|
Müslüman; fâcir, fâsık ve bozgunculara yardım ve yataklık yapar mı? Halis Arlıoğlu Sayı:
127 -

Günümüzde ideolojiler maalesef dinin önüne geçmiş durumdadır. Bunun örnekleri ve tarihi belgeleri o kadar çok ki insan nereden başlayacağını, bu elim olayı nasıl anlatacağını bilmekte zorlanıyor. Yaklaşık yüzyıldan beri bu milletin tarihine, kültürüne, inançlarına, millî ve manevî değerlerine özellikle Müslümanların özel yaşantılarına mücadele ve savaş açan bir zihniyetle karşı karşıya olduğumuz bir gerçektir. İşte insanın beynini zonklatan, yüreğini yakan olayların başında gelen hadise yazının başlığıdır. Konuyu uzatmadan en acı, en taze ve yakıcı örneklerden birkaç tanesini buraya almak istiyorum.
1. 1942’de Matbuat Umum Müdürlüğünce İstanbul gazetelerine gönderilen tebliğde şöyle denilmektedir; “Gazetelerinizin son günlerdeki neşriyatı arasında dinden bahisle yazı, mütalaa, ima ve temsillere rastlanmıştır. Bundan sonra din mevzuu üzerinde gerek tarihî gerek temsilî gerek mütalaa kabilinden yazılacak yazılardan tevakki edilmesi (sakınılması) ve başlanmış bu tefrikaların en çok on gün zarfında nihayetlendirilmesi gerekmektedir. Aksi halde ilgili basınlar sürekli kapatılıp, yazanlar için cezaî müeyyideler uygulanacaktır. Çünkü biz ülke çapında ima ile olsa bile bir fideliğin (dinî gençliğin) yetiştirilmesine taraftar değiliz.” (Türkiye Cumhuriyeti Başvekâleti Matbuat Umum Müdürlüğü İç Matbuat Dairesi, 17 Mayıs 1942, sayı:658, imza vekil adına: Vedat Nedim TÖR) Ayrıntılar Burhan Bozdağ’ın “İşte Zulmün Belgesi” isimli kitabında mevcuttur.)
Buna benzer onbinlerce yazılı belgelere, kavlî ve fiilî hakaretlere, tahkir ve aşağılanmalara rağmen sözde bir Müslüman veya Müslüman geçinenler böyle bir siyasî yapıya, ideoloji sahiplerine nasıl destek verme gaflet ve dalaletinde bulunabilir?.. Bir fâsık ve fâcire, bozguncuya yardım ve yataklı yapmak küfre ve zulme destek vermek, ortak olmak değil midir? Teknolojinin geliştiği dönemde herkesin evinde televizyonu, cebinde akıllı telefonu olduğu halde inançlarına ve kutsal değerlerine yapılan bu aşağılık hakaretleri görmedim, duymadım, bilmiyorum diyenler Nasreddin Hoca’nın karakaçanından dûn ve daha aşağı durumdadır. Bilerek destekleyenler için onlara Türk lügâtinde isim bulmak zordur.
2. Ayasofya camii açıldığında onu boykot edenler “biz iktidara gelirsek sade Ayasofya’yı değil Sultan Ahmet camisini de kilise ve müze yapacağız…
Müslümanın bir özelliği de olayları takip edip kimin dost kimin düşman olduğunu bilmek, feraset ve basiret sahibi olmaktır. Bu özellikten yoksun olan insanlar İslâm’ı anlamamış veya onu bir nostalji, aksesuar olarak görenlerdir. Ülkemizde gün geçmiyor ki Allah’a, Peygambere, dinimize hakaret edilmesin. Yaklaşık bir ay kadar evvel Leman dergisi adında bir paçavra Peygamberimize (sav) en ağır, en rezil, en aşağılık hakaretlerde bulundu. Peki, bunu yapanlara sahip çıkan kimlerdir? İşte şahsî kin ve siyasî ihtirasları sebebiyle mensup olduğu partiyi, liderlerini bırakıp karşı siyasî yapının kapılarında yal bekleyenler gibi... Yine yakın geçmişte İzmir’in minarelerinde komünist “çav bella” marşını alkışlayanlara ve onlara sahip çıkanlara destek verenler de sözde muhafazakâr olan şuursuz kitlelerdir.
Örnekler o kadar çok ki bunları sıralamak bir yazının hacmini aşabilir. Ayrıca acısı hâlâ taze olan onbinlerce evladımızın eğitim haklarını engelleyen, onların panzerler ve polis coplarından geçirildiği, katsayı, kamusal alan ve ikna odaları vahşetinden, barbarlığından söz etmeyi gereksiz görüyorum. Bir toplum maruz kaldığı zulüm ve haksızlıkları unutur, buna rağmen zalime, fâsığa, facire ve bozguncuya destek verme hıyanetinde bulunursa o toplumun başına felâketler yağmur gibi yağmaya devam eder. Bu konuda merhum M. Akif’in çarpıcı ve hikmet dolu ifadelerinden şu satırları hatırlatmak istiyorum:
“Ne çâre! İbrete hâlâ heveslidir çoğumuz;
Yetişmemiş gibi dünyaya ibret olduğumuz!”
Kutsallarına tepki göstermeyen, bunu bir zul ve hakaret olarak görmeyen, İslâmî onuruna, haysiyetine yapılanları saldırı ve tecavüz olarak düşünmeyenler o kutsalların üstünde paçavra gibi tepinme zilletinde bulunanlardır.
Anlatılan özelliklerden yoksun olan sözde Müslümanları yine merhum M. Akif şöyle niteliyor:
Hayâ sıyrılmış, inmiş: Öyle yüzsüzlük ki her yerde...
Ne çirkin yüzler örtermiş meğer bir incecik perde!
Vefâ yok ahde hürmet hiç, emânet lâfz-ı bî-medlûl;
Yalan râic, hıyânet mültezem her yerde, hak meçhûl.
Yürekler merhametsiz, duygular süflî, emeller hâr;
Nazarlardan taşan ma’nâ ibâdullâhı istihkâr.
Beyinler ürperir, yâ Rab, ne korkunç inkılâb olmuş:
Ne din kalmış, ne îman, din harâb, îman türâb olmuş!
Mefahir kaynasın gitsin de, vicdanlar kesilsin lâl...
Bu izmihlâl-i ahlâkî yürürken, durmaz istiklâl!
|