Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     3084 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

ÖLÜM
Kürsü Nizam

  Sayı: 65 - Temmuz / Eylül 2010

(Bu bölümdeki imzasız yazılar, İman ve İslâm Atlası’ndan alınmaktadır)

(Dünya bahsi devam ediyor)

ÖLÜM

Ölüm son durak... Öyle bir durak ki, kör nefsin "son durak ölüm olduktan sonra varıncaya kadar didinmeler ne oluyor" diyeceği gelmekte... Şeytanî vesvese... Ölümden ötesine inanmayanlar bile, o büyük hadise karşısında ye'se düşmüyor ve sonunda eli boş gideceğini bildiği halde bu dünyadan bir şeyler toplamaya, devşirmeye çabalıyor.

Allah Resulünün, bulundukları yerde bir gün, önlerinden bir Yahudi cenazesi geçirildiği, ayağa kalktıkları ve soranlara "ölüm büyük şey!" buyurduklarına dair bir hadis rivayet edilir. En sağlam din âlimlerine göre cenaze geçerken ayağa kalkmak, onu takip etmeyecek olan için mekruh ve bu hususta verilen emirler "mensuh-kaldırılmış" olduğu için rivayeti gerçek kabul etmemekte mazur kalıyor, fakat ölümün büyük bir şey olduğu hakikatini yine O'na bağlamakta tereddüt göstermiyoruz.

Bazı türbeler ve mezarlık kapılarında İlâhî düstur yazılıdır: "Her nefs ölümü tadacak"... Tatmak,  yaşamakla olur; öyleyse onu tattıran bir hayat vardır, asıl hayat odur ve ölüm onun kapısıdır. Allah'ı bulmaya yalnız ölümü düşünmek yeter. Ama bu dünya öyle bir gaflet perdesidir ki, tarih, hatıra ve göz, ölüm kumbarasına bunca çil akçe boşalttığına şahit olduğu halde, insan öleceğine lafta inanır da kalpte inanmaz ve onu yaşayamaz. Gördüğüne kendinde inanmayan kör nefs görmediğine nasıl inansın?..

Veliye sormuşlar: "Müslüman'ın hali nasıl olmalıdır!"... "Ruhunu teslim ederken nasıl olacaksa hep öyle..."

Onun içindir ki, gerçek tarikat edebinde, "tezekkür-ü mevt" dedikleri bir başlangıç talimi vardır. Mürid, gözleri yumulur, kendi ölüsü hayalinde canlandırılarak, kefene sararak, karşısında murakabeye dalar. Gafletten ve kendinden kurtulmaya başlamanın ilk dersi böyle başlar.

Kimya ve fizik ilimleri son merhalelerinde hiçbir şeyin yoktan var olamayacağını ve yine hiçbir şeyin "var"dan "yok"a döndürülemeyeceğini anlar da, küfür yobazı, ölümün sadece bir değişme olduğunu ve vücut için ademin muhal olduğunu kabul etmez... Anlasa Allah'ı kabul etmekten başka çaresi kalmaz...

Müspet bilgilerin eriştiği bu (metafizik) tefekküre, yine İslâm tasavvufu çok önceden varmıştır. Müshil tesirinde bir ot misalini ele alırlar. Bu ot düpedüz çiğnense de, kaynatılsa da kömür haline getirilse de, burna çekilse de, buhara döndürülüp koklansa da daima müshil tesirini muhafaza eder. Demek ki, insan ölüyor, fakat özü baki kalıyor. Ve bu öz, ya tam hayrın, ya tam şerrin merkezi halinde karar kılıyor.

Velilik "ölmeden ölünüz!" emrine mazhar, sağ ve dünya işlerinin her çeşidiyle uğraşırken ölmüş bulunanların sıfatı... Onların toprak altında maddeleri de tahallül etmez, çürümez. Her bakımdan "hayy-diri"dirler. Mumyaların ilaç zoruyle çürümekten kurtarılan cesetleri, çürümüşlüğün son haddindedir. Hele ölülerini yakanlar, göremedikleri bir âlemde onların ruhlarını yaktıklarından habersizdirler: Onlar, inandıkları âdemi, yokluğu arar, ama bulamazlar...

 

FİZYOLOJİ

Ölümün fizyolojisi, tarihini hissiz bir tababet izahından aldığı halde, biz onu bir fikir ve sanat gözüyle tespite çalışalım. Sanki içinden kıpkırmızı şerbeti alınmış, kendi posa renginden ibaret bırakılmış sapsarı bir bardak... Renk, bu... Kalp durmuş, kan deveranı kesilmiş, saç ve sakal sonradan yapıştırma hissini verircesine iğretileşmiş, bütün uzuvlar bağlı oldukları merkezden koparıldığını ihtar edici şekilde sarkmış, ten buz kesilmiş, çene düşmüş, gözler gördüğünü sanma iddiasını yitirmiş... Bu (realite) manzarasında bir dehşet ifadesi vardır. Bu ifade kalp ve beyin yakıcıdır ve en haşin dış gerçek çerçevesinde derin bir (sürreel) mânâsını haykırmaktadır. (Sürreel), yani görünenin üssü...

Bellidir ki, dış görünüşüyle ölü, içindeki mektup alındıktan sonra yere atılmış boş, buruşuk, soluk bir zarf... Kendi gitmiş, posası kalmış cevheri hatırlatan korkunç manzara!.. Akıl çatlatıcı ilâhî hikmetten en canhıraş levha...

 

İLK VAZİFE

İlk vazife, ölüm, akşamın ilk alacalığı halinde çökerken, gitmek üzere bulunana Allah ve Resûlüne bağlılık telkininde bulunmak... Artık onun başı ucundaki yarım kalmaya mahkûm ilâç şişeleri iflâs ve ölümsüzlük çaresi, İlâhî eczaneden getirilecek ihya edici ilâca kalmıştır: Şehadet Kelimesi... Veya aynı mânâ içinde sadece Allah lâfzı...

Bu ilk vazifeyi yaparken son derece dikkatli, yumuşak, rakik, ince ve şefkatli olmak ve can vermek üzere bulunana kasvet vermemeye, ondan imana aykırı bir tepki doğmasına sebep olmaktan kaçınmaya dikkat etmek lâzım... Yüz kıbleye doğru...

İhtizar halinde bulunanın yanında ılık, cazibeli ve ruha işleyici bir sesle Kur'ân okunabilir ve bilhassa "Yâsin" gibi müjdeli, rahmet bildirici sûreler tercih edilir.

Eğer, ihtizar halindeki şahıs, bütün hayatı imanla geçmiş ve hiçbir küfür alâmeti göstermemiş bir kimseye son anda bu beklenmedik şekilde küfür halleri takınsa da cinnetine hamledilir ve kendisinden müminlere mahsus muamele esirgenmez.

Küfürdeyse ve küfür içinde gidiyorsa zaten yapılabilecek ve elden gelebilecek bir şey yoktur. Artık onun hakkında tatbik edilecek İslâmî merasim boştur.

 

İLK ŞLER

Ölüm tesbit edilince göz kapakları indirilir ve çene bir tülbentle bağlanır. Ölü arkası üstüne yatırılır ve ayakları uzatılır, kolları iki yanına getirilir, göğsünde kavuşturulmaz.

Ebu Seleme Hazretlerini vefatından sonra ziyaret eden yüceler yücesi Resul, mevtanın gözlerini mübarek elleriyle yummuşlar ve "Ruhun kabzından sonra göz ona tabi olur" buyurmuşlardır. Bir de affını dileyici bir dua okumuştur... Aslî harfleriyle kaydedemeyeceğimiz bu duayı ezberleyip ölülerinin başında okuyan mümin iyi eder.

Ölünün odasında abdestsiz ve gusülsüz insanların bulunmasında şer'i yasak olmasa da, tam taharet haliyle bulunmak ve böyle olmayanları uzaklaştırmak elbette faziletli... Mevtanın huzurunda gaslinden önce Kur'ân okunmaz.

 

GASL

Boy abdesti almaya gusül tabir edilirken umumiyetle âdi yıkanmalara ve bu arada ölüyü yıkanmaya gasl denilir.

Mevta soyundurulur, çarşafa sarılır ve gasl yerine götürülür, teneşir adlı masaya yatırılır. Avret yeri bir bezle örtülür...

Burnuna ve ağzına su vermek olmaksızın aynen malûm şekilde abdest aldırılır. Ondan sonra üzerine "Sidr", yahut "Hurd" denilen otla kaynatılmış veya sadece ılındırılmış temiz su dökülür. Peşinden 3 kere tütsülenir. Saçı ve sakalı sabunla yıkanır. Gasledicilerin, eline bir bez sarıp abdestten önce mevtanın ön ve arka galîz yerlerini temizlemesi gerekir. Yine eline bir bez sarıp mevtanın burun deliklerini, dişlerini, dilini ve dudaklarını mesheder. Başını da mesh... Derken mevta sol yanına yatırılıp soyun her tarafa yayıldığı görülünceye kadar sağ, arkasından mukabil tarafa yatırılıp sol yanı ve böylece bütün arka cephesi yıkanır. Bunların ardından gasledici ölüyü oturtur, kendine dayandırır ve hafifçe karnını ve göbeğini mesheder. Eğer ölüden kirli bir şey çıkacak olursa yalnız onu alır, o noktayı temizler, bir havlu ile ölüyü kurular ve kefenler. Saçları ve sakalına "Hunut" adlı bir ıtır sürer. Secde âzası olan alını, elleri, dizleri ve ayakları üzerinde "Kâfurû" koyar.

Ölünün üzerine rastgele su isabeti gasl olmayacağından sudan boğulmuş olarak çıkarılan da ayrıca yıkanmaya tâbidir.

Şehitten başka her cenaze yıkanmaya muhtaç...

 

KEFEN

Cenazenin hazırlanması (teçhiz) ve kefenlenmesi (tekfin) insana soğuk gelebilir. Ama İslâm'da soğukluk yok, sıcaklık vardır ve öbür tarafa geçmenin üniformasını bütün usulleri ve teferruatıyla bilmek vazifedir.

Kefen erkekte 3, kadında 5 parça örtü...

Erkekte "izâr", "kamîs" ve "lifâfe" isimleri verilen, biri alt öbürü üst kısımları kaplayıcı ve ikisi birden boyundan ayaklara kadar inici... Kadında ayrıca göğüs sargısı ve baş örtüsü...

Zaruret halinde vücuda ne sarılsa olur. Böyle bir zaruret pek düşünülemez. 

Kefen beyaz pamuklu bezdendir ve yakasız... Yeni veya yıkanmış olabilir. Giydirilmeden evvel tek sayı ile (1, 3, 5) tütsülenir.

Açılma ve gevşeme ihtimalini gösteren vücut yapılarında düğümlenir veya kuşaklanır. Umumiyetle baştan ve ayaklardan düğümle...

Kadının saçları ikiye ayrılıp iki örgü halinde göğsüne konur.

Düşük veya ölü doğan çocuk, namazı kılınmayacağı halde yıkanır ve bir beze sarılıp kefenlenir. Bir ân için bile olsa, ses ve hareket gösteren çocuğa tam ölçü...

 

VAZİFENİN DAYANAĞI

Sünnet şekilleriyle tafsilâtını verdiğimiz mevtayı hazırlama, teçhiz ve tekfin işinin şer'i dayanağı "Kifaye Farzı" olması...

Kifaye farzlarında olduğu gibi, yapanlar bulundukça başkalarının mes'uliyeti dışında kalır; fakat bulunmazsa bütün bir muhit ve çevreyi sorumlu kılar.

Baş mükellefler cenazenin yakınları, sonra devlet teşekkülleri ve nihayet etrafındaki Müslümanlar...

Mevtayı yıkayan, hususi hallerini saklayan, kefenleyen ve kabrini kazanların nail olacakları ecre dair hadisler vardır.

Kadın ve erkeği hemcinsleri yıkar. Şu farkla ki, kocası karısını yıkayamaz da, zevce zevcini yıkayabilir. Hazret-i Ebu Bekr'i vasiyeti üzerine zevcesi yıkamıştır.

Herhangi bir hadise neticesinde parçalanmış bir cesedin başı yerinde olarak yarı vücudu kalmışsa teçhiz ve tekfini yapılır ve namazı kılınır. Başsız olarak yarısı mevcut veya büyük kısmı nâ mevcut cesede, ne teçhiz, ne tekfin, ne namaz, yapılabilecek bir şey yoktur. Bir torbaya konulur ve doğrudan doğruya gömülür.

 

TABUTUN ARKASINDAN

Cenaze namazında bazı edeplerini belirttiğimiz cenaze naklinin ilk edebi, onun, omuzlar üstünde ve dört kollu bir tabut içinde taşınmasıdır. Tabutu solundan taşıyanlar sağ elleriyle kolu dibinden kavrayıp boyun köküne doğru sağ omzuna yerleştirir; sağından kavrayanlar ise kolu ucundan ve yine sağ eliyle kaldırıp altına geçer ve sol omzuna oturtur.

Cenazeyi taşımak ibadetten bir şubedir. Yakınlarının, komşusunun yahut faziletiyle tanınmış bir insanın cenazesini taşımak, nafile ibadetlerden üstündür. Allah'ın Resulü bizzat cenaze taşımışlar, Saad Bin Muaz Hazretlerinin tabutunu yüklenmişlerdir.

Cenazeyi 40 adım götüren kimsenin 40 büyük günahı affedilir  (Hadîs)...

Cenazeyi, sırtta, hayvan üzerinde veya arabada götürmek, mazeret olmadıkça mekruh...

Cenaze naklinde çabuk hareket müstehap, fakat sarsacak derecede sür'at mekruh...

Tabutun arkasından yürümek, önünden gitmekten daha iyi... Fakat cenazeyi önde veya arkada yalnız bırakmak yine mekruh... Cenazenin arkasından arabayla takipte sakınca yoktur.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henüz yorum bırakılmadı...
 
Gıda... - Sayı 94
GIDA... - Sayı 93
MEVLİT... - Sayı 68
D?NYA... - Sayı 67
Tüm Yazıları

Gelecek sayı konusu (98): İNTERNET


Son Eklenen Yorumlardan
 Sevgili Sehrzad, kalbinin değer kattığı sıcacık yorumun, okuduğum günün en güzel hediyesi oldu. Varl... Işın Erenoğlu Üstündağ

 Sehrzad da derki; bir canlının hayatı, yaşamı anlamlandırmaya çalışması ve yüreğine sığmayan duygul... Sehrzad davudi

 En azından "doğru tarafta olmak" nasıl bir nizam köpürtür... "Geride kalıyor olmak" faslını konuşaca... Sinan AYHAN

 "Demek ki, zaten aslında ve lûgatta bir kavmin ruhunu dayadığı iman kaynağı mânasına gelen ve son za... Sinan AYHAN

 Hocam, kaleminize sağlık, işin ruhunu etraflıca veren, hoş bir yazı olmuş... Allah razı olsun... Güç... Sinan AYHAN


Türkçe’nin kırpıla kırpıla ne hale getirildiğine bakmadan kalkmışız, “eser vermeli, eser vermeli” diyoruz.
Halbuki “Güneş Dil Teorileri”nin temel yapılmak istendiği bir dili kullanarak karşımızdakilerle konuşup, anlaşabildiğimize şükretmeliyiz.
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Milliyetçilik
Doktor anne
Türk teşkilâtlanma kabiliyeti ve kapasit
Çamurdan kale
Türkün halelendiği ufuk, istikamet...
Gün gelir de, hayatı anlat derlerse
Dergi fuarındaydık
Aydınlar üzerine
Türk teşkilâtlanma kabiliyeti ve kapasit
Milliyetçilik


Yavuz Sert - Keyif verici cümlele...
Ali Erdal - Türk teşkilâtlanma k...
Kadir Bayrak - Ertuğrul Gazi
Sinan Ayhan - Türkün halelendiği u...
Sinan Ayhan - Arşetip: eşyaların b...
Necip Fazıl Kısakürek - Milliyetçilik
Bedran Yoldaş - Filistin
Fatma Pekşen - Fatmalar ve diğerler...
Ahmet Mahir Pekşen - Sarhoşun saygısı
Ahmet Mahir Pekşen - Sarmaşık günaydını
Dergi Editörü - Dergi fuarındaydık
Site Editörü - Kardelen IX. uluslar...
Mehmet Hasret - Körbaykuş
Gönüldaş - "Ümmetim kötüde itti...
Necdet Uçak - Uyku
Necdet Uçak - İmtihan
Mustafa Büyükgüner - Taşlar dile geldi
M. Nihat Malkoç - Kudüs terennümleri
Hızır İrfan Önder - Az-öz
Ayhan Aslan - Karikatür
Ayhan Aslan - Babam
Ahmet Çelebi - 15 Temmuz
Gelecek sayı konusu -
Vural Gündüz - Çamurdan kale
Muhsin Hamdi Alkış - Türk milletinde devl...
Kubilay Ertekin - Çıban başı
İbrahim Şaşma - Kudüs mektubu
Halis Arlıoğlu - İnanç ve milli irâde...
Halis Arlıoğlu - Can Azerbaycan
Erdem Özçelik - Doktor anne
Mahir Adıbeş - Şahit
Kürsü Kainatın Efendisi - Giyim
Murat Yaramaz - Vicdan
Murat Yaramaz - Belki
Murat Yaramaz - Tavsiye
Tamer Uysal - Aydınlar üzerine
Harun Ekici - Unutmak
Hakan Karahan - Mevlânâ
Zaman Yolcusu - İki soru
Konyalı - Bir anma gününden rö...
Enes Yeşil - Kıyamam
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 4697027
 Bugün : 2594
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 445265
 Bugün : 91
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 85
 97. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 5
Son Güncellenme: 7 Ağustos 2018
Künye | Abonelik | İletişim