Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 34 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     2481 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Üçaylar ve Ramazan
Kubilây Ertekin

  Sayı: 77 - Temmuz / Eylül 2013

Hz. Ömer'e (rad) izâfe edilen bu sözde çok derin mânâlar gizlidir. Her şeyde olduğu gibi inanan ve sâdık olan insanların da dinlenmeye, kendine gelip maddî-manevî bir yenilenmeye, dinamizme, muhâsebeye ihtiyacı vardır. İşte her iman sahibinin bu üç ayların ve ramazanın verdiği sayısız feyiz ve bereketiyle yeniden bir güç kazanıp hayatın bütün zorluklarına ve menfîliklere karşı, büyük bir hamle ve azimle direnerek yoluna devam etme ihtiyacı içinde olduğu her ak-ı selim tarafından bilinen bir gerçektir. Mübarek gün ve gecelerin-ayların–vakitlerin Müslümanlara sağladığı şeylerden birisi  de budur.

Genel bir tarife göre; ramazan “ramza” kökünden gelen ve güneşin en şiddetli olduğu yaz aylarında taşı ve toprağı yakacak derecedeki sıcaklığı demektir. Bu rahmet ayında ve öyle bir sıcaklığın-hararetin en şiddetli olduğu dönemde, insanın açlık ve susuzluktan yanıp-kavrulduğu, dudaklarının çatladığı halde Allah'ın (cc) emri gereği tuttuğu orucun hürmetine, onun kusur ve günahlarının da yakılıp yok edildiği mânâsını taşımaktadır. Aslında bu ramazanlar açıklanan mânâya uygun olarak, biraz da hüzün ve keder demektir. Günahların ve yaşananların hüznü, karşılaştığı sıkıntı ve sitresin, acı tatlı olayların verdiği elem ve kederler de buna dahildir. Ramazan kelimesi bana merhum şair Yahya Kemal'in; “Atikvalde'den inen sokakta” duyduğu hüznü-elemi, garipliği ve hissettiği dayanılmaz yalnızlığını ve o semtin garip derbeder, fakir mütedeyyin insanlarını hatırlatmaktadır.

Her ramazanda hissettiğim bu elem ve hüzün duygusu  o yılları, o insancıkların garip ve bikes durumlarını, buna rağmen hallerinden razı tevekkül içinde olmalarını tahayyül ettirmekte ve sanki o ânı birlikte yaşamış hissi vermektedir. Çok zaman o şiiri  hatırlayıp okuduğumda göz yaşlarımı tutamadığım olmuştur. Belki rahmete vesile olur ümidiyle, buraya almak istiyorum…

“İftardan önce  gittim Atik-valde semtine,

Kaç defa geçtiğim bu sokaklar, bugün yine.

Sessizdiler. Fakat  Ramazan mâneviyyatı.

Bir tatlı intizâra çevirmişti sûkûneti;

Semtin oruçlu halkı, süzülmüş benizliler.

Sessizce çarşıdan dönüyorlar birer-birer.

Bakkalda bekleşen fukarâ kızcağızları.

Az-çok yakında sezdiriyor top ve iftarı..

Meydanda kimse kalmadı artık,bütün-bütün.

Bir top gürültüsüyle bu sahilde bitti gün.

Top gürleyip oruç bozulan, lahzâdan beri.

Bir nurlu  neş'e kapladı kerpiçten evleri..

Yârâp, nasıl ferahlı bu âlem, nasıl temiz!

Tenhâ sokakta kaldım, oruçsuz ve neş 'esiz.

Yurdun bu iftarından uzak kalmanın gamı,

Hadsiz yaşattı rûhuma, bir gurbet akşamı.

Bir tek düşünce oldu, teselli bu derdime.

Az-çok ferahladım ve dedim kendi kendim;

Onlardan ayrılış bana, her an üzüntüdür.

Madem ki böyle duygularım kaldı çok şükür” (Kendi gök kubbemiz sh 35)

Gerçi şimdi o yıllardaki gibi maddî bir sıkıntı ve derbederlik yok. Halkın refah seviyesi oldukça yüksek. Herkesin yediği önünde yemediği ardında ve har vurup harman savurmaktadırlar. İsraf ve savurganlıklar zirvelerdedir. Üretilen 94 milyon ekmeğin 6-7 milyonunun çöpe atıldığı yazılmaktadır. O çöplüklerde bir servet yatmakta. Bu elîm manzara karşısında duygulanıp; “EKMEK NİMETTİR. ÇÖPE ATILMAZ!” şeklinde 50 adet  fotokopi çektirip dağıtmak istedim. Fakat çoğu esnaf almadı bile.. Ve burası Müslüman (!) bir ülkedir. “İsraf ise haramdır.” Sıkıntı ve yokluğu görmeyen insanların azgınlığı meğer ne kadar korkunçmuş. Yükselen refah ve maddî imkânlar yanında, gerileyen dînî zaaflar, itikâdî ve ahlâkî yozlaşmalar davranışlar gelecek için insanı endişelendirmektedir. Sahil boylarındaki kokuşma ve yozlaşmalar, içki-fışkı gibi müptezellikler, sabahlara kadar çalışan bar-pavyon ve batakhâneler, onların müdavimleri ve ortalığı çınlatan ayyaş nâraları, yerlerde sürünen kadınlı–erkekli kalabalıklar kirletilen sokak ve caddeler.. Bütün bu rezaletlere rağmen hâlâ rakı ve işreti savunmak insanın midesini bulandırmaktadır. Yara derin, dert büyük ve derman tutsak...


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Kurtuluş... - Sayı 92
Eyüp Sultanda sabah namaz... - Sayı 87
Şekli Müslümanlık ve Alla... - Sayı 86
Şeklî Müslümanlık ve Alla... - Sayı 85
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (126):
Vekâlet Savaşları...

Son Eklenen Yorumlardan
 Elinize sağlık.Okuyup anlayanı, ibret alanı çok olsun, inşallah.Çok selâm ve hürmetlerimle...Sağlık ... Naci Eroğlu

 Elinize sağlık. Okuyup anlayanı çok olsun inşallah.Allah, milletimizi bu ve benzeri belalardan ebed... Naci Eroğlu

 Gülizar annenin mekanı cennet olsun inşaallah. Ufukta kavuşmak ta var. Metanet ve sabır dilerim. Ka... AYHAN ASLAN

 Amin.... Ömer Faruk Erkoyun

 Amin.... Ömer Faruk Erkoyun


ACIYORUM

Millet, Meclis’i seçiyor...

Meclis, millet namına kanun yapıyor...

Anayasa Mahkemesi de bu kanunları bozabiliyor...

 

Şimdi söyleyin:

Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletin mi?

Hâkimiyet kayıt ve şartla mı milletin?

Hâkimiyet kayıtsız şartsız Anayasa Mahkemesi’nin mi?

Hâkimiyet kayıt ve şartla Anayasa Mahkemesi’nin mi?..

(Kardelen; 13; Mart 1997)

 

ACIYORUM

Bir takım kimselerin, yetkilerini aşarak, kanun dışı teşkilâtlar kurduğu ve kanun dışı faaliyetlerde bulunduğu artık kimsenin yok diyemeyeceği bir gerçek halinde ortaya çıktı.

Bunlar, başlangıçta en azından, kanunların kötülerle ve kötülükle mücadelede yetersiz kaldığını düşünüyor.

Böyle örgütlere karşı çıkanlar da, gizli ve kanun dışı teşkilât kurulacağına falan falan kanunlara ve filân filân mekanizmalara dayanarak şöyle şöyle mücadele mümkündür, demiyorlar...

 

Öyleyse...

Ya bu ülkede kanunlar ve işleyen mekanizma yetersizdir... Ya devleti idare edenler...

Bu işin (ya)sı, (ma)sı yok... Hem kanunlar ve işleyen mekanizma, hem idareciler yetersiz...

(Kardelen; 13; Mart 1997)
66
Temmuzda yaşamak zemheriyi
Çocuk, sevginin ürünü...
Filistindeki çocuklar
Çocuk olmak
Zaman diriyken kıymetli
CHP’nin bu millete yaptığı zulümler Cell


Ali Erdal - Büyük depremin öncül...
Ali Erdal - Yolculuk
Kadir Bayrak - Çocuk toprak gibidir
Necip Fazıl Kısakürek - Necip Fazıl’dan çocu...
Ekrem Yılmaz - İçimizdeki çocuk ölm...
Ekrem Yılmaz - Çocuk
Ekrem Yılmaz - Sınırlar ötesinde
Dergi Editörü - Annesi gül koklasa a...
Site Editörü - Çocuklar bizim gelec...
Necdet Uçak - Ahlâk bozuldu
Necdet Uçak - Ali ile Barbaros
Kardelen Dergisi - Kardelen’den haberle...
Kardelen Dergisi - Hâlâ ve her şeye rağ...
M. Nihat Malkoç - Filistindeki çocukla...
M. Nihat Malkoç - Çocuk olmak
Hızır İrfan Önder - Gurbetin ocağı harlı...
Zaimoğlu - Vasıtasız erdirici
Halit Özdüzen - Yozlaşan toplumlar
Mehmet Balcı - Yardımseverlik
Mehmet Balcı - Sitem
Ahmet Çelebi - Anladım
Kubilay Ertekin - Senirkent Faciası ha...
Halis Arlıoğlu - CHP’nin bu millete y...
Ahmet Değirmenci - Yangından artakalan
Ahmet Değirmenci - Özür
Ahmet Değirmenci - Otuz yıl
Murat Yaramaz - Özür
Murat Yaramaz - Kirli
Gözlemci - Hadiselere bakış
Cahit Ay - Muhasebe
Cahit Ay - Anlaşma teklifi
Cemal Karsavan - Ve çamaşır ipinde sa...
Heybet Akdoğan - Sekülerizm ve İslâm
Osman Akçay - Çocuklar oynasın
Bekir Oğuzbaşaran - Nev gazel
Yaşar Akyay - Çocuk, sevginin ürün...
İbrahim Durmaz - Çocuk ve kuş
İbrahim Durmaz - Çocuğum
Saltuk Buğra Bıçak - Temmuzda yaşamak zem...
Mustafa Kozlu - Gül kokusu
Esra Çakan - Zaman diriyken kıyme...
Uğur Utkan - Satuk Buğra Han efsa...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 15882708
 Bugün : 852
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 668991
 Bugün : 11
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 124
 125. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 2
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 1
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim