Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 36 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     8318 kez okundu.     2 yorum bırakıldı.     Yazara Mesaj

Habil?in Ten G?mle?ini Giymek?
Mehmet Hasret

  Sayı: 53 - Temmuz / Eylül 2006

Dickens’ın romanı Nicholas Nickleby’de, hasta bir çocuğa hitaben şöyle bir replik geçer: “Bir enkaz olarak uyumuştun, bir aktör olarak uyandın.” Romanın dokusundan çıkıp gelen hayaletler bir tarafa, dünyanın uyuduğu ve dünya üzerindeki bütün algıların bir hastalık hali yaşadığı bir gerçek olarak karşımızda durmakta. Dünya, üzerindeki narkoz püskürtülerini atıp ne vakit uyuduğu çevreden farklı bir çevreye doğacak ve bir rolden çok, yeni bir insanlık bedeninin gereklerini kuşanacaktır; işin o tarafı biraz karanlıktır.

Bir anlayışa göre bütün zamanların şifresi DNA’larımıza gömülüdür. DNA’lar, zaman ve mekân kabartmalarını içlerinde tutabilen, bir nevi, kayıt cihazları gibidir. Fantastik ölçüde biz, DNA’ları ten gömleğimizi oluşturan, iletken ilmekler olarak görmekteyiz. Arketiplerin, canlı piktografları…

İlk insandan bu yana, belki soluğumuzda gümüş şeritler halinde yoğrulmuş zıt yükler, şablonlar, masallar, hikâyeler, roller, görüntüler, olaylar ve olayların içinde kıvranan şahsiyetler var… Bu şahsiyetlerden biri Habil’i, öbürü Kabil’i işaret etmekte… Habil ve Kabil de Hz. Adem’den geldiğine göre; bir tende hem Habil, hem Kabil genetiği bir savaş halinde…

Gökler burulup yerküre pamuk gibi savrulduğu zaman, güneş söndüğü ve yıldızlar döküldüğü zaman bizi son halimize getirecek keyfiyet neyse, günümüz manzarasının keyfiyeti de neredeyse odur.

Oturup kalktığınız vakit; gerindiğiniz, toparlanıp yürüdüğünüz ve bir hedefi amaç edinip ilerlediğiniz vakit sizden nasıl bir ruh tütüyor; bu sizin diriliğinizin veya çürüyüp kokuşmuşluğunuzun bir delili olacaktır. Etrafınızda olup bitene ilgi tarzınız ve ona karşı bir içindelik hali çatmanız; yani aslında “var-oluş üslûbu”nuz, sizin Habil ve Kabil genetiğine bağlı olarak esas oluş kampınızı belli edecektir. Habil mi, Kabil mi…

Ellerindeki sermayeyi nereye sığdıracağını bilemeyenler, tenlerine Kabil’i buyur etmeyi ve asırlardır Kabil’i şehvet algıları etrafında ağırlamayı âdeta kendilerine bir borç bilmiş- lerdir… Bol sıfırlı sistemleri, üzerini örttükleri kadar gedikler ürettiği ve bir düzene girmiş göründüğü oranda karmaşıklaştığından dolayıdır ki kendi kendini çökertecek seviyeye gelmiştir.

Habil teninden olmak ve o teni giyebilmek adına beraber yaşamanın formüllerini derleme çabasında olmayı tercih eden bizler ise, etki alanımızı dünyanın bir parçası olarak düşüne- meyiz; o yüzden, etki alanımız (‘hinterland’ımız) bütün anakaralarıyla sonsuzlukta yuvarlanan bütün bir yerküre ve o yerküreye renk cümbüşleri katan bütün akıl kutupları ve medeniyetlerdir.

Biz üç adımlık kara parçaları, püsürlük madenler ve dahi öbek öbek lâğım çukurlarına çalışan para yığınları peşindeki üç kuruşluk, perdearkası korkuluğu siluetlere benzemeyiz; bizim bulunduğumuz cephe Hz. Adem’den bu yana bellidir: Biz arz yuvarlağının neresinde bir haksızlık olsa; orada dil, kültür, medeniyet, insanlık namusu ve vicdanı olarak cismiyle beliren; bunun için bedenini, aklını, terbiyesini, tecrübesini ve ilmini kara çehreli çizgilere karşı çalıştıran bir cepheden geliyoruz.

Biz, İstanbul’dan Halep’e ve Halep’ten Medine’ye kadar tren rayları döşeye döşeye beraber yaşamanın ortak kumaşını örmüş; sonra Peygamber coğrafyasına girildi ve İki Cihan Güneşi’nin kabirlerine yaklaşıldı diye rayların altına sünger koyacak ve o coğrafyada abdestsiz dolaşmayı kendi nefsine haram sayacak ölçüde hassas komutanlar cephesinden geliyoruz.

İnsanlık ruhuna sıçrattıkları kanın hesabını veremeyecek olanlar, duysunlar ve bilsinler ki; sonsuz ufuklar arasında algı bulutları altına gizlenmiş, icat edemedikleri ne türlü alaşım, yonga, duyu ve icat biçimi varsa biz icat edecek; edebiyatta, sanatta ve her ne türlü düşünen kafa ürünü alanda bulamadıkları ve çatamadıkları ne keyfiyette bir üslup varsa bütün hasletleri ve semereleriyle biz ortaya koyacağız.

Üzerimizdeki vebal, enkaz halinde bir dünyada insanlık onuru taşıyan kanla beslenen kuduz “nefs”lerden uzak, yepyeni bir insanlığın mayasını tutturmaktır. O halde geliyoruz; rüzgâr topuklu atlarla ve yıldırımdan kılıçlarla geliyoruz; etimizdeki Kabil kurtçuklarını döküp Habil tenini kuşanarak geliyoruz. Bir enkaz olarak uyumuştuk; inşallah insanlığın berrak tenler giymiş, yeni komutanları olarak uyanacağız.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Ekleyen : mehmet hasret    07.05.2007
Yorum : halden anlayan ve kalbi içten içe yanan, kor alevden daha kor, temiz, berrak ve billur ifadeli gönüldaş, sen var olduğun müddetçe bizde sıkıntı, dert, tasa sayılar içinde kesir, güneşler içinde toz, okyanuslar içinde saman alevi... Allah razı olsun...




Ekleyen : ZAFER    06.05.2007
Yorum : Allah bunu Yazan Ellere Dert Göstermesin Bu Kafaya Sıkıntı Sitres göstermesin





 
Yaşayan Yemek... - Sayı 114
Yazmakla Görülen…... - Sayı 113
Hayatı Dram Yapan Cevher... - Sayı 112
Bozkırın Ensar ve Muhacir... - Sayı 111
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (130):
Yapay zeka ve dijitalizm

Son Eklenen Yorumlardan
 Senirkent facìasi ile ne alaka... EB

 Hep bel altı vurmuş... Mustafa Güneş

 şair hep aktifden örnek veriyor. Bu işi biliyor sanırım ... Adnan Ay

 çok duygulandım teşekkürler ... Esra Çay

 Bence çok güzel ama biraz dili agir... Yusuf Korkmaz


40
Güneş yeniden doğuyor
Adâlet lâzım
Kimseye sözüm var
Ümitle
Kimlikten ideale Türk yüzyılı


Yavuz Sert - Kimlikten ideale Tür...
Ali Erdal - Bu bayrağa basılmaz,...
Kadir Bayrak - Türk kimliği
Necip Fazıl Kısakürek - Tamamlığın şartları
Ekrem Yılmaz - Zaman bendedir şuuru
Ekrem Yılmaz - Türk binyılı
Ekrem Yılmaz - Bekir geldi
Ekrem Yılmaz - Ümitle
Dergi Editörü - Bekliyoruz
Necdet Uçak - Bizim Yunus
Necdet Uçak - Ne beklediğim var ne...
Mustafa Büyükgüner - Türk marşı
Mustafa Büyükgüner - Şaşkınlar
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu
Kardelen Dergisi - Kardelenin 15 Temmuz...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Zaimoğlu - İnsan kalma savaşımı...
Mehmet Balcı - Güler misin ağlar mı...
Hasan Tülüceoğlu - Kırık yaz
Ahmet Çelebi - Sükût
İğneci - Gerçek büyükleri tan...
Halis Arlıoğlu - Geç kalan bir yazı
Halis Arlıoğlu - Aklıma takılanlar
Murat Yaramaz - Yakınma
Gözlemci - Hadislere bakış
Mahmut Topbaşlı - Türkiye yüzyılı
Mahmut Topbaşlı - Çözülen hayatımdır
Cahit Ay - Ateşe perde
Cahit Ay - Sû-i zan
Cahit Ay - Yattı ve yattı
Mevlüt Yavuz - Gökyüzüne kement vur...
Cemal Karsavan - Sığmam artık şiirler...
Yaşar Akyay - Güneş yeniden doğuyo...
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm yok
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm var
Saltuk Buğra Bıçak - Adâlet lâzım
Emre Kaymaz - İlim ve irfanla Türk...
Hasan Veli - Baba
Ayşe Çağlayan - Ben de yolcuyum
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 17496902
 Bugün : 690
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 834028
 Bugün : 46
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 359
 129. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim