Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     275 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Gıda
Kürsü Nizam

  Sayı: 94 - Ekim / Aralık 2017

(Gıda bahsi devam ediyor)

Bir defa Hazret-i Osman’a develerle un ve bal gelmişti. Karıştırıp Kâinatın Efendisi’ne gönderdi. Yediler ve beğendiler. Bir defa da kervanla Hazret-i Osman’ın bir devesi geldi. Üzerinde bal, un, yağ vardı. Allah'ın Resûlüne getirdiler. Varlığın nuru bu mallar için bereket duası ettiler ve sonra emir buyurup bir tencere getirdiler. Tencerenin içine, bal un ve yağ konuldu ve bunlar ateşte pişirildi.

Allah'ın Resûlü buyurdular:

“Yeyin! Fars taifesi buna habiz ismini verir.”

Koyun etine de iltifat göstermişlerdir. Bu üç şey, yani et, helva ve bal, gıdaların üstünleridir ve bedene yararlıdır. İnsan hasta olmadıkça bunları yemekten kaçınmaz. Et, cennet yemeklerinin başıdır.

Hazret-i Ali:

“Cennet yemeklerinin başı et ve ondan sonra pirinçtir.”

Yine Hazreti-i Ali:

“Et kuvvet verir ve rengi düzeltir. 40 gün et yemeyenin sağlığı bozulur.”

Birkaç kaynaktan gelen rivayete göre, et, Allah'ın Resûlünce gayet makbul yemektir. İşitme hassasını arttırır, dünya ve ahirette yemeklerin efendisidir. Hattâ Allah'ın Resûlü, eti her gün kendilerine kısmet etmesi için Allaha arzu izhar etmişlerdir.

Allah'ın Resûlü koyunun kol tarafını severdi. Onun içindir ki, Yahudiler koyunun bu tarafını zehirleyip kendilerine sundular. Bu işi bir Yahudi karısı yapmıştı. Hâsılı, kol eti tarafını sevdikleri birçok Hadîsle sabittir. Hazret-i Âyişe:

“Allah Resûlü’ne, kol eti, koyunun diğer taraflarından daha sevgiliydi ve eti gün aşırı yerlerdi.”

Bu nakli tesfir edenlerden bazıları, eti haftada bir yedikleri hükmünü de çıkarmışlardı. Bu hükme sebep, nakilde bir kelimenin ayrı ayrı mânâlandırılmasıdır. Etin kol kısmına alâkaları şu yüzdendir ki, o kısım çabuk pişer ve çabuk pişen kolay hazmedilir. Lezzeti de lâtiftir.

Koyunun boyun kısmını da severlerdi. Kadın sahabilerden Bint-i Zübeyr Hazretleri bir gün evinde bir koyun kesmişti. Allah'ın Resûlü adam gönderip etten bir parça istediler. Bint-i Zübeyr, boyun kısmından başka bir taraf kalmadığını bildirip: “Allah'ın Resûlüne boyun eti göndermekten hicap ederim.”

Dedi; ve gelen kimse bu cevabı Allah Resûlüne arz etti.

Allah'ın Resûlü buyurdular:

“Versin! Boyun eti iyiliğe yakındır ve ezadan uzaktır.”

“Eza”  kelimesinde murad, koyun etindeki kötü kısımlardır. Gerçekten kötü kısımlara, boyun en uzak yerdedir. Bilinmektedir ki, koyun etinin en hafif tarafları, boyun, kol ve pazı kısımlarıdır.

Eti, mübarek dişleriyle çekerek ve kemikten ayırarak yerlerdi. Buharî naklince bıçak kullandıkları da vaki olmuştur.

Pastırma yedikleri de görülmüştür. Ciğer ve tavuk etini de yemişlerdir.

Sefer ve hazarda deve etini yedikleri olmuştur. Tavşan etini de yemişlerdir.

İbn-i Abbas rivayetine göre, et suyuna batırılmış ekmekten ibaret tirit denilen yemeği severlerdi. Tiridi yağla yemişlerdir. Ekmekle zeytinyağını yedikleri de vâkidir. Kabağı sık yerler ve yemeği severlerdi. Yedikleri zaman da tabağın etrafını ekmekle sıyırırlardı. Enes Bin Mâlik; “Allah Resûlünün bu türlü yeyişinden beri kabağı severim” demiştir.

İmam-ı Nevevî: Enes bin Mâlik hazretlerinin rivayetine göre kabağı sevmek “müstehap”tır.

Sade kabağı değil, Allah Resûlünün sevdikleri her şeyi sevmek “müstehap”tır.

Arpa unuyla pişmiş pazı da yerlerdi.

Bir gün Hazret-i Hasan, İbn-i Abbas ve İbn-i Cafer, Selma Hatun’a geldiler:

“Bize” dediler; “Allah'ın Resûlü'nün sevdiği yemeklerden birini pişir!”

Selam Hatun cevap verdi:

“Yavrularım; bu zamanda siz o yemekten hoşlanmazsınız!”

“Hoşlanırız, sen pişir!”

Selma Hatun biraz arpa alıp değirmene koydu ve un haline getirdi. Sonra bir kap içine koyup üstüne zeytinyağı dökerek pişirdi. Üzerine biber ve baharat nevinden bir takım otlar saçıp önlerine koydu.

“İşte Allah Resûlü'nün beğendiği ve seve seve yediği yemek!”

Huzeyre dedikleri yemekten de yemişlerdir. Bu yemek, eti, ufak ufak doğrayıp suyuna un katarak yapılır. İçine et olmayınca bu yemeğe aside derler.

Yağı alınmış sütün peynirini yerlerdi.

Allah'ın Resûlü, yemeklerini tababet ve sıhhat kaidelerine göre yerlerdi; yemekleri birbirine denkleştirerek… Tababet ve sıhhat kaidelerine göre yemek yeyişleri şöyle olurdu ki, bir yemeğin tesiri aşırı dereceye geline, onu zıt tesirli bir yemekle giderirlerdi. Meselâ, hurmanın hararetini karpuzla defederlerdi.

Ebu Davut rivayeti:

Kâinatın Efendisi taze hurmayı karpuzla yerlerdi ve buyururlardı ki: “hurmanın hararetini karpuzla giderir ve karpuzun soğukluğunu hurmayla kırarız”

Hazret-i Âyişe:

“Beni Allah'ın Resûlü’ne verdikleri zaman biraz semirmemi arzu ettiler. Alına tedbirler fayda vermedi. Nihayet taze hurma ve salatalık yedim ve semirdim.”

Hurma ile kaymak yemeyi de severlerdi. Bişr oğullarından Abdullah ve Atiye bir gün Allah Resûlü'nün evlerine şeref verdiğini, önlerine hurma ve kaymak getirildiğini ve bunları severek yediklerini bildiriyorlar.

Sütle hurmanın adını “güzel” koymuşlardı.

Ekmeği katık ile yerler, katık olmaya müsait ne bulursa kabul ederlerdi. Kâh et ile yeyip “işte dünya ahiret yemeklerin efendisi!” derler ve kâh karpuz ve hurma ile yerlerdi.

 Bir gün arpa ekmeğinin üstüne bir hurma tanesi koydular ve:

“Bu, bunun katığı…”

Buyurdular. Ekmeği sirkeyle yedikleri de olurdu. Sirkeyi methetmişlerdi.

Meyvalara karşı perhizleri yoktu. Mevsiminde hangi meyve gelse yerlerdi. Bu türlü hareket ise ilmen de sabittir ki, sağlık şartlarının en mükemmellerindendir. Zira Allah her meyveyi, insana yarayacak mevsimlerde, zaman ve mekânlarda yaratmıştır. Her yerin insanları memleketlerinin meyvalarını itidalle yiyecek olursa, nice devalardan müstağni olacak bir sıhhat kazanırlar.

Soğan hususunda Hazret-i Âyişe’den sorulmuş ve Allah Resulü’nün son yediği yemeklerde soğan bulunduğu cevabı alınmıştır. Buharî ve Müslîm rivayetlerince sabit olan husus da, Allah Resûlü'nün, soğan yiyenleri mescide girmekten alıkoyduklarıdır. Bunlardan murad, çiğ soğan olsa gerektir. Çünkü kokusundan müminler incinebilir, kerahat duyarlar.

Sarımsak yemekten ise daima uzak kalmışlardır. Her an melek gelmesini gözleyen ve Allahtan vahiy inmesini bekleyen Resûller Resûlü sarımsak kokusunu giran görmüşlerdir.

İmam-ı Nevevî, sarımsak, soğan ve pırasaya karşı Allah Resûlü'nün tavırları mevzuunda Şafiî âlimleri arasında ayrılık bulunduğunu kaydeder. Bunlara karşı tenzihi kerahet göziyle bakmak, ölçülerin en uygunudur. Kişi, sevdiğinin sevdiğini sevmek sevmediğini de sevmemekle mükellef olduğuna göre, mü’minlere düşen vazife açıktır. (Devam edecek)

 


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henüz yorum bırakılmadı...
 
Gıda... - Sayı 94
GIDA... - Sayı 93
MEVLİT... - Sayı 68
D?NYA... - Sayı 67
Tüm Yazıları

Son Eklenen Yorumlardan
 Türk Milleti hiçbir zaman dış düşmanlar tarafından yıkılmamıştır. Hep kendi içindeki hainler tarafın... Ahmet Güney

 Amin.Allah razı olsun.Kaleminize kuvvet elinize sağlık hocam.... Faruk Aktı

 Güzel sindire sindire okumak lazımmış ...

 Teşekkürler Sinan abi, devam etmeyi ben de istiyorum inşallah.... Yavuz

 Sevgili Nilgün,Yorumunu okuyunca, koskoca bir tebessüm suratıma geldi yerleşti, kalkmak bilmiyor. Bu... Işın Erenoğlu Üstündağ


Öğretmen ve öğrenciye “okul sigortası” hakkı verilmiş. Pek yerinde, artık disiplinsizlik yüzünden okutmak da, okumak da “risk unsuru” taşır oldu. 
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Gamsız buğday tanesi
Tasavvuf ve cemiyet
Gönül kahramanlarının izinde...
Batı tefekkürü ve İslâm tasavvufu (isiml
Tasavvuf: insanı olgunlaştırma sanatı
Gamsız buğday tanesi
(Röportaj) Tekkeler tekrar açılacaktır,
Gönül kahramanlarının izinde...
Dıştaki alçaklar mı, içteki hainler mi


Yavuz Sert - Sadırdan satıra
Yavuz Sert - (Röportaj) Tekkeler ...
Ali Erdal - Tasavvuf ve cemiyet
Kadir Bayrak - Şeyhim Edebâli
Kadir Bayrak - Batı tefekkürü ve İs...
Sinan Ayhan - Su sulbünde, gül ile...
Ekrem Yılmaz - İbretlik not ve insa...
Dergi Editörü - Gönül kahramanlarını...
Site Editörü - Tasavvuf: insanı olg...
Haceloğlu - Parti mezarlığının y...
Mehmet Hasret - Karınca günlükleri: ...
Necip Fazıl - Batı tefekkürü ve İs...
Necdet Uçak - Allahtan umudunu kes...
Necdet Uçak - Rabbim
Necdet Uçak - Kibir gururu bırak
Mustafa Büyükgüner - Bir Naim Süleymanoğl...
M. Nihat Malkoç - Sözün özü
Hızır İrfan Önder - Ben değilim!
Hızır İrfan Önder - Aşkullâh
Mehmet Balcı - İnsan gibi
Mehmet Balcı - Bekleyiş
İktibas - Yaşadıklarını Sabaha...
Gelecek sayı konusu -
Kubilay Ertekin - Dıştaki alçaklar mı,...
İbrahim Şaşma - Mescid-i Aksa
Halis Arlıoğlu - Hastane köşeleri
Halis Arlıoğlu - Bir mağrur bakışlıya
Kürsü Kainatın Efendisi - Gıda
Yasin Uçan - O gözler ki
Er Tuğrul - Tasavvuf
Murat Yaramaz - 95.sayı mizah köşesi
Murat Yaramaz - Öte
Murat Yaramaz - Oluşum
Murat Yaramaz - Duvar
Murat Yaramaz - Varı
Kardelen - Kardelen, İDPde
Işın Erenoğlu Üstündağ - Gamsız buğday tanesi
Ekrem Esad Altan - İhtiyaç
Nedim Demirbaş - Sargı bezi
Harun Ekici - Bekleyiş
Harun Ekici - Bir gülümseme
Mert Tahta - Sevda bekçisi
Muammer Çalar - Hani gönlüm
Muammer Zeki Aygur - Kendi kendime
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 3848165
 Bugün : 4280
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 423253
 Bugün : 63
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 93
 95. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 8
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 4
Son Güncellenme: 5 Şubat 2018
Künye | Abonelik | İletişim