Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 32 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     484 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Hicret ve Firar
Ali Erdal

  Sayı: 111 -

Devleti daha iyi yönetecek bir ideolocyanız ve kadrolarınız mı var; bir parti kurar, seçime girersiniz ve görüşlerinizi millete anlatırsınız. Kazanırsanız, ideolocyanız ve kadrolarınızla devleti yönetirsiniz. Buna gücünüz yetmiyorsa, engin fikirlerinizi kitaplaştırırsınız ve neticeyi gelecek nesillere havale edersiniz. Yoksa devlet kadrolarına sızarak, sistemi işinize geldiği gibi işleterek mevcut yöneticileri devirip başa geçme hinliğine kalkışırsanız suç işlemiş olursunuz. Bu, netameli bir teşebbüstür... İhanettir... Devlet çarkının dişlilerini kırmadan ve bir başka devlete dayanmadan, hattâ dış güçlerin âleti olmadan böyle bir şeye cüret edilemez. Bir başarı olsa bile, sizi kullanan kazanır, siz hüsrana uğrar, zillete düşersiniz.

Devleti ele geçirmek için kurulan “paralel yapı” içinden yurt dışına kaçanlar oldu. Bazıları yakalanıp getirildi. Tabiî ki herkes “madem suçlu değiller, neden kaçtılar?” dedi. Yurt dışına kapağı atanların buradaki yandaşları, onların kaçmadığını, “hicret ettiğini” ileri sürdü. Sözlerinin sahteliğini ifade için hicretin ne olduğuna bakmalıyız...

Hicret, İslâm’ın kavramı… Bir halden, başka bir hale sıçrama... İlk akla gelen, coğrafya üzerinde mekân değişikliği... Nasıl ve hangi şartlarda? Sadece o da değil.  İslâm’ın dışında bunu müesseseleştiren yok. Allah ve Resulü yolunda içerdeki şartlar el vermiyorsa, dışarıda bulunan imkânlarla netice almak için vatan hasreti bile göze alınır… Uzun bir atlayış için, geri çekilmek gibi… İstismara müsait bu yolda, samimiyet ancak müslümanda olur…

Yurt dışına kapağı atanların yaptığı hicret mi, kaçış mı? Bunu anlamak için, İslâm’da ilk iki hicretin niçin ve nasıl yapıldığına bakmalıyız:

 

“HABEŞİSTAN’A DOĞRU

Peygamberliklerinin beşinci yılı... Allah’ın Resulü emir buyurdular:

–Çektiğimiz çile büyük... Dileyenler Habeşistan’a gitsin... Orada kendilerine sığınak bulabilirler.

Onbir erkek ve dört kadın yola çıktı. Başlarında Affan oğlu Osman ve zevcesi, Peygamber kızı Rukiyye...

Müslümanlar kafilesi Habeşistan’da çok iyi kabul gördü. Habeş Kralı onları Tanrı misafiri bildi ve kanatları altına aldı.

Mekkeliler de arkalarından, dağarcıklarında bir sürü hediye, Habeş Kralına birkaç murahhas gönderdiler:

–Hediyelerimizi buyur ve bize müslümanları teslim et!

Habeş Kralı hediyeleri ve teslim teklifini reddetti.” (Çöle İnen Nur)

Görüldüğü gibi;

1-Gidecekleri yer emin. Bunu, “EMİN” olduğuna herkesin ittifak ettiği Peygamber (sav) söylüyor.

2-İnanç ve yaşayıştan taviz yok…

3-Sığındıkları kuvvet, onlardan bir hizmet ve ücret beklemiyor; bilakis onları düşmanlarına karşı koruyor… Barındırıyor, yediriyor, içiriyor...

4-Sığındıkları yerin rengine boyanmıyorlar, onları kendi renklerine boyuyorlar. Nitekim kral daha sonra Müslüman oluyor. Sahabi olmak şerefinden mahrum oluyor ama, tabiinden oluyor.

Hicret, Habeşistan’a Müslümanlığın yayılmasını sağlıyor. Habeşistan; Afrika kıtasının kapısı... İslâm onbeş sahabinin hicreti sayesinde bir kıtadan öbür kıtaya atlıyor ve atladığı kıtada yayılıyor. Hicretin sonucu zafer.

İkinci hicret:

“KANDİL ÇEMBERDE

Dışarıdan merkeze dönmenin başlıca atlama noktası, Medine... Daire muhitinin hâkim noktası Medine...

(…) O devrenin Hac mevsiminde de Mekke’den çıktılar ve Akabe adlı mevki yakınlarında Medineliler’den bir topluluğa rastladılar. Bunlar, Haşim oğullariyle aralarında uzaktan aile ve kan yakınlığı bulunan Hazreçliler...

(...) Medineliler’e biraz Kur’ân okudular ve dâvet buyurdular:

–Allah’ın dinine giriniz!

Medineliler öteden beri yahudilerden duymaktaydılar:

–Peygamber gelecek, vakit yaklaşıyor. Kendi ihtiyarları da söylemişlerdi:

–Mekke’de Fihr evlâdından bir Peygamber gelecek...

Teklif karşısında birbirlerine baktılar; ve o günedek işittikleriyle o gün gördükleri arasında öyle bir bedahet duygusuna kapıldılar ki, hemen Müslümanlığa can attılar:

–Allah bir; ve sen onun Resulüsün...

Bunlar, Medineli ilkler... Altı kişi (…) Alev sıçraya sıçraya öbür kandillere geçecek, Medine çemberini baştan başa tutuşturacak, daire muhitini nokta nokta donatacak…

(...) Medineliler’e:

–Bir yıl sonra yine buluşalım, yine burada...

(...) Bir yıl sonra aynı yerde tekrar buluşmayı vâdeden Medineliler geldi. Bu defa on iki kişi... (…) Kısa bir görüşme... Geriye kalanı da İslâm’a girdi ve hep beraber Allah’ın Resulü’ne bir anlaşma biy’ati ettiler:

–Allah’a şirk koşmak yok... Hırsızlık yok... Zina yok... Evlât öldürmek yok... İnsanlara zulüm ve iftira yok... Allah’ın emirlerine isyan yok… Allah’a kulluk ve bağlılık dışına çıkmak yok…

Allah’ın Resulü buyurdular:

–Kim bu ahde vefa gösterirse Allah onu Cennet’e alır. Kim küfre düşmeksizin ahdini bozarsa Allah’ın iradesine kalmıştır.

Hep birden baş eğdiler ve Medine’ye döndüler.

(...) Bu defa onbir kişi olarak Medine’ye dönünce, aralarındaki Evs kabilesinden iki şahıs, iki kabileyi birbirine büsbütün yaklaştırdı.

Kandiller, Medine çemberi üzerinde, birinden öbürüne atlıya atlıya kırk kandili yaktı.

(…) Yine bir mevsim sonra, aynı buluşma yerinde, yetmiş Medine’li müslüman, Allah Resulünün huzurunda.. Aralarında iki de kadın… Yeni ahd:

–Bu andan itibaren Allah’ın Resulünü, nefslerimizi, zevcelerimizi, çocuklarımızı koruduğumuz gibi koruyacağız! O’nu canımızdan kıymetli bileceğiz! O’nun düşmanlarını düşmanımızdan sayacağız ve karşılarına kılıçla çıkacağız. O’nun yolunda, gerekirse Arapla ve Acemle (bütün dünya ile) cenkleşeceğiz.

Allah’ın Resulü elini uzattı ve Medine büyükleri, teker teker ellerini, insanlığı çekip kurtarmak için yaratılan mukaddes elin üstüne koydular.” (Aynı eser)

Bütün Medine, dört gözle beklediği yolcularını karşılıyor; bağrına basıyor ve baş tacı ediyor. Canlarından aziz tutacak, gelişlerini cana minnet bilecek bir dünyaya hicret... Allah dâvâsının engellendiği yerden, gittikçe kabaran İslâm denizine hicret... Sonuç yine zafer; hem de ne zafer!..

Orta öğretim yıllarında öğrendiğimiz bir deney… Hiç unutmam... İçilebilir su ile tuzlu su arasında ince bir deri geriliyor… Bir süre sonra bakıyorlar, iki taraf da eşit tuzlulukta… Çok yoğundan az yoğuna geçiş… İşte hicret bu… İslâm’ın anlatılamadığı, yaşanamadığı ortamdan, İslâm’ın hâkim olduğu, yaşanabileceği, yayılabileceği ortama... Susuz çöllerden İslâm denizine, nurlu pınarlara… Çileden, izzete... Allah rızası, Peygamber rehberliği ile...

Ayette hicret, cihatla birlikte ele alınıyor:

“İman edip hicret eden ve Allah yolunda cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler var ya; işte onlar gerçek mü’minlerdir. Onlar için bir bağışlanma ve bol bir rızık vardır.” (Enfal sûresi, 74. âyet meali)

“Zulme uğradıktan sonra Allah yolunda hicret edenlere gelince, onları dünyada güzel bir şekilde yerleştireceğiz. Eğer bilirlerse ahiretin mükâfatı elbette daha büyüktür.” (Nahl/41)

Her iki hicret de, İnsanlığın Önderi Peygamber Efendimiz’in emri, müsaadesi ve rehberliği ile... Ve sonu, umulduğu gibi hayır... İki taraf için de... Buyuruyorlar:

“Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır. Öyleyse kimin hicreti Allah’a ve Resülü’ne ise, onun hicreti Allah ve Resülü’nedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa veya nikâhlanacağı bir kadına ise, onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir.”

Fare kılı ile fil kılı, sadece kıl olarak bakıldığında birbirinden ayırt edilemezmiş. Ama erbabı, aralarındaki farkları görür ve ayırt eder. Müslüman, ak sütün içindeki ak kılı görecek basirette olur. Hicretle kaçış, zahirde aynı görünse de, müslüman ayırdeder. 

“Bir serencam, bin nasihatten yeğdir” demişler. Korona belâsı ile İslâm’ın temizlik dini olduğu ve karantina emrindeki isabeti; sadece müslümanlar tarafından değil, bütün dünya tarafından görüldü. Batı kapılarında maddede ve mânâda yaşanan zillet de; nefsi için vatanını terketip kaçışın felâketini, inşallah kafalara dank ettirir ve hicretin hakikatini hatırlatır.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Devletin Yapmadığını, Yap... - Sayı 114
Mizah... - Sayı 113
Hesaba Çekilmeden... - Sayı 112
Hicret ve Firar... - Sayı 111
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayı konusu (115):
Türk mimarîsi
Merkezi (cami) kaybettiğimiz için şahsiyetimizi kaybettik; şahsiyetimizi kaybettiğimiz için evimizi kaybettik, evimizi kaybettiğimiz için de şehrimizi kaybettik.

Son Eklenen Yorumlardan
 Elinize emeğinize sağlık, musikimizin geçirdiği evreleri iyi analiz etmişsiniz.... Ahmet Güney

 Elinize emeğinize sağlık, musikimizin geçirdiği evreleri iyi analiz etmişsiniz.... Ahmet Güney

 Elinize emeğinize sağlık, musikimizin geçirdiği evreleri iyi analiz etmişsiniz.... Ahmet Güney

 Derginizi sürekli takip ediyor, yayınlanan yazılarınızı okuyorum. Herkesin tek tek emeklerine, kalem... Merve

 Kaleminize sağlık hocam çok güzel olmuş her zaman ki gibi :) ... Yasemin


Kalem, İlahi Kelam’ın yazılmasına ve yayılmasına, yani insanın iki dünyasının da saadetle olmasına vasıta oluyor.
Kalem, insanın iki dünyasını da mahveden bâtıl fikirlerin yazılmasına ve yayılmasına alet edilebiliyor…
Kalemle kazığın şekil olarak birbirine benzemesini bir inceliğe işaret olarak göremez misiniz?
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Sen Varsın
Uyan
Musikide Asalet
Su
Biz Kimiz?
Biz Kimiz?
Musikide Asalet
“QARANLIĞI” YAZANIN GECƏSİ...
Devletin Yapmadığını, Yapamadığını


Ali Erdal - Devletin Yapmadığını...
Kadir Bayrak - Türk Kimliği
Sinan Ayhan - Oluşmuş ve Oluşmamış...
Sinan Ayhan - Kalem, O Kalemdir
Necip Fazıl Kısakürek - Kıraat Kitabı
Necip Fazıl Kısakürek - Mecmua Yağmuru
Bedran Yoldaş - Hatıra Defteri
Ekrem Yılmaz - Türk Kimliği
Ekrem Yılmaz - Lisan-ı Hâl
Dergi Editörü - Fikrin Değerini Bile...
Site Editörü - Yaz Dostum
Mehmet Hasret - Yaşayan Yemek
Necdet Uçak - Şifa ve Vefa Arama
Necdet Uçak - Sıla Özlemi
Necdet Uçak - Geçer
Altan Atan - Yakarsa Dünyayı...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Kardelen Dergisi - Çıkış Beyannamemiz
M. Nihat Malkoç - Günümüzde Dergicilik...
Nihat Kaçoğlu - Anneannemin Saçları
Mehmet Balcı - Ecel (Ölüm) Gelmeden
Mehmet Balcı - Yüzlerine
Ahmet Çelebi - Yollar
Halis Arlıoğlu - Musikide Asalet
Halis Arlıoğlu - Sen Varsın
Osman Akyol - Pınar Başı
Kürsü Kainatın Efendisi - Hususilik
Murat Yaramaz - Sükût
Murat Yaramaz - Sülük
Mahmut Topbaşlı - Muradım
Eyyub MEMMEDOV - DƏRD İÇİNDƏ...
Mertali Mermer - Yalnızlığın Yakınlığ...
Cemal Karsavan - Açtılar Martılar Uçt...
İlkay Coşkun - Fikir Alıp Fikir Sat...
Turgut Yıldızan - Kültür Savaşçılarımı...
Vildan Poyraz Coşkun - Gölge Etme Başka İhs...
Tuba Kanlıkama - Biz Kimiz?
Özkan Aydoğan - Su
Rıdvan Yıldız - Yıldızlarla Aramda
İlknur Eskioğlu - Allah (C.C.) Her Zam...
Aykutalp Balkan - Ölülerin Bulunmaz Se...
Heybet Akdoğan - Siyara
Selahaddin Yıldız - Bozkır
Yusuf Çelikler - Ahuzar-ı Yusuf
Deniz Sarıtop - Uyan
Habil Yaşar - “QARANLIĞI” YAZANIN ...
Halit Yıldırım - Dergicilik Zor İş Ve...
Ziya Dilsuz - İNSAN TƏK OLAND...
Emel Akçay - Usul Usul
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 10915923
 Bugün : 2018
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 564488
 Bugün : 41
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 107
 114. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 12
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 12
Son Güncellenme: 11 Kasım 2022
Künye | Abonelik | İletişim