Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 35 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     974 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

MÛSİKÎMİZİN MEDÂR-I İFTİHARI: HAMMÂMÎZÂDE İSMAİL DEDE
M. Nihat Malkoç

  Sayı: 117 -

“Çok insan anlayamaz eski musikimizden/Ve ondan anlamayan bir şey anlamaz bizden.” diyor Türk şiirinin üstatlarından Yahya Kemal… Üstat, yerden göğe kadar haklı… Çünkü mûsikî, sadece mûsikî değildir. O, bizi biz yapan birçok kültürel unsuru geleceğe taşır. Onda dünümüzün ihtişamı, bugünümüzün kararlılığı ve yarınlarımızın umutları saklıdır. Yine aynı Yahya Kemal, meşhur bestekâr Itrî’nin bestelerini anlatırken onun şahsında mûsikînin rolüne şöyle değinir: “Mûsıkîsinde bir taraftan dîn,/Bir taraftan bütün hayât akmış;/Her taraftan, Boğaz, o şehrâyîn,/Mâvi Tunca'yla gür Fırât akmış./Nice seslerle, gök ve yerlerimiz,/Hüznümüz, şevkimiz, zaferlerimiz,/Bize benzer o kâinât akmış.”

Türk mûsikîsinin köşe taşlarından biri de Hammâmî-zâde İsmâil Dede Efendi’dir. Türk mûsikîsinde Abdülkadir Merâğî ve Mustafa Itrî Efendi’den sonra o gelir. Kudretli şair Yahya Kemal “Eski Mûsikîmiz” adlı şiirinde bakın onu nasıl anlatıyor: “Yüz elli yıl, sıra dağlar birer birer yükselir/Ve akıbet Dede'nin anlı şanlı devri gelir./Bu musikiyi O, son kudretiyle parlattı;/Ölünce, ülkede bir muhteşem güneş battı.” Üstat çok doğru söylemiş.

Süleyman Ağa’nın oğlu olan İsmail, diğer İsmaillerden ayrılıp tanınması için, babasının mesleğinin hamamcılık olması nedeniyle, “Hammâmî-zâde” sıfatıyla anılmıştır. Küçük İsmail, Şehzâdebaşı’ndaki evlerinde 9 Ocak 1778 tarihinde, Kurban Bayramının ilk günü dünyaya gelmiştir. Ona İsmail isminin verilmesi de Kurban’da doğmasıyla ilgilidir. Kendi küçük, hayalleri büyük İsmail, 1784 sonbaharında, henüz yedi yaşında iken mahallelerindeki Çamaşırcı Mektebine başladı. Sesinin güzelliği bu okulda fark edildi. Okulda ilâhîcibaşı seçildi. Mûsikîde derinleşmek için Yenikapı Mevlevîhânesine devam etti. Uncu-zâde’den yedi sene boyunca mûsikî öğrendi. Yenikapı Mevlevîhânesine yürekten bağlandı. 1789’da başladığı çile hayatını 1799’da tamamlayarak, henüz 21 yaşındayken “Dede” oldu.  On yıl sürdü çile hayatı… Onun Dede’liği buradan gelmektedir.

Mevlevi dergâhının samimiyet abidelerinden Dede Efendi çiledeyken “Zülfündedir benim baht-ı siyâhım” şarkısını besteledi. Henüz çilesi devam ederken saraydan davet aldı. Zamanın mûsikîşinas padişahı Üçüncü Selim, genç İsmail’le görüşmek istedi.  Çiledeyken bestelediği Bûselik Şarkı’yı Topkapı Sarayında, Üçüncü Selim’in huzurunda iki kez okudu. Bu fasıllar haftada ikişer kez devam etti. Böylece kendisi saray hânendeleri arasına katıldı.

Hammâmî-zâde İsmail Dede Efendi, 29 yaşına geldiğinde, Üçüncü Selim tahttan indirilmiştir. 1808 senesi onun üzüntülerinin katmerleştiği senedir; bir çeşit hüzün yılıdır. Zira o yıl, Üçüncü Selim şehit edildi. Yine aynı sene içerisinde annesi Rukıyye Hanım’ı kaybetti. Annesinin ölümünden iki yıl sonra da altı yaşındaki oğlu Mustafa’yı yitirdi.

Hattat,  bestekâr, şair, sâzende ve hânende olan İkinci Mahmut tahta çıkınca Dede Efendi tekrar saraya çağrıldı. Sultan İkinci Mahmut ona “musâhib-i şehryârî (padişahın sohbet arkadaşı) unvanını verdi. Sarayda önemli bir mevki olan saray müezzinbaşılığına getirildi. Dede Efendi, İkinci Mahmud’un teşvikleriyle son âyîni olan Ferahfezâ Âyîn’i bestelemiştir.

Ömrünü bestelere ve Mevleviliğe adayan İsmâil Dede Efendi, 24 yaşında evlenmiştir. İlk çocuğu olan Salih, henüz üç yaşındayken vefat etmiştir. Oğlunun çocuk yaşta ölümü nedeniyle Bayâtî makamındaki  “Bir gonca-femin yâresi vardır ciğerimde” adlı besteyi yapmıştır. Dede Efendi’nin manevî sahada yetişmesinde, mûsikîmizde bir marka olmasında Uncuzâde, Şeyh Ali Nutkî ve Üçüncü Selim’in çok büyük emekleri ve katkıları vardır. Onun Mevlevî dergâhıyla olan ilişkisi ve gönül bağı ömrünün sonuna dek hiç kopmamıştır.

Türk mûsikîsinde silinmez izler bırakan, çağları aşıp günümüze ulaşan Hammâmî-zâde İsmâil Dede’nin yedi ölümsüz âyîni vardır. Bunlar Sabâ Ayin, Nevâ Ayin, Bestenigâr Ayin, Sabâ-bûselik Ayin, Hüzzam Ayin, İsfahan Ayin, Ferahfezâ Ayin’dir.  Sulltânî-Yegâh, Nev-eser, Sabâ-Bûselik, Hicâz- Bûselik ve Arabân-Kürdî makamları onun tarafından oluşturulmuştur. Sultânî-Yegâh, himayesini gördüğü padişah İkinci Mahmut için yapılmıştır. O; hayatı boyunca râst’tan hüzzâm’a, hicâz’dan ferahfezâ’ya, muhayyer’den ferahnâk’a kadar 70 ayrı makamda zamanı aşan, günümüze ulaşan ölümsüz besteler yapmıştır. İsmail Dede Efendi’nin 500’ün üzerinde eser bestelediği tahmin edilmektedir. Fakat bunlardan ancak 300’ü günümüze ulaşabilmiştir. 200 civarındaki kıymetli eseri ne yazık ki tarihin çöp sepetine atılmıştır. Bu, aslında Türk kültürü ve Türk mûsikîsi için çok büyük bir kayıptır.

Ölümsüz bestelerin sahibi İsmail Dede Efendi birçok şairin güftesini başarıyla besteleyerek âdetâ zamansızlığa taşımıştır. Onun besteleri tasavvufî ve dindışı olmak üzere ikiye ayrılır. Dinî eserlerini âyînler, peşrevler tevşîhler ve ilâhîler diye dörde ayırabiliriz. Tasavvufî sahada Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Mevlânâ’nın oğlu Sultan Veled, Yunus Emre, Niyâzî-i Mısrî, Merkez Efendi, Hayâlî, Sümbül Sinan, Eşrefoğlu Rûmî, Âziz Mahmûd Hüdâyî, İbrahim Gülşenî gibi zamanının büyük şairlerinin şiirlerini bestelemiştir.  Din dışı besteleri de meşhur olan Dede Efendi, bu alanda Adlî (Sultan İkinci Mahmud), Fuzûlî (Mehmet Efendi), Gâlib (Şeyh Mehmed Esat Galib Dede), Hâfız (Hâce Şemsüddîn Muhammed-i Şîrâzî), İzzet (Keçecizâde Mehmed Molla), Leylâ Hanım, Nedîm (Müderris Ahmed Efendi), Vâsıf (Enderûnî Osman Vasıf Bey) gibi önemli şairlerin şiirlerini bestelemiştir.

Zamanı aşan besteleriyle gönüllerde taht kuran merhum İsmail Dede Efendi, Türk mûsikîsinin omurgasıdır. Onu Türk mûsikîsinden çıkardığınızda mûsikîmiz yarısını kaybeder. O, yaşadığı zamanda kıymeti hakkıyla bilinen, saygı ve sevgi gösterilen ender şahsiyetlerden biridir. Günümüzde, geçmiş dönemde yaşayan bestekârlar arasında en çok tanınan yine odur.

Türk mûsikîsinin sembol isimlerinden biri olan Dede Efendi, bir Hakk ve halk dostudur. O sadece bestelerin değil, gönüllerin de mimarıdır. Zira o, yaşadığı süre içerisinde, hatta ölümünden bugüne kadar, gönüllerimizde taht kurmuştur. O, gönüllerimizdeki tahtından hiçbir zaman inmeyecektir. Zira Dede Efendi kökü mâzide olan âtîydi. Tuğrul İnançer'in o çok beğendiğim deyimiyle “Dede Efendi mûsikîmizin evliyasıdır.”

Bestekâr İsmail Dede Efendi, hânendeliğinin yanında, usta bir neyzendir de... O, Abdülbaki Nasır Dede’den ney çalmasını öğrenmişti. Onun şairliğini de unutmamak, görmezden gelmemek lâzım. Zira bestelerinin önemli bir kısmının güftesi kendisine aittir. Güftelerinde işlediği konular,  acılı hayatından derin izler taşır. “Yine bir gülnihal aldı bu gönlümü/Sîm ten gonca fem bîbedel ol güzel/Âteşîn ruhleri yaktı bu gönlümü/Pür edâ pür cefâ pek küçük pek güzel” diye başlayan o meşhur “Gülnihal” şarkısının sözleri Dede Efendi'ye aittir. Bu şiirdeki arûz kalıbını da kendisinin bulduğu söylenir.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Ana demek, mana demek... - Sayı 128
Ekrandan akrana yahut bir... - Sayı 128
Suyun serencamı... - Sayı 127
Sünnete uygun yeme içme v... - Sayı 127
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (128):
Helâl ekonomi, İslâm'da ekonomi...

Son Eklenen Yorumlardan
 Senirkent facìasi ile ne alaka... EB

 Hep bel altı vurmuş... Mustafa Güneş

 şair hep aktifden örnek veriyor. Bu işi biliyor sanırım ... Adnan Ay

 çok duygulandım teşekkürler ... Esra Çay

 Bence çok güzel ama biraz dili agir... Yusuf Korkmaz


Batılı düşünürler-Tolstoy ve niceleri gibi-mutlak olan bir şeyin olması gerektiğini gayet tabi bir şekilde fark edebiliyorlar. Ama bizim aydınımız (bulundukları yere nasıl geldikleri malum); bırakınız ülkenin dünya üzerindeki sorumluluğunu fark etmeyi, düşünmesi gereken bir beyinlerinin olduğunun bile farkında değiller. Ülkemizde, he sahada yaşanan boşluğu daha başka nasıl açıklayabiliriz?
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Ekonomi ve helâl bilinci
Gençliğe Hitabeden
Dün sadaka taşı, bugün mihenk taşı
Sonsuzluk
Yanlıştan geçmek yanlışa düşmeden


Yavuz Sert - Röportaj
Ali Erdal - Dün sadaka taşı, bug...
Ali Erdal - Ne zamandan beri
Kadir Bayrak - Helâl lokma
Necip Fazıl Kısakürek - Gençliğe Hitabeden
Bedran Yoldaş - Beyaz güvercin
Ekrem Yılmaz - Güzel ahlâk ekonomis...
Ekrem Yılmaz - Dile gel
Dergi Editörü - Oluklar çift
Site Editörü - Takvadan bekâya helâ...
Necdet Uçak - Bu çocuklar hepimizi...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Kardelen Dergisi - Acıyorum
Kardelen Dergisi - İktibas
Kardelen Dergisi - Bu kimdir
M. Nihat Malkoç - Ekrandan akrana yahu...
M. Nihat Malkoç - Ana demek, mana deme...
Hızır İrfan Önder - Susmak bazen daha iy...
Zaimoğlu - Usûl akademisi
Zaimoğlu - İslâmda kazanç ve ge...
Zaimoğlu - Dünya ehlinin hali
Ayhan Aslan - Bileşke
Mehmet Balcı - Olalım
Mehmet Balcı - Çağdaşlık
Halis Arlıoğlu - Sebep olan işleyen g...
Halis Arlıoğlu - Çocukluk mevsimi
Ahmet Değirmenci - Olmadı
Erdem Özçelik - Sonsuzluk
Remzi Kokargül - İnsan sevdiği kadard...
Murat Yaramaz - Bereket
Murat Yaramaz - Varı
Murat Yaramaz - Zaman
Gözlemci - Hadiselere bakış
Mahmut Topbaşlı - Helal olmalı
Mahmut Topbaşlı - Sevda hükmeder akıla
Cahit Ay - 21. yüzyıl Müslümanı
Cahit Ay - Yol
Cahit Ay - Hayal meyal
Osman Akçay - Nergisler
Yaşar Akyay - Ekonomi ve helâl bil...
Mustafa Kozlu - Anne baba hakkında
Enes Doğan - Yanlıştan geçmek yan...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 17199196
 Bugün : 1906
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 778810
 Bugün : 147
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 278
 128. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 16
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim