Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     2750 kez okundu.     1 yorum bırakıldı.     Yazara Mesaj

FAYZ
Kürsü Nizam

  Sayı: 47 - Ocak / Mart 2005

(Bu bölümdeki imzasız yazılar, İman ve İslâm Atlası'ndan alınmaktadır.)
Asıl adı “rib┠olan faiz, kazanma ve kazandırmanın ana sütü gibi helâl ticaret şekline mukabil, en zehirli yılandan daha öldürücü, hırsızlık ve zinâdan daha ağır bir menfaatlenme yolu…
Allah'ın Sevgilisi; faizi Kâbe astarı yanında anasıyla zinâ etmekten beter gösteriyor.
Şu kadar ki, faizin ne olduğu ve ne olmadığı, onu çok iyi bilenler ve hükümlendirenlerden sonra iyice anlatılamamış, anlaşılamamış, topoğrafyalaştırılamamış, berrak sınır çizgileriyle gösterilememiştir.
Faiz, başta kıymet vâhidi olan para bulunmak üzere, bir malın, aynı cinsten başka bir mal karşılığında mislinden, miktarından, ölçüsünden fazlasıyla satılması, alınması, değiştirilmesi ve mübadale edilmesi demektir. Meselâ: 1 tas dolusu pirinci, aynı pirincin fazlasına vermek
ve almak…
Hiç kimse, en basit selim akıl hesabı, elinde birbuçuk tas pirinç varken faizciye toka edip, yerine aynı pirinçten 1 tas almayı düşünmeyeceğinden, yani böyle bir abese düşmeyeceğinden, bu mübadale işinde esas, borçlanmayı ve alıp verdiğini vâdeye bağlamayı gerektirir. Fakat aynı cinsler arasında öyle değiş-tokuşlar olabilir ki, vâde kaydının dışında kalabilir. Vâde her zaman şart değil…
Evet, kimse, faizciden 10 liraya isteyip onu hemen, vâdesiz olarak 11 liraya satın almayı mantığına yediremez. İllâ ki, sürdüğü para sahte ola veya o para üzerinde bir şüphesi buluna… O zaman iş faiz alıp vermiş olmaktan çıkar, sahtekârlık ve hırsızlığa girer...
Faiz doğrudan doğruya ayniyet belirtici sâf kıymetler üzerindedir ve bu hususiyeti aydınlatmakta para en belirli misâldir.
Böyle olunca, faizin teşekkül edebilmesi için meydana iki şart çıkıyor: Akit ve vâde… Akde, yani karşılıklı ve peşin anlaşmaya bağlı olmayan verme ve alma muamelesi faize girmez; cinsi cinsine fazlalıkla değiş-tokuş ise hususî hallere münhasır kalır ve kendisini helâl ticarî muameleye uydurabilir. Önce parayla satmak, sonra almak suretiyle…
Görülüyor ki, ticaretle faizcilik arasında kıl farkı derecesinde ince bir ayırım vardır; ve ticaret, kıymet vahidi etrafında ve ayrı cinslerden mal ve emek mübadeleleri demekken, faiz, mübadelesi gerekmeyen ayniyet ifade edici kıymetleri hak dışı yükseltmenin ve ihtiyaçları zulüm vergisiyle karşılamanın cinayeti… Biri ihya, öbürü imha edici…
Sermayenin işten üşendiği, rehavet uykusuna daldığı ve keyfine baktığı hallerde, nefsine bir nevi terleme hakkı tanınması yolunda zehirli bir köpürüş demek olan faiz, servet hegemonyasının zulmüdür. Ferdi ve cemiyeti, olanca ruhu ve maddesiyle kemiren bir zulüm… Bu işin farkına varmış olan sosyalistler, İslâm’ın faiz yasağına bayılırlar ama, bu yasağın bağlı olduğu dinî temele inanamazlar…
Bildiğimiz gibi, faiz habasetinin en bariz şekli para üzerindedir ve hem fazla ödemede anlaşmak (akit), hem de borçlanmak (karz) şeklindedir. Bu vaziyette faizi alan da, veren de en acı haramı işlemek mevkiinde… Sıkıştığı için faiz verenle faiz alan arasında haramın şiddeti bakımından fark olsa gerek… Faiz alanın hem fiili, hem de parası haram… Veren ise para kendisinden gittiği için fiiliyle haramda…
Faiz İslâm’ın gözünde öyle müstekreh bir iştir ki, mesele ittika plânına dökülünce borçlusundan bir fincan kahve kabul etmeyi veya borçlunun kapısında beklerken gölgelikte oturmayı bile faiz sayanlar olmuştur. İttika ayrı şey ve serbest; fakat vehim ve mübalâğaya kaçmamak da şart…
Akşama aynen iade etmek üzere komşusundan bir tas dolusu pirinç alan biri, hiçbir akit olmaksızın onu aynen iade ederken yanına ayrıca bir çuval pirinç ilave etse, fiili, faize değil, sünnete girer. Zira mükellefiyeti yokken kendisinden veriyor.
Veda Haccı’nda şimşekten çizgilerle göklere İslâm’ın bilançosunu resmeden Allah Resulü, başta öz amcasına ait olan, faiz işi ve kan davasını iptal ederken, “ayağımın altında çiğniyorum!” tabirini kullandılar. O’nun mukaddes ayağıyla çiğnediği, insan ve cemiyeti dişleyen canavar...
Faizi, hibe, hediye gibi sahte tesellilerle tevile kalkışmak boşunadır. Faiz faiz, hediye ise hediyedir. İnsan, canını, Allah yolunda feda edebilir; fakat katiline hediye edemez, bu hakka sahip değildir.
Cinsi aynı, fakat miktarı fazla değişokuşların (ki ender vaziyetlerde görülebilir) faizden kurtarılması yolu hibe olarak değil, rahmet olarak, açıktır. Meselâ bir deveyi bilmem ne kadar koyuna mukabil değiştirmek caiz iken, aynı deveyi, sakat ve zaif şu kadar deveyle mübadele faiz olacağı için işi ticarete dökmek ve nakdî bedellerine mukabil alıp satmak iktiza eder. İyi bir deveyi 10 altına satan biri 5 zayıf deveyi yine 10 altına alabilir. Mal cinsleri ayrı olunca da, faizin semtine uğramadan her türlü değiş-tokuş serbest!.. İsterse bir tarağa bir elmas yüzük…
Bankalara ve bankaların aldığı ve verdiği faizlere gelince, yine rahmet yönünden muamele gayet basittir. İktisadî düzende güdücü ve sermayeye yön verici rolü büyük olan bankalar, esasen asgarî hadde tutmaları icap eden faizlerini bir isim ve mânâ değişikliğiyle çözümleyebilirler. Bu, işin markasını değiştirmek gibi bir soytarılık olmaz; asıl iyiye çok yaklaştığı halde kötünün adını muhafaza etmekte devam edenleri mânâ değişikliğine ve onun ismine davet etmek olur. Çünkü bankanın, bildiğimiz banker tefeciliğiyle alâkası, hem faizin kemiyeti, hem de keyfiyeti bakımından kolayca koparılır. Banka, kredi verirken 100 liraya 100 lira, aynen borçlandırır ve borçludan “masraf karşılığı” ismi altında bir prim alır; mevduatına menfaat gösterirken de “maktû kâr hissesi” namıyla hareket eder. Böylece zaten tefecilik cinayetine uzak mahiyetini ille faiz diye vasıflandırmaktan çıkar ve her hal ve kârda rahmete sığınır. İslâm bankacılığında, ilahî emirlere imtisal bakımından, gösterdiğimiz formüller dışında bir çare bulunamaz. Banka, işi son derece faydalı taraflar belirttiği halde ona ille faiz demek suretiyle irtikâp ettiği faiz zinasını terk etmedikçe gerçek nikâh yolunu arayarak hakla izdivaca talip olmadıkça kurtulamaz.

ÖLÇÜ
“Faiz yiyenler (kabirlerinden), şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden kalktığı gibi kalkarlar. Bu hal onların, ‘Alım-satım da tıpkı faiz gibidir’ demeleri yüzündendir. Halbuki Allah, alım-satımı helâl, faizi haram kılmıştır. Bundan sonra kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizden vazgeçerse, geçmişte olan kendisinindir ve artık onun işi Allah’a kalmıştır. Kim tekrar faize dönerse, işte onlar cehennemliktir, orada devamlı kalırlar.”(Bakara, 2/275)

Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Ekleyen : berrin    
Yorum : Bakara sureside gösteriyor ki şu anda ülkemizin yaşdığı sıkıntıların faize yönelmemizden,bulundukları mevkilerin suistimal edilmesinden,yüce dinimizin ehil olmayan insanlar tarafından yanlış uygulanmasından,maide suresinde sizin müslüman olmayanlara inanmayın onlar sizi kandırmaya çalışacaktır öğütlerine kulak asmamamız bizi bu günlere getirdi.Şimdi 6666 maddeden oluşan KURAN dan başörtüsünü cımbızla çekip almışız.6665 tanesi çok önemsizmiş gibi ama esas onlar bizi feraha ve huzura kavuşturan kurallar.





 
Gıda... - Sayı 94
GIDA... - Sayı 93
MEVLİT... - Sayı 68
D?NYA... - Sayı 67
Tüm Yazıları

Gelecek sayı konusu (98): İNTERNET


Son Eklenen Yorumlardan
 Sevgili Sehrzad, kalbinin değer kattığı sıcacık yorumun, okuduğum günün en güzel hediyesi oldu. Varl... Işın Erenoğlu Üstündağ

 Sehrzad da derki; bir canlının hayatı, yaşamı anlamlandırmaya çalışması ve yüreğine sığmayan duygul... Sehrzad davudi

 En azından "doğru tarafta olmak" nasıl bir nizam köpürtür... "Geride kalıyor olmak" faslını konuşaca... Sinan AYHAN

 "Demek ki, zaten aslında ve lûgatta bir kavmin ruhunu dayadığı iman kaynağı mânasına gelen ve son za... Sinan AYHAN

 Hocam, kaleminize sağlık, işin ruhunu etraflıca veren, hoş bir yazı olmuş... Allah razı olsun... Güç... Sinan AYHAN


Milli Eğitim Bakanlığı’nın anketine göre, gençlerin %61’i kitap okuyormuş.
Hayret! Ya gizli gizli okuyorlar, ya büyüklerinden ders almamışlar ve gizli gizli okuyorlar.
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Milliyetçilik
Doktor anne
Türk teşkilâtlanma kabiliyeti ve kapasit
Çamurdan kale
Türkün halelendiği ufuk, istikamet...
Gün gelir de, hayatı anlat derlerse
Dergi fuarındaydık
Aydınlar üzerine
Türk teşkilâtlanma kabiliyeti ve kapasit
Milliyetçilik


Yavuz Sert - Keyif verici cümlele...
Ali Erdal - Türk teşkilâtlanma k...
Kadir Bayrak - Ertuğrul Gazi
Sinan Ayhan - Türkün halelendiği u...
Sinan Ayhan - Arşetip: eşyaların b...
Necip Fazıl Kısakürek - Milliyetçilik
Bedran Yoldaş - Filistin
Fatma Pekşen - Fatmalar ve diğerler...
Ahmet Mahir Pekşen - Sarhoşun saygısı
Ahmet Mahir Pekşen - Sarmaşık günaydını
Dergi Editörü - Dergi fuarındaydık
Site Editörü - Kardelen IX. uluslar...
Mehmet Hasret - Körbaykuş
Gönüldaş - "Ümmetim kötüde itti...
Necdet Uçak - Uyku
Necdet Uçak - İmtihan
Mustafa Büyükgüner - Taşlar dile geldi
M. Nihat Malkoç - Kudüs terennümleri
Hızır İrfan Önder - Az-öz
Ayhan Aslan - Karikatür
Ayhan Aslan - Babam
Ahmet Çelebi - 15 Temmuz
Gelecek sayı konusu -
Vural Gündüz - Çamurdan kale
Muhsin Hamdi Alkış - Türk milletinde devl...
Kubilay Ertekin - Çıban başı
İbrahim Şaşma - Kudüs mektubu
Halis Arlıoğlu - İnanç ve milli irâde...
Halis Arlıoğlu - Can Azerbaycan
Erdem Özçelik - Doktor anne
Mahir Adıbeş - Şahit
Kürsü Kainatın Efendisi - Giyim
Murat Yaramaz - Vicdan
Murat Yaramaz - Belki
Murat Yaramaz - Tavsiye
Tamer Uysal - Aydınlar üzerine
Harun Ekici - Unutmak
Hakan Karahan - Mevlânâ
Zaman Yolcusu - İki soru
Konyalı - Bir anma gününden rö...
Enes Yeşil - Kıyamam
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 4697798
 Bugün : 242
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 445275
 Bugün : 1
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 101
 97. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 5
Son Güncellenme: 7 Ağustos 2018
Künye | Abonelik | İletişim