, disiplin kurulu tehditleri.. Hepsine karşı bir dik duruş ve kurallar içerisinde protesto yöntemleri geliştiriyoruz. Bu duruşumuz muhatapları daha da kızdırıyor. Son sene, son dönem… Birimize atılan tokat ve dersleri boykot… Aslında boykot değil bizim duruşumuza saygı olarak hiçbir hocamız biz ayrılmayı müzakere ederken ders işlemeyi düşünmüyor bile.. Gelip bizi ikna için müzakeremize katılıyorlar. Okuldan topluca ayrılarak başka okula geçmeyi müzakere ediyoruz. Sevdiğimiz öğretmenlerimizin araya girmesi.. Tokadı atan el sahibi kafasızın gelip tüm sınıftan özür dilemesiyle okuldan ayrılmamaya ikna oluyor ve okulumuzdan mezun oluyoruz.

Üniversite sınavı stresi bile dergiyi düşünmekten dergi çalışmalarından bizi alıkoyamıyor.

Kardelen bizi birbirimize bağlayan en etkili BAĞ ve AĞ oluyor.

*

Örnekleri pek çoktur. Bazılarını anlatmaktan hicab ederiz. Ancak yeni nesillere de örneklik olsun düşüncesiyle,  birkaç anektodla bu BAĞ’ı ifade etmeme izin verir misiniz? 

KARDELEN HESABI:

Sadaka taşını bilirsiniz… Bilmeyenler için kısaca anlatalım. Eskiden cami avlularında sadaka taşları varmış. İçi oyuk bir taş.. Hayır yapmak isteyenler gizli bir şekilde sadaka taşına sadakasını bırakır. İhtiyaç sahipleri de gururu incinmeden kimseye görünmeden ihtiyacı kadar alırmış. Veren el alan eli bilmez ama cemiyet dayanışmasıyla herkes birbirini kollarmış. Mezun olup her birimiz ayrı şehirlere üniversite tahsili için gideceğimiz zaman  bizi birbirimize bağlayan gönül ve dostluk bağının evvelden beri devam eden yardımlaşma fikrinin bir gereği olarak edebiyat derslerimizde üzerinde çok konuştuğumuz “Sadaka taşı”ndan mülhem bir fikir geliyor aklımıza.. Üniversitede okurken maddî sıkıntı çekilebilir..  Oradan buradan kimse burs aramasın. Ne idüğü belirsiz grupların tasallutuna maruz kalmasın.. Kardelen bağış sandığı diyebileceğimiz bu fikirde herkes ihtiyacından artanı bir hesaba yatıracak, ihtiyacı olan arkadaşımız da ihtiyacı kadarını çekebilecek. Fikir harika.. Ancak bankaya gittiğimizde hayatın acı gerçeğiyle karşılaşıyoruz ve böyle bir hesabın mümkün olmadığını, bankacılık sisteminde böyle bir şeyin tasavvur dahi edilemeyeceğini öğreniveriyoruz. O halde, bir güvenilir arkadaşımız üzerinden bu yürüsün ve verenin de alanın da sırrını o saklasın deniyor ve bir süre de böyle yürüyor. 

KARDELEN FİKİR SANAT DERNEĞİ:

Acı acı gülümseten bir anektod da şudur: O yıllarda Kardelen Fikir ve Sanat Derneği kurmak için işlemlere de başlıyoruz. Dernekler masasından bir emniyet mensubu bizi çağırıyor. “Ne derneğiymiş bu kurmak istediğiniz dernek?” diyor. “Fikir sanat derneği .. Derin düşünce.. Fikir sanat dergisi olan Kardelen dergisini çıkaracağız.” diyoruz.  O da tekrar cevaben “Bırakın bu lâfları kumarhane yapacaksanız değil mi?” Bu cevap o esnada taşra sayılan Bilecik’te fikir dergisi çıkarmanın ve fikir sanat için bir dernek kurmak istemenin tasavvur dışı olduğunu gösterecek traji komiklikte.

Devamında bizi BİRleştiren Kardelen hepimizin toplamı ama bizden ayrı bir mefhum olarak kendi kaderine yürüyor. Kendi iklimini oluşturuyor. Kardelen çevresi denebilecek bir kültürel iklimde bizden sonra genç arkadaşların katılımıyla büyüyor ve gitgide olgunlaşıyor.. Sonradan tüm katılan arkadaşlarımız dergiyi daha da mükemmelleştiriyor. Hattâ Bilecik Anadolu Lisesi 1 sınıf öğrencileri olan bizlerin çabaları bir tohumsa şimdi dergi koca bir çınar ağacına dönüşüyor.

Dile kolay 29 yıl. Hattâ duvar gazetesiyle birlikte düşünürsek daha da eski. Bizi BİRleştiren ve kendini sizlere takdim eden dergimizin iki sayfada anlatılıveren özetin de özeti hikayesi bu..

Dostlar, gönüldaşlar, Meydana çıkan sadece bir dergi miydi? Aslına bakarsanız sadece biz bir dergiyi doğurmadık. Aramızdaki dostluğu ve kardeşliği gönüldaşlığa dönüştürerek Dergi BİZ’i de doğurdu.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Ekleyen : Sinan AYHAN    16.04.2019
Yorum : Tatlı yutkunmalarla okudum yazını sevgili Kardeşim, bizi douranKardelen'in tatlı hatıra ve hatır lokmaları olmalı bunlar, içe dokunan bir yazı olmuş, tebrik ederim Özgür, Allah razı olsun...





 
Kardelen nasıl doğdu?... - Sayı 100
Bilgelik çağına doğru... - Sayı 98
Medeniyetler Bul(a)?masy-... - Sayı 43
(Quo vadis) DÜNYA NEREYE?... - Sayı 40
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayı konusu (105): Eğitim, fert ve cemiyet için yarın projesi... Doğumdan ölüme bütün hayatın, zamanın ve mekânın konusu... Hattâ ölümden sonrası, ömrümüzü nasıl geçirdiğimize bağlı olduğuna göre, ölüm ötesi ümidi de, (Allah muhafaza) inkısarı da alınacak eğitime bağlı... Her insan ve her cemiyet onun nasıl olması gerektiği üzerinde düşünmek durumunda.

Son Eklenen Yorumlardan
 Göz yaşı dökmemek kabil mi; bu satırlar işte tam göz yaşı pınarının yeri, İsa Yusufalptekin, güzel i... Sinan AYHAN

 Dünyaya düzen verdiklerini düşünenler, ne yazık ki dünyayı çökertiyor... Görünen köy kılavuz istemez... Sinan AYHAN

 Sevgili Mertali, bir yalınlık cevheri yolunu tutmuş, yani sen öyle bir yol tutmuşsun, ne güzel; sorm... Sinan AYHAN

 "Türk milleti, bütün tarih boyunca kaderinin devamlı ihtar ve ifşa edişleriyle meydanda olduğu gibi,... Sinan AYHAN

 Doğru söze ne hacet ayzına eline sağlık abi çok güzel... Serkan yakar


Tüm gazetelerimizin toplam tirajı, 70milyon nüfusa karşılık, 3,5 milyon…
Elâlemin memleketinde tek gazete bile çift rakamlı tiraja sahip. Mesela Japonya’da günde 13 milyon satan gazete var.
Bizde nüfus artıyor, gazete tirajları yerinde sayıyor, hattâ azalıyor. Demek ki “basın” diye piyasaya sürülen kâğıt parçalarına millet güvenmiyor. Bu güvensizliğe rağmen basından ödleri kopanlara yazıklar olsun!
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1993
Tek kelimeyle kurtuluş yolu
Karıncanın gücü
Selâm
Yolun sonu
Tokat
Dubalı dünya düzeni -I-
Karıncanın gücü
Hiç gelmeyen
Tek kelimeyle kurtuluş yolu


Ali Erdal - Karıncanın gücü
Kadir Bayrak - Aşilin topuğu
Sinan Ayhan - Tokat
Necip Fazıl Kısakürek - Tek kelimeyle kurtul...
Dergi Editörü - Selâm
Site Editörü - Yolun sonu
Mehmet Hasret - Nasihat
Gönüldaş - İşte bu!..
Necdet Uçak - Yürüdüm Allah diye
Necdet Uçak - Kafkaslarda Rus zulm...
Altan Atan - Eski dünya
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu ...
M. Nihat Malkoç - Âh Doğu Türkistan Âh...
Hızır İrfan Önder - Gelsin bahar
Mehmet Balcı - Güzel
Mehmet Balcı - Öğrenmelisin
Av. Mustafa Büyükgüner - Aradığımız ruh
Muhsin Hamdi Alkış - Ah Türkistan ah Türk...
Muhsin Hamdi Alkış - Olaylara Bakış (Nisa...
Hasan Ildız - İçimde
Kubilay Ertekin - Sinsi ve pasif siyâs...
Halis Arlıoğlu - Hayat arkadaşıma
İbrahim Ali Uçar - Asyanın kalbi Doğu T...
Ahmet Değirmenci - Oralardan haberler
Ahmet Değirmenci - Röportaj - Seyit Tüm...
Ahmet Değirmenci - Bir ihtilâl...
Kürsü Kainatın Efendisi - Mucize
Murat Yaramaz - İşkence
Murat Yaramaz - 104.sayı mizah köşes...
Murat Yaramaz - Korkak kahraman
Murat Yaramaz - Çözüm
Mahmut Topbaşlı - Solan yüzüm tende kö...
Erdal Kozankaya - Tarih bizi çağırıyor
Mehmet izzet Gülenler - Dubalı dünya düzeni ...
Gülşen Ayhan - Tercih
Hacer Taner Bulut - Kötülük eden kötülük...
Mertali Mermer - Hiç gelmeyen
Cemal Karsavan - Dikkat edilmeli sana...
Hakkı Şener - Türkistan
İlkay Coşkun - Doğu Türkistan uzak ...
İlkay Coşkun - "Mübareze" hakkında
Abdushükür Muhammet - Şiir okuma
Abdushükür Muhammet - Ak
Abdurehim imin /paraç - Vatan derim
Turgut Yıldızan - Gök bayrak için şanl...
Amine Vayıt - Güzel yurdum
Nurmuhammet Yasin - Nuzugumun çağrısı
Ferruh Recai - Karanlıkta güneşlene...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 7459630
 Bugün : 4627
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 510436
 Bugün : 28
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 56
 104. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 4
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 5
Son Güncellenme: 2 Mayıs 2020
Künye | Abonelik | İletişim