Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 32 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     1988 kez okundu.     1 yorum bırakıldı.     Yazara Mesaj

Tuz koktu
Ali Hasan Güner

  Sayı: 79 - Ocak / Mart 2014

Önce “Parlamenter Sistem”in temel kuralını tespit edelim, kuvvetler ayrılığı ilkesine göre yasama, yürütme ve yargı erkleri üç farklı kurum tarafından kullanılır. Anayasa önünde birbirine karşı üstünlüğü bulunmayan bu üç kurum devlet işleyişi içerisinde farklı görevleri yerine getirirken ayrıca birbirlerini de denetler. Bu sebeple, bu kuvvetleri kullanan kurumların kendi içlerinde veya birbirleri ile çatışmaları genelde siyasî krizlere sebep olmaktadır.

Türkiye’de şimdiye kadar yasama ve yürütme organlarının işleyişindeki aksaklıklardan kaynaklanan siyasî krizler yaşanmıştı. 17 Aralık operasyonu ile birlikte ülke gündemimize bir de yargıdaki paralel devlet iddiaları girdi. Yargının kontrolden çıkması ve keyfe keder uygulamalar yapması ile de şimdiye kadar yaşamadığımız bir siyasî kriz ile karşı karşıya kaldık. Ayrıca bundan önce yaşanan krizlerde bir takım grup ve cuntalara örtülü destek veren yargının bu sefer krizin tam ortasında olması sebebiyle de “Yargı” gücünün elinde tutanlarca ne kadar büyük bir silâh olduğunu da ilk defa görmüş olduk...

Özellikle operasyonun ilk günlerinde hem siyasî otorite ve devlet kademeleri, hem de halk arasındaki bu çaresizlik hissiyatı, şimdiye kadar bir örneği görülmemiş olan, soruşturmaların gizlenmesi, hukuk dışı dinlemeler yapılması, yargı içerisinde hâkim, savcı ve kolluktan oluşan bir cunta kurulması gibi faaliyetlerin gün yüzüne çıkmasından kaynaklanıyor. Kör topal yoluna devem eden devlet geleneğimiz ve siyasi tecrübemiz içerisinde şimdiye kadar başımıza gelen hiçbir krize benzemeyen bu yargı krizine karşı hükümet elinde olan tek güç ile yani yasa koyma ve yürütme gücü ile mücadele etmeye çalışıyor. Hükümetin apar topar Adli Kolluk Yönetmeliği’ni değiştirmesi, operasyon düzenleyen polis memurları ile savcıların görev yerlerini değiştirme çabası, bilgi kirliliğini engelleme ve medyaya bilgi sızmasını önlemek amacıyla bir takım sert tedbirler alması ve son olarak da HSYK Kanununda siyasî otorite lehine bir takım değişiklikleri de kapsayan kanunu meclise getirmesini bununla ilgili görmek gerekir.

Kamuoyunda açıkça bir cunta hareketi olarak görülen, yargıdaki bu yapılanmanın medya ayağı ve bir takım liberaller tartışmayı yargıya müdahale ve yürütmenin otoriterleşmesi noktasına getirmeye çalışıyorlar. Bu tespitlerinde haklı olduklarını göstermek için de az önce de bahsettiğimiz hükümetin yasama ve yürütme gücünden kaynaklanan müdahalelerini gösteriyorlar.

Ama gözden kaçan bir şey var. Hükümet elbette tedbir alırken, bunların Anayasa’ya ve evrensel hukuk normlarına uygun olmasına dikkat etmeli, özellikle bilinçli olarak diktatör imajını yaymaya çalışan uluslararası kamuoyunda iktidarın otoriterleştiği izlenimini veren uygulamalardan uzak durmalı... Ancak, yargı da yasaya uygun hareket etmek zorunda değil mi? Ne yani, hukuku uygulamakla yükümlü olan kurumların eylemlerinin hukuka uygunluğu denetlenemeyecek mi?..

Şu son operasyonlara, medyaya yansıdıkları kadarıyla, bir de bu gözle bakalım...

17 Aralık operasyonunda, soruşturma dosyaları kısaca “UYAP” ismi verilen ve Türkiye’deki tüm mahkeme ve savcılıklarca yapılan işlemlerin dijital ortamda aktarıldığı veritabanına işlenmiyor, soruşturma dosyasını açıp sahte isimler vererek yürütme tarafından denetlenmesinin önüne geçiliyor. Aynı Uyap gibi, poliste de “Polnet” var. Tüm kolluk işlemleri Polnet’ten yapılıyor, ne tesadüf ki Polnet’te de bu operasyondan iz yok. Üç ayrı ve birbirinden farklı soruşturma tek bir operasyonmuş gibi gösterilerek beklenen menfaatin çoğalması amaçlanıyor. Teknik takip ve dinleme işlemleri uzun süre önce bitmesine rağmen kendileri için en iyi ve hükümet için de en zayıf an kollanıyor. Sebepsiz yere insanlar gözaltında tutuluyor, gözaltı süreleri son dakikasına kadar kullanılıyor ki, bu şahısların gerçekten bir suç işlediği yönünde kamuoyunda bir algı oluşsun. Polisin hazırlayacağı fezlekenin savcılar tarafından yazıldığı ve polislere bu fezlekenin imzaya zorlandığı gibi bilgiler geliyor. Ayrıca soruşturma başındaki savcıların ve adlî kolluk görevini yapan polislerin sıralı amirlerinin bu dosyalardan, operasyondan ve yapılan işlerden haberi olmuyor. Üzerinde mahkemece gizlilik kararı bulunan soruşturma dosyalarındaki aramalarla ilgili olarak bazı resimler, video kayıtları ve tutanaklar basına sızdırılıyor... Şüphelileri zor durumda bırakacak haberler sızarken, onların lehine olabilecek deliler ve ifadeler ise gizli kalmaya devam ediyor. Uygulamada gizlilik kararı olan bir dosyadan şüphelilerin avukatlarının bile bilgi alması çok zordur. Bunlar dosyayı medyaya pazarlıyor…

17 Aralık operasyonunun ilk gününden sonra hükümet hemen “Adlî Kolluk Yönetmeliği”ni değiştirdi. Savcılık soruşturması ve adli kolluğun kullanılmasında yeni bir takım kurallar getirdi. Yapılan değişikliklerle savcıların bir suç şüphesini soruştururken başsavcıya bilgi vermeleri ve talimat almaları gerekiyor.

Ama 25 Aralık’taki ikinci operasyonda savcı bunu yapmıyor, polisler değişmeye başladığı için yönetmeliğe aykırı emir veren savcının bu emrine, yeni görevlendirilen polisler direniyor. Savcı korsan soruşturma yürütmek istiyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’nın basın açıklamasından biliyoruz ki, savcı bir gün önce başsavcıya dosyayla ilgili bilgi vereceğini söylüyor, bilgi vereceği gün operasyon düğmesine basıyor. Emniyet direnince jandarmayı görevlendirmek istiyor, jandarma da direniyor. Teamüllerin aksine aynı gün medyaya basın açıklaması yapıyor…

Tır operasyonunda da, savcı Mit mensuplarının kimlik göstermelerine ve aracı bırak demelerine rağmen aracı bırakmıyor, valilik yazısı geldikten sonra dahi direniyor. Tır bırakıldıktan sonra polisle birlikte aracı takip ediyor ve yaklaşık 4 saat sonra yeniden durduruyor... Mit mensupları ile polis neredeyse birbirlerine silâh çekecek...

İzmir operasyonunda da aynı 17 Aralık operasyonu gibi sıralı amirlerden gizlenerek ve çok önceki tarihte biten bir soruşturma yapılıyor.

Meşhur bir deyimimiz var, et kokunca tuzlarsın, ya tuz kokunca... Hukuka herkes uyacak, ama en çok o hukuku uygulayanlar uyacak ki, tuz kokmasın…

Yapılan operasyonlardan edinilen bilgilere göre, gerek İstanbul gerekse İzmir’de bakan akrabaları ve bir takım bürokratın yolsuzluk yaptığı ve bu işlere bulaşmış oldukları yönünde ciddi deliller var... O halde yargının görevi, gerçekten adalet ise, ceza soruşturması ile ilgili usul yasalarına ve yönetmeliklerine uygun hareket ederek soruşturmayı tamamlamaktır. Keyfe keder soruşturma yapılamaz... Yapılırsa, tuz kokar...

Başbakan operasyonun ilk gününden itibaren mücadeleyi meydanlara çekti... Bir yandan idarî değişikliklerle operasyonun önünü almaya çalışırken bir yandan da halkın desteğini almak için mitinglere başladı. Böylece psikolojik üstünlüğü ele geçirdi. Bu bakımdan biri “Yürütme yargıya müdahale ediyor” dediğinde, cevap olarak “Ama yargı da kanuna aykırı hareket ediyor, intikam duygusuyla işler yapıyor” denilebiliyor... Bu çok önemli…

Şuna dikkat etmek gerek, hükümet karşıtı cephe işin başından beri kendi hareket alanını sınırladı, satranç tahtasındaki hamle üstünlüğünü kaybetti, ileriye dönük öngörülemeyecek hamle yapma imkânı neredeyse hiç kalmadı... Oysa hükümet tam aksine Barolar Birliği ile dahi bir masaya oturarak psikolojik üstünlüğünün yanına hamle üstünlüğünü de ekledi...

Psikolojik üstünlük hükümette, hamle üstünlüğü hükümette, medya üstünlüğü hükümette, sosyal medya üstünlüğü hükümette, halk arasında hükümetin haklı olduğu yönünde bir imaj var, bu da gerçek... İşte açıklanan anketler ortada... İktidar partisinden arzu edilen sayıda milletvekili de kopmadı...

Hükümeti otoriterleşmeyle, Anayasa’ya aykırı hareket etmekle ve başbakanı da diktatör olmakla itham edenler şunu unutmasınlar, yasa dışı uygulamalar yaparak yargı ve polisin içerisinde bir cunta kuranlar, davalarında (yolsuzluk ve rüşvet yönünden) haklı olsalar dahi, davalarını yasa ve usule aykırı olarak takip ettiler. Bir ceza soruşturmasının ne şekilde yapılacağı mevzuatta açık ve belli iken buna tenezzül etmeyen, var olan bir şüpheyi siyasî kriz çıkarmak için bahane olarak kullanan, böylece hükümeti kamu vicdanında yaralayarak çıkar elde etmeye çalışan ve yürütmeye alenen müdahale eden yargının içerisindeki bu oluşum sebebiyle tuz kokmuştur.

Yürütmeye müdahale etme amacı güden yargıya karşı, devleti gerçekten yöneten yürütme, yani siyasî iktidar da elindeki kuvvetler nispetinde yargıya müdahale etme, daha doğrusu hukuk dışı hareket etmekte ısrarcı olan cuntayı temizlemekte haklı olur.

Bana göre işin özü budur...


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Ekleyen : özgür    04.02.2014
Yorum : Eline sağlık . Konuya her açıdan yaklaşan bir yazı olmuş kardeşim.





 
Tuz koktu... - Sayı 79
Bari, Köroğlu'nu Dinleyin... - Sayı 73
Ters K??e... - Sayı 47
Bir baky?ta ku? gribi... - Sayı 47
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (123):
"Mülteci" meselesine bakış...

Son Eklenen Yorumlardan
 Eline, canına, yüreğine sağlık olsun hocam. Allah razı olsun Bu güzel için teşekkürler.... osman eroğlu

 Şiirin bestesini firdevs altındaş yaptı ve kendisi okuyor. Sevgiler...... Dilara

 Çok teşekkür ederim Amin hepimize🤲🤲... Ayşenur

 Çok beğendim.Buna benzer yazılar çokça işlenmeli.... mahir

 mükemmel anlatım; af etmiş olsan da gönül kırıklığı çok acı veriyor. buna öneriniz , makaleniz olur ... dr. Elvira


Hislerin hissizleştiği noktada, onlarda kalan aklın varlığını sürdürebilmek için o noktaya varışın yaratıcısını bile inkâr edebilecek kadar “bencil”leşmesine kılıflar uydurarak (bunu) üstünlükmüş gibi gösterenleri iyi tanımak gerekir.
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1992
Yalnız ve başıboş değiliz
İranın neye ihtiyacı var?
Tevhid yoksa huzur da yok
Kaleme yemin
Öz musikimizin piri: Mustafa Itrî Efendi
Ah
Eşek ve deve


Ali Erdal - İranın neye ihtiyacı...
Kadir Bayrak - Fars irfanı var mıdı...
Necip Fazıl Kısakürek - Devletleşen şiilik
Ekrem Yılmaz - Bizden gibi görünen
Ekrem Yılmaz - Al beni
Dergi Editörü - Kaleme yemin
Site Editörü - Tevhid yoksa huzur d...
Necdet Uçak - Ömür
Kardelen Dergisi - Kardelenden Haberler
M. Nihat Malkoç - Öz musikimizin piri:...
M. Nihat Malkoç - Filistin için ne yap...
Hızır İrfan Önder - Dermansız dertlere s...
Nihat Kaçoğlu - Serçelerin sesi
Mehmet Balcı - Almanya
Ahmet Çelebi - Bilemem
İktibas - İşte Budur Humeynî D...
Muhsin Hamdi Alkış - Fars palavrası
Kubilay Ertekin - Eşek ve deve
Halis Arlıoğlu - Gülerek günah işleye...
Erdem Özçelik - Geçmişten Geleceğe
Remzi Kokargül - Çoban çeşmesi
Murat Yaramaz - Çapraz sorgu
Gözlemci - Olayların düşündürdü...
Mahmut Topbaşlı - Sırt döndüğüm şiirle...
Mevlüt Yavuz - Umutsuz
Cemal Karsavan - Aşk uyanır sabaha
Bekir Oğuzbaşaran - Âhir zaman ümmetiyiz
Yaşar Akyay - Yalnız ve başıboş de...
Yaşar Akyay - Hayatın Kaynağından ...
Yaşar Erim - Camiler boşaldı
Cahit Can - Türk farkı
İbrahim Durmaz - Yunusca
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 14665193
 Bugün : 26
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 633191
 Bugün : 2
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 80
 122. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 2
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 5
Son Güncelleme: 13 Eylül 2024
Künye | Abonelik | İletişim