Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 26 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     84 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Gıda
Kürsü Nizam

  Sayı: 94 - Ekim / Aralık 2017

(Gıda bahsi devam ediyor)

Bir defa Hazret-i Osman’a develerle un ve bal gelmişti. Karıştırıp Kâinatın Efendisi’ne gönderdi. Yediler ve beğendiler. Bir defa da kervanla Hazret-i Osman’ın bir devesi geldi. Üzerinde bal, un, yağ vardı. Allah'ın Resûlüne getirdiler. Varlığın nuru bu mallar için bereket duası ettiler ve sonra emir buyurup bir tencere getirdiler. Tencerenin içine, bal un ve yağ konuldu ve bunlar ateşte pişirildi.

Allah'ın Resûlü buyurdular:

“Yeyin! Fars taifesi buna habiz ismini verir.”

Koyun etine de iltifat göstermişlerdir. Bu üç şey, yani et, helva ve bal, gıdaların üstünleridir ve bedene yararlıdır. İnsan hasta olmadıkça bunları yemekten kaçınmaz. Et, cennet yemeklerinin başıdır.

Hazret-i Ali:

“Cennet yemeklerinin başı et ve ondan sonra pirinçtir.”

Yine Hazreti-i Ali:

“Et kuvvet verir ve rengi düzeltir. 40 gün et yemeyenin sağlığı bozulur.”

Birkaç kaynaktan gelen rivayete göre, et, Allah'ın Resûlünce gayet makbul yemektir. İşitme hassasını arttırır, dünya ve ahirette yemeklerin efendisidir. Hattâ Allah'ın Resûlü, eti her gün kendilerine kısmet etmesi için Allaha arzu izhar etmişlerdir.

Allah'ın Resûlü koyunun kol tarafını severdi. Onun içindir ki, Yahudiler koyunun bu tarafını zehirleyip kendilerine sundular. Bu işi bir Yahudi karısı yapmıştı. Hâsılı, kol eti tarafını sevdikleri birçok Hadîsle sabittir. Hazret-i Âyişe:

“Allah Resûlü’ne, kol eti, koyunun diğer taraflarından daha sevgiliydi ve eti gün aşırı yerlerdi.”

Bu nakli tesfir edenlerden bazıları, eti haftada bir yedikleri hükmünü de çıkarmışlardı. Bu hükme sebep, nakilde bir kelimenin ayrı ayrı mânâlandırılmasıdır. Etin kol kısmına alâkaları şu yüzdendir ki, o kısım çabuk pişer ve çabuk pişen kolay hazmedilir. Lezzeti de lâtiftir.

Koyunun boyun kısmını da severlerdi. Kadın sahabilerden Bint-i Zübeyr Hazretleri bir gün evinde bir koyun kesmişti. Allah'ın Resûlü adam gönderip etten bir parça istediler. Bint-i Zübeyr, boyun kısmından başka bir taraf kalmadığını bildirip: “Allah'ın Resûlüne boyun eti göndermekten hicap ederim.”

Dedi; ve gelen kimse bu cevabı Allah Resûlüne arz etti.

Allah'ın Resûlü buyurdular:

“Versin! Boyun eti iyiliğe yakındır ve ezadan uzaktır.”

“Eza”  kelimesinde murad, koyun etindeki kötü kısımlardır. Gerçekten kötü kısımlara, boyun en uzak yerdedir. Bilinmektedir ki, koyun etinin en hafif tarafları, boyun, kol ve pazı kısımlarıdır.

Eti, mübarek dişleriyle çekerek ve kemikten ayırarak yerlerdi. Buharî naklince bıçak kullandıkları da vaki olmuştur.

Pastırma yedikleri de görülmüştür. Ciğer ve tavuk etini de yemişlerdir.

Sefer ve hazarda deve etini yedikleri olmuştur. Tavşan etini de yemişlerdir.

İbn-i Abbas rivayetine göre, et suyuna batırılmış ekmekten ibaret tirit denilen yemeği severlerdi. Tiridi yağla yemişlerdir. Ekmekle zeytinyağını yedikleri de vâkidir. Kabağı sık yerler ve yemeği severlerdi. Yedikleri zaman da tabağın etrafını ekmekle sıyırırlardı. Enes Bin Mâlik; “Allah Resûlünün bu türlü yeyişinden beri kabağı severim” demiştir.

İmam-ı Nevevî: Enes bin Mâlik hazretlerinin rivayetine göre kabağı sevmek “müstehap”tır.

Sade kabağı değil, Allah Resûlünün sevdikleri her şeyi sevmek “müstehap”tır.

Arpa unuyla pişmiş pazı da yerlerdi.

Bir gün Hazret-i Hasan, İbn-i Abbas ve İbn-i Cafer, Selma Hatun’a geldiler:

“Bize” dediler; “Allah'ın Resûlü'nün sevdiği yemeklerden birini pişir!”

Selam Hatun cevap verdi:

“Yavrularım; bu zamanda siz o yemekten hoşlanmazsınız!”

“Hoşlanırız, sen pişir!”

Selma Hatun biraz arpa alıp değirmene koydu ve un haline getirdi. Sonra bir kap içine koyup üstüne zeytinyağı dökerek pişirdi. Üzerine biber ve baharat nevinden bir takım otlar saçıp önlerine koydu.

“İşte Allah Resûlü'nün beğendiği ve seve seve yediği yemek!”

Huzeyre dedikleri yemekten de yemişlerdir. Bu yemek, eti, ufak ufak doğrayıp suyuna un katarak yapılır. İçine et olmayınca bu yemeğe aside derler.

Yağı alınmış sütün peynirini yerlerdi.

Allah'ın Resûlü, yemeklerini tababet ve sıhhat kaidelerine göre yerlerdi; yemekleri birbirine denkleştirerek… Tababet ve sıhhat kaidelerine göre yemek yeyişleri şöyle olurdu ki, bir yemeğin tesiri aşırı dereceye geline, onu zıt tesirli bir yemekle giderirlerdi. Meselâ, hurmanın hararetini karpuzla defederlerdi.

Ebu Davut rivayeti:

Kâinatın Efendisi taze hurmayı karpuzla yerlerdi ve buyururlardı ki: “hurmanın hararetini karpuzla giderir ve karpuzun soğukluğunu hurmayla kırarız”

Hazret-i Âyişe:

“Beni Allah'ın Resûlü’ne verdikleri zaman biraz semirmemi arzu ettiler. Alına tedbirler fayda vermedi. Nihayet taze hurma ve salatalık yedim ve semirdim.”

Hurma ile kaymak yemeyi de severlerdi. Bişr oğullarından Abdullah ve Atiye bir gün Allah Resûlü'nün evlerine şeref verdiğini, önlerine hurma ve kaymak getirildiğini ve bunları severek yediklerini bildiriyorlar.

Sütle hurmanın adını “güzel” koymuşlardı.

Ekmeği katık ile yerler, katık olmaya müsait ne bulursa kabul ederlerdi. Kâh et ile yeyip “işte dünya ahiret yemeklerin efendisi!” derler ve kâh karpuz ve hurma ile yerlerdi.

 Bir gün arpa ekmeğinin üstüne bir hurma tanesi koydular ve:

“Bu, bunun katığı…”

Buyurdular. Ekmeği sirkeyle yedikleri de olurdu. Sirkeyi methetmişlerdi.

Meyvalara karşı perhizleri yoktu. Mevsiminde hangi meyve gelse yerlerdi. Bu türlü hareket ise ilmen de sabittir ki, sağlık şartlarının en mükemmellerindendir. Zira Allah her meyveyi, insana yarayacak mevsimlerde, zaman ve mekânlarda yaratmıştır. Her yerin insanları memleketlerinin meyvalarını itidalle yiyecek olursa, nice devalardan müstağni olacak bir sıhhat kazanırlar.

Soğan hususunda Hazret-i Âyişe’den sorulmuş ve Allah Resulü’nün son yediği yemeklerde soğan bulunduğu cevabı alınmıştır. Buharî ve Müslîm rivayetlerince sabit olan husus da, Allah Resûlü'nün, soğan yiyenleri mescide girmekten alıkoyduklarıdır. Bunlardan murad, çiğ soğan olsa gerektir. Çünkü kokusundan müminler incinebilir, kerahat duyarlar.

Sarımsak yemekten ise daima uzak kalmışlardır. Her an melek gelmesini gözleyen ve Allahtan vahiy inmesini bekleyen Resûller Resûlü sarımsak kokusunu giran görmüşlerdir.

İmam-ı Nevevî, sarımsak, soğan ve pırasaya karşı Allah Resûlü'nün tavırları mevzuunda Şafiî âlimleri arasında ayrılık bulunduğunu kaydeder. Bunlara karşı tenzihi kerahet göziyle bakmak, ölçülerin en uygunudur. Kişi, sevdiğinin sevdiğini sevmek sevmediğini de sevmemekle mükellef olduğuna göre, mü’minlere düşen vazife açıktır. (Devam edecek)

 


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henüz yorum bırakılmadı...
 
Gıda... - Sayı 94
GIDA... - Sayı 93
MEVLİT... - Sayı 68
D?NYA... - Sayı 67
Tüm Yazıları

Gelecek sayı konusu (95): Tasavvuf; herkesin içinde fıtrî olarak var olan aşkı, merkezine, hakikatine yerleştirme ve yüceltme mektebi... Yüce kahramanların harcı... Karşı çıkanlar evvelemirde içlerindeki aşk istadına yazık eder.


Son Eklenen Yorumlardan
 Ekrem, zaman ayırıp cevap lütfetmişsiniz; takdirleriniz, inşallah dua yerine geçer. Çalakalem yazılm... Ali Erdal

 Çok akademik; kılı kırk yararak, hissedilerek, çilesi çekilerek, araştırması olabildiğince yapılarak... ekrem yılmaz

 İsmini belirtmeyen değerli okuyucu... Çok güzel ifade etmişsiniz... Tebrikler ve teşekkürler...... Ali ERDAL

 ALLAH Türk Milletini seviyor; niçini için bir çok gerekçe sayılabilir. Bir kısmı yazıda mevcut. Ama ...

 Bir yazar için en değerli anlardan biri, "Anlaşıldığı An" olmalı...Yazılan bir yarımın, okuyucularıy... Işın Erenoğlu Üstündağ


Sonsuz karanlıklarıma gömülüşümü anlamayıp bilmeden kendi karanlıklarına denk sayanlar tarihin karanlığında boğulmaya mahkûmdurlar.
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1992
Türkçenin serencamı
Topyekûn ölçü
Ninemden bana kalan şey, bahçe ve fındık
Aranan kan
Türk dilini dert edinenler
Türkçenin serencamı
Yavuz Sert - Türk dilini dert edi...
Yavuz Sert - Annelerimiz-15 - Hz....
Ali Erdal - Türkçenin serencamı
Ali Erdal - Kedicik
Kadir Bayrak - Hangi Türkçe?
Sinan Ayhan - Dil kavramı üzerine ...
Sinan Ayhan - Ninemden bana kalan ...
Sinan Ayhan - Konuşan düşünce
Fatma Pekşen - Ses bayrağımız dilim...
Dergi Editörü - Aranan kan
Site Editörü - Ana dilimiz Türkçe
Mehmet Hasret - Bir küçük kedi için ...
Kürsü Nizam - Gıda
Acıyorum -
Necip Fazıl - Topyekûn ölçü
Necip Fazıl - İllet
Necip Fazıl - Kanun
Necdet Uçak - Anadilim Türkçe
Necdet Uçak - Rabbim
Necdet Uçak - Kucak açtık mazlumla...
Necdet Uçak - Niğbolu meydan savaş...
Mustafa Büyükgüner - Türk Budun(u)
Mustafa Büyükgüner - Budinden Yemene sazı...
M. Nihat Malkoç - Tabelâlarda Türkçe k...
M. Nihat Malkoç - Büyülü kelimeler
Hızır İrfan Önder - Hangi hücremde saklı...
İsimsiz - Dilinizi eşek arası ...
İsimsiz - Dil üzerine söylenen...
İktibas - Necip Fazıl
Muhammed İsa Öztürk - Silâhlar
Kubilay Ertekin - Müslümanın ilk vasfı
İbrahim Şaşma - Lüzum müzekkeresi
Halis Arlıoğlu - "Hero" ne demektir?
Halis Arlıoğlu - Arafatta niyâz
Halis Arlıoğlu - Ah bu yalnızlık
Bahadır Kaya - 94.sayı medya sepeti
Er Tuğrul - Eşek arısı ve kemâla...
Murat Yaramaz - 94.sayı mizah köşesi
Murat Yaramaz - Küs
Murat Yaramaz - Silgi
Murat Yaramaz - Gibi
Kamran Murquzov - Azerbaycan toprağına...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 3585798
 Bugün : 1284
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 415388
 Bugün : 42
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 88
 94. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 2
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncellenme: 16 Kasım 2017
Künye | Abonelik | İletişim