Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 34 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     1075 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Hicret ve Firar
Ali Erdal

  Sayı: 111 -

Devleti daha iyi yönetecek bir ideolocyanız ve kadrolarınız mı var; bir parti kurar, seçime girersiniz ve görüşlerinizi millete anlatırsınız. Kazanırsanız, ideolocyanız ve kadrolarınızla devleti yönetirsiniz. Buna gücünüz yetmiyorsa, engin fikirlerinizi kitaplaştırırsınız ve neticeyi gelecek nesillere havale edersiniz. Yoksa devlet kadrolarına sızarak, sistemi işinize geldiği gibi işleterek mevcut yöneticileri devirip başa geçme hinliğine kalkışırsanız suç işlemiş olursunuz. Bu, netameli bir teşebbüstür... İhanettir... Devlet çarkının dişlilerini kırmadan ve bir başka devlete dayanmadan, hattâ dış güçlerin âleti olmadan böyle bir şeye cüret edilemez. Bir başarı olsa bile, sizi kullanan kazanır, siz hüsrana uğrar, zillete düşersiniz.

Devleti ele geçirmek için kurulan “paralel yapı” içinden yurt dışına kaçanlar oldu. Bazıları yakalanıp getirildi. Tabiî ki herkes “madem suçlu değiller, neden kaçtılar?” dedi. Yurt dışına kapağı atanların buradaki yandaşları, onların kaçmadığını, “hicret ettiğini” ileri sürdü. Sözlerinin sahteliğini ifade için hicretin ne olduğuna bakmalıyız...

Hicret, İslâm’ın kavramı… Bir halden, başka bir hale sıçrama... İlk akla gelen, coğrafya üzerinde mekân değişikliği... Nasıl ve hangi şartlarda? Sadece o da değil.  İslâm’ın dışında bunu müesseseleştiren yok. Allah ve Resulü yolunda içerdeki şartlar el vermiyorsa, dışarıda bulunan imkânlarla netice almak için vatan hasreti bile göze alınır… Uzun bir atlayış için, geri çekilmek gibi… İstismara müsait bu yolda, samimiyet ancak müslümanda olur…

Yurt dışına kapağı atanların yaptığı hicret mi, kaçış mı? Bunu anlamak için, İslâm’da ilk iki hicretin niçin ve nasıl yapıldığına bakmalıyız:

 

“HABEŞİSTAN’A DOĞRU

Peygamberliklerinin beşinci yılı... Allah’ın Resulü emir buyurdular:

–Çektiğimiz çile büyük... Dileyenler Habeşistan’a gitsin... Orada kendilerine sığınak bulabilirler.

Onbir erkek ve dört kadın yola çıktı. Başlarında Affan oğlu Osman ve zevcesi, Peygamber kızı Rukiyye...

Müslümanlar kafilesi Habeşistan’da çok iyi kabul gördü. Habeş Kralı onları Tanrı misafiri bildi ve kanatları altına aldı.

Mekkeliler de arkalarından, dağarcıklarında bir sürü hediye, Habeş Kralına birkaç murahhas gönderdiler:

–Hediyelerimizi buyur ve bize müslümanları teslim et!

Habeş Kralı hediyeleri ve teslim teklifini reddetti.” (Çöle İnen Nur)

Görüldüğü gibi;

1-Gidecekleri yer emin. Bunu, “EMİN” olduğuna herkesin ittifak ettiği Peygamber (sav) söylüyor.

2-İnanç ve yaşayıştan taviz yok…

3-Sığındıkları kuvvet, onlardan bir hizmet ve ücret beklemiyor; bilakis onları düşmanlarına karşı koruyor… Barındırıyor, yediriyor, içiriyor...

4-Sığındıkları yerin rengine boyanmıyorlar, onları kendi renklerine boyuyorlar. Nitekim kral daha sonra Müslüman oluyor. Sahabi olmak şerefinden mahrum oluyor ama, tabiinden oluyor.

Hicret, Habeşistan’a Müslümanlığın yayılmasını sağlıyor. Habeşistan; Afrika kıtasının kapısı... İslâm onbeş sahabinin hicreti sayesinde bir kıtadan öbür kıtaya atlıyor ve atladığı kıtada yayılıyor. Hicretin sonucu zafer.

İkinci hicret:

“KANDİL ÇEMBERDE

Dışarıdan merkeze dönmenin başlıca atlama noktası, Medine... Daire muhitinin hâkim noktası Medine...

(…) O devrenin Hac mevsiminde de Mekke’den çıktılar ve Akabe adlı mevki yakınlarında Medineliler’den bir topluluğa rastladılar. Bunlar, Haşim oğullariyle aralarında uzaktan aile ve kan yakınlığı bulunan Hazreçliler...

(...) Medineliler’e biraz Kur’ân okudular ve dâvet buyurdular:

–Allah’ın dinine giriniz!

Medineliler öteden beri yahudilerden duymaktaydılar:

–Peygamber gelecek, vakit yaklaşıyor. Kendi ihtiyarları da söylemişlerdi:

–Mekke’de Fihr evlâdından bir Peygamber gelecek...

Teklif karşısında birbirlerine baktılar; ve o günedek işittikleriyle o gün gördükleri arasında öyle bir bedahet duygusuna kapıldılar ki, hemen Müslümanlığa can attılar:

–Allah bir; ve sen onun Resulüsün...

Bunlar, Medineli ilkler... Altı kişi (…) Alev sıçraya sıçraya öbür kandillere geçecek, Medine çemberini baştan başa tutuşturacak, daire muhitini nokta nokta donatacak…

(...) Medineliler’e:

–Bir yıl sonra yine buluşalım, yine burada...

(...) Bir yıl sonra aynı yerde tekrar buluşmayı vâdeden Medineliler geldi. Bu defa on iki kişi... (…) Kısa bir görüşme... Geriye kalanı da İslâm’a girdi ve hep beraber Allah’ın Resulü’ne bir anlaşma biy’ati ettiler:

–Allah’a şirk koşmak yok... Hırsızlık yok... Zina yok... Evlât öldürmek yok... İnsanlara zulüm ve iftira yok... Allah’ın emirlerine isyan yok… Allah’a kulluk ve bağlılık dışına çıkmak yok…

Allah’ın Resulü buyurdular:

–Kim bu ahde vefa gösterirse Allah onu Cennet’e alır. Kim küfre düşmeksizin ahdini bozarsa Allah’ın iradesine kalmıştır.

Hep birden baş eğdiler ve Medine’ye döndüler.

(...) Bu defa onbir kişi olarak Medine’ye dönünce, aralarındaki Evs kabilesinden iki şahıs, iki kabileyi birbirine büsbütün yaklaştırdı.

Kandiller, Medine çemberi üzerinde, birinden öbürüne atlıya atlıya kırk kandili yaktı.

(…) Yine bir mevsim sonra, aynı buluşma yerinde, yetmiş Medine’li müslüman, Allah Resulünün huzurunda.. Aralarında iki de kadın… Yeni ahd:

–Bu andan itibaren Allah’ın Resulünü, nefslerimizi, zevcelerimizi, çocuklarımızı koruduğumuz gibi koruyacağız! O’nu canımızdan kıymetli bileceğiz! O’nun düşmanlarını düşmanımızdan sayacağız ve karşılarına kılıçla çıkacağız. O’nun yolunda, gerekirse Arapla ve Acemle (bütün dünya ile) cenkleşeceğiz.

Allah’ın Resulü elini uzattı ve Medine büyükleri, teker teker ellerini, insanlığı çekip kurtarmak için yaratılan mukaddes elin üstüne koydular.” (Aynı eser)

Bütün Medine, dört gözle beklediği yolcularını karşılıyor; bağrına basıyor ve baş tacı ediyor. Canlarından aziz tutacak, gelişlerini cana minnet bilecek bir dünyaya hicret... Allah dâvâsının engellendiği yerden, gittikçe kabaran İslâm denizine hicret... Sonuç yine zafer; hem de ne zafer!..

Orta öğretim yıllarında öğrendiğimiz bir deney… Hiç unutmam... İçilebilir su ile tuzlu su arasında ince bir deri geriliyor… Bir süre sonra bakıyorlar, iki taraf da eşit tuzlulukta… Çok yoğundan az yoğuna geçiş… İşte hicret bu… İslâm’ın anlatılamadığı, yaşanamadığı ortamdan, İslâm’ın hâkim olduğu, yaşanabileceği, yayılabileceği ortama... Susuz çöllerden İslâm denizine, nurlu pınarlara… Çileden, izzete... Allah rızası, Peygamber rehberliği ile...

Ayette hicret, cihatla birlikte ele alınıyor:

“İman edip hicret eden ve Allah yolunda cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler var ya; işte onlar gerçek mü’minlerdir. Onlar için bir bağışlanma ve bol bir rızık vardır.” (Enfal sûresi, 74. âyet meali)

“Zulme uğradıktan sonra Allah yolunda hicret edenlere gelince, onları dünyada güzel bir şekilde yerleştireceğiz. Eğer bilirlerse ahiretin mükâfatı elbette daha büyüktür.” (Nahl/41)

Her iki hicret de, İnsanlığın Önderi Peygamber Efendimiz’in emri, müsaadesi ve rehberliği ile... Ve sonu, umulduğu gibi hayır... İki taraf için de... Buyuruyorlar:

“Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır. Öyleyse kimin hicreti Allah’a ve Resülü’ne ise, onun hicreti Allah ve Resülü’nedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa veya nikâhlanacağı bir kadına ise, onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir.”

Fare kılı ile fil kılı, sadece kıl olarak bakıldığında birbirinden ayırt edilemezmiş. Ama erbabı, aralarındaki farkları görür ve ayırt eder. Müslüman, ak sütün içindeki ak kılı görecek basirette olur. Hicretle kaçış, zahirde aynı görünse de, müslüman ayırdeder. 

“Bir serencam, bin nasihatten yeğdir” demişler. Korona belâsı ile İslâm’ın temizlik dini olduğu ve karantina emrindeki isabeti; sadece müslümanlar tarafından değil, bütün dünya tarafından görüldü. Batı kapılarında maddede ve mânâda yaşanan zillet de; nefsi için vatanını terketip kaçışın felâketini, inşallah kafalara dank ettirir ve hicretin hakikatini hatırlatır.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Her şey apaçık... - Sayı 123
İranın neye ihtiyacı var?... - Sayı 122
Kırk... - Sayı 121
Kırk gün bir ölüyü bekley... - Sayı 121
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (124):
Diyarbakır anneleri...

Son Eklenen Yorumlardan
 Merhaba. Mən n Azərbaycandan yazıçı Gülər Natiq İsaq ✍️ Bu şeiri çox b&#... Guler

 Altıntaş Hanımefendinin Ey Güzel şarkısının akorlarını çıkarmak üzere sözlerini aradım ve ne mutlu b... Zafer

 Altıntaş Hanımefendinin Ey Güzel şarkısının akorlarını çıkarmak üzere sözlerini aradım ve ne mutlu b... Zafer

 Süleyman Abdulla. Müasir Azərbaycan poeziyasinin ən görkəmli nümayəndəl... Hikmet

 yüreğine kalemine sağlık hayırlı ve bol okurları olsun.🤍✒️...


Türkçe’nin kırpıla kırpıla ne hale getirildiğine bakmadan kalkmışız, “eser vermeli, eser vermeli” diyoruz.
Halbuki “Güneş Dil Teorileri”nin temel yapılmak istendiği bir dili kullanarak karşımızdakilerle konuşup, anlaşabildiğimize şükretmeliyiz.
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Kudret-i ilahi
Ürəyimin Əsdiyi
Yaşanan pişmanlık
Her şey apaçık
Suriye Türkmenlerinin dilinden
Oğulcan


Ali Erdal - Her şey apaçık
Kadir Bayrak - Nerelisin
Necip Fazıl Kısakürek - Doğuda buhran
Ekrem Yılmaz - Göç mü hicret mi
Ekrem Yılmaz - Zerre
Fatma Pekşen - Mustafa
Dergi Editörü - Hicret şuuru
Site Editörü - Zor sınavımız mültec...
Necdet Uçak - Yüreğim benim
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı (124) k...
Kardelen Dergisi - Kalem erbabına...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
M. Nihat Malkoç - Gittikçe azalıyoruz
M. Nihat Malkoç - Suriye Türkmenlerini...
Hızır İrfan Önder - İstemem
Berna Pak - Gelecek(siz) çocuk
Ayhan Aslan - Dilenci
Mehmet Balcı - Sevda
Mehmet Balcı - Tükür
Ahmet Çelebi - Kaçıncı bahar
Av. Mustafa Büyükgüner - Heybemden
Halis Arlıoğlu - Gaflet, dalalet ve h...
Murat Yaramaz - Pusula
Murat Yaramaz - Soğuk
Gözlemci - Olayların düşündürdü...
Mahmut Topbaşlı - Asırlık mertebe
Suleyman Abdulla - Ürəyimin Ə...
Cemal Karsavan - Hasrete zincir mi da...
Emine Öztürk - Bismillah
Osman Akçay - Gibi
Bekir Oğuzbaşaran - Türküleri seviyorum
Yaşar Akyay - Yaşanan pişmanlık
Yaşar Erim - Firavun düzeni devam...
Cahit Can - Bu insanlar
İbrahim Durmaz - Kar
Sevdagül Aykar Yıldız - Oğulcan
Mehmet Emin Armağan - Kudret-i ilahi
Saltuk Buğra Bıçak - Sarı yapraklar dökül...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 15158604
 Bugün : 3663
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 640570
 Bugün : 75
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 257
 123. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 1
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 7
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim