Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 34 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     3334 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Tasavvuf: insanı olgunlaştırma sanatı
Site Editörü

  Sayı: 95 -

Ağzımıza attığımız bir meyve daha tam olmamışsa, yüzümüzü ekşiterek “bu daha olgunlaşmamış” deriz. Ham meyve sert olur, tadı oturmamıştır, ağızda kekremsi bir tat bırakır. Adı üstünde hamdır, olgunlaşması için güneş, su, topraktan alacağı mineraller, hava ve en önemlisi zamana ihtiyacı vardır.

Yazı için kalemi elinize aldığınızda da -bakmayın kalem dediğime, bilgisayar başına geçtiğimiz zaman demek lazım- ilk yazdığınız cümleler, muhtemeldir ki yazının son halinde yer almazlar veya değişirler. Cümleler de olgunlaşırlar. Hattâ, kalemi elinize almadan önce, birikiminize göre zihninizde konunun olgunlaşması da bir zaman alır.

İnsan da böyledir. İnsanın da olgunu makbuldür, hamı makbul değildir. Daha doğru ifade ile insanın kâmil olanı makbuldür, kemâlat sahibi olanı. Ama insanın meyveden bir farkı vardır. Meyvelerin kısmı küllisi güneş, hava, su gibi kaynaklarla beslendikleri zaman olgunlaşırlar. Onların olgunlaşması demek, yaratılma gayeleri olan, başta insanlar olmak üzere kurda, kuşa besin olmaya hazır hale gelmeleri demektir. Ama insanın sadece yaşayarak, dert çekerek, başına çeşitli belalar gelmesi ile olgunlaşması hemen hemen imkânsızdır. İnsanın kâmil hale gelmesi başına gelenlerle değil bunlara karşı nasıl bir davranış sergilediği ile ilgilidir. Meyvelerde olduğu gibi insanın da gayesi vardır, bu gaye kâmil bir mümin olarak Rabbine ulaşmaktır.

Tasavvufun birçok tanımı var. Bendenizin bu tanımlardan çıkardığım özet şudur: “tasavvuf, insanı olgunlaştırma sanatıdır”. Bu sanatın uygulandığı döneme seyr-i sülûk denir. Kişi sülûkunu tamama erdirirse olgun insan yani “insân-ı kâmil” olur. Bu yolda öğretmeni yine bir “insân-ı kâmildir”.

Bugün bu kâmil hâl uzak diyarlardaki bir hayal olarak görülüyor. Tasavvuf deyince akla keramet içeren menkıbeler, sema eden Mevlevî dervişleri geliyor. O kerametleri şimdilik bir kenara bırakalım, dervişler de dönedursunlar, biz sadece biraz olgunlaşalım, biraz incelelim, yeter. Zamanımızın insân-ı kâmillerinden biri böyle tarif etmişti tasavvufu: “Müslümanlık ince insanlıktır, dervişlik ince müslümanlık…” Biz önce ince insan olalım, sonrasına bakarız. Misal evden, özellikle camiden çıkarken ayakkabıları “paatttt” diye yukarıdan gürültü ve toz çıkaracak şekilde yere atmayalım, güzelce yere koyalım. Veya abdest aldığımız sırada ağzımızı ve burnumuzu temizlerken etrafımızdakileri rahatsız edecek şekilde -çok afedersiniz- sümkürmeyelim, tükürmeyelim. Bunları yaparsak, belki dervişlerin her varlık Efendimiz’in nurundan yaratılmıştır diye yatmadan önce yastıklarını, giymeden önce ceketlerini, içindeki su veya çayı içmeden önce bardaklarını öpmesi gibi biz de her şeyde o Nûr-u Muhammedîyi görüyormuş gibi hareket ederiz ama önce ince insan olmamız lazım.

Büyükler buyurmuşlar ki, Efendimiz’in kâli yani sözü şeriat, hâli yani davranışları tarikattır. Efendimiz’in hayatını bilmek bu incelikleri öğrenmek için ilk yapılması gereken şeydir. (Bu cümleyi en başta kendi nefsime söylüyorum elbette) Böylece tasavvufun aslında bir lokma bir hırka olmadığını, Efendimiz’in yed-i mübarekleri ile yetim başı okşadığı gibi aynı eli ile kılıç da salladığını da öğrenebiliriz. Bir yandan kendisi ile konuşana bütün vücudu ile dönen, üstelik karşısındakini hiç sözünü kesmeden dinleyen -mutlak olarak- âlemdeki tek insân-ı kâmilden insanlara karşı nasıl davranmamız gerektiği inceliğini öğrenirken, bir yandan da kendisi hakkında hakaretâmiz şiirler yazan bir şairin katlini emir buyurarak böyle bir durumdaki haddin ne olduğunu da öğrenmiş oluruz.

Bugün tasavvufun birçokları tarafından sadece hoşgörü, bir lokma bir hırka, bir yanağına vurana diğer yanağını uzatmak olarak algılanması tasavvuf mektepleri olan tekkelerin 1925’de kapatılması sonrasında ortaya çıkan ihtiyacın, nâlayık kişiler ve kurumlar tarafından doldurulmaya çalışılmasındandır. İşin aslını ancak gerçek insân-ı kâmillerden öğrenmek mümkündür. Diyeceksiniz ki, bu devirde nerede bulacağız böyle bir insan-ı kâmili? 

Bendeniz buna cevap veremem ama derler ki “aramakla bulunmaz, bulanlar arayanlardır”


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Zor sınavımız mülteci mes... - Sayı 123
Tevhid yoksa huzur da yok... - Sayı 122
Anlam peşinde... - Sayı 121
Zor zamanların cesur sesi... - Sayı 120
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (124):
Diyarbakır anneleri...

Son Eklenen Yorumlardan
 Merhaba. Mən n Azərbaycandan yazıçı Gülər Natiq İsaq ✍️ Bu şeiri çox b&#... Guler

 Altıntaş Hanımefendinin Ey Güzel şarkısının akorlarını çıkarmak üzere sözlerini aradım ve ne mutlu b... Zafer

 Altıntaş Hanımefendinin Ey Güzel şarkısının akorlarını çıkarmak üzere sözlerini aradım ve ne mutlu b... Zafer

 Süleyman Abdulla. Müasir Azərbaycan poeziyasinin ən görkəmli nümayəndəl... Hikmet

 yüreğine kalemine sağlık hayırlı ve bol okurları olsun.🤍✒️...


ACIYORUM

Millet, Meclis’i seçiyor...

Meclis, millet namına kanun yapıyor...

Anayasa Mahkemesi de bu kanunları bozabiliyor...

 

Şimdi söyleyin:

Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletin mi?

Hâkimiyet kayıt ve şartla mı milletin?

Hâkimiyet kayıtsız şartsız Anayasa Mahkemesi’nin mi?

Hâkimiyet kayıt ve şartla Anayasa Mahkemesi’nin mi?..

(Kardelen; 13; Mart 1997)

 

ACIYORUM

Bir takım kimselerin, yetkilerini aşarak, kanun dışı teşkilâtlar kurduğu ve kanun dışı faaliyetlerde bulunduğu artık kimsenin yok diyemeyeceği bir gerçek halinde ortaya çıktı.

Bunlar, başlangıçta en azından, kanunların kötülerle ve kötülükle mücadelede yetersiz kaldığını düşünüyor.

Böyle örgütlere karşı çıkanlar da, gizli ve kanun dışı teşkilât kurulacağına falan falan kanunlara ve filân filân mekanizmalara dayanarak şöyle şöyle mücadele mümkündür, demiyorlar...

 

Öyleyse...

Ya bu ülkede kanunlar ve işleyen mekanizma yetersizdir... Ya devleti idare edenler...

Bu işin (ya)sı, (ma)sı yok... Hem kanunlar ve işleyen mekanizma, hem idareciler yetersiz...

(Kardelen; 13; Mart 1997)
66
Kudret-i ilahi
Ürəyimin Əsdiyi
Yaşanan pişmanlık
Her şey apaçık
Suriye Türkmenlerinin dilinden
Oğulcan


Ali Erdal - Her şey apaçık
Kadir Bayrak - Nerelisin
Necip Fazıl Kısakürek - Doğuda buhran
Ekrem Yılmaz - Göç mü hicret mi
Ekrem Yılmaz - Zerre
Fatma Pekşen - Mustafa
Dergi Editörü - Hicret şuuru
Site Editörü - Zor sınavımız mültec...
Necdet Uçak - Yüreğim benim
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı (124) k...
Kardelen Dergisi - Kalem erbabına...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
M. Nihat Malkoç - Gittikçe azalıyoruz
M. Nihat Malkoç - Suriye Türkmenlerini...
Hızır İrfan Önder - İstemem
Berna Pak - Gelecek(siz) çocuk
Ayhan Aslan - Dilenci
Mehmet Balcı - Sevda
Mehmet Balcı - Tükür
Ahmet Çelebi - Kaçıncı bahar
Av. Mustafa Büyükgüner - Heybemden
Halis Arlıoğlu - Gaflet, dalalet ve h...
Murat Yaramaz - Pusula
Murat Yaramaz - Soğuk
Gözlemci - Olayların düşündürdü...
Mahmut Topbaşlı - Asırlık mertebe
Suleyman Abdulla - Ürəyimin Ə...
Cemal Karsavan - Hasrete zincir mi da...
Emine Öztürk - Bismillah
Osman Akçay - Gibi
Bekir Oğuzbaşaran - Türküleri seviyorum
Yaşar Akyay - Yaşanan pişmanlık
Yaşar Erim - Firavun düzeni devam...
Cahit Can - Bu insanlar
İbrahim Durmaz - Kar
Sevdagül Aykar Yıldız - Oğulcan
Mehmet Emin Armağan - Kudret-i ilahi
Saltuk Buğra Bıçak - Sarı yapraklar dökül...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 15147239
 Bugün : 170
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 640258
 Bugün : 19
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 182
 123. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 1
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 7
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim