Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 36 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     1103 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Kazandım vallahi!
Ekrem Yılmaz

  Sayı: 119 -

Gündem malûm; acıklı, zor ve tarifsiz trajedilerle dolu. Gözyaşları sel, bütün dünya ayakta ve haykırıyor, terörist İsrail’in Filistinlilere uyguladığı zulmü ve soykırımı kınıyor, lânetliyor. Her şeyi tarife ihtiyaç duyulmayacak şekilde TV kanallarında ve sosyal medyada canlı yayında izliyoruz. İşte bu şartlarda şu soruya cevap arıyoruz: Zafer kimin olur?

Hedefin Türk ve Türkün yurdu olduğunu biz 9 uncu asırdan beri biliyoruz. Haçlı seferlerinden, Çanakkale Savaşından beri biliyoruz. İstiklâl Harbinden, Afganistan işgalinden, Körfez çıkarmasından, Arap Baharından ve bugün Yunanistan’ı işgal eder gibi yığınak yapılmasından, zalim ve terör devleti İsrail’e destek olsun diye Akdeniz’e elinde nesi varsa yığmasından, Karadeniz’e sızma arzusu ve girişimlerinden biliyoruz. Bunlar kim mi: ABD, AB; kısaca Batı…

Güya Türkiye’yi çepeçevre saracaklar ve biz ahmağız (!) ya, bunu anlamayacağız; müttefikiz, dostuz, stratejik ortağız teranelerini yiyeceğiz. Hayır. Hep bildik ve bunu hiç unutmayacağız. Haçlı seferlerinden beri muratlarının bu olduğunun farkındayız, büyük devlet ve kadim bir millet olarak.

Kafalara dank etmedi mi daha, 12 Haçlı seferi ile beceremediğinizi, bundan sonra da beceremeyeceksiniz? Bundan sonra becerebileceğinizi zannederseniz kendinizi kandırmış olursunuz. Hayır! Bu hazzı tadamayacaksınız, tattırmayacağız size... Ne kadar bizi demokrasi ve hürriyet teraneleri ile kandırmış, uyutmuş olsanız da başa geçirdiğiniz hainler vesilesiyle avucunuza alınmış görünsek de millet ve fert derununda yok edemediğiniz ve edemeyeceğiniz bir şey var bizde. Korkusuz kalplerimizde… Bunu da çok iyi biliyorsunuz: O da imanımız. Türk esir edilemez, ölür esir olmaz; devletsiz kalmaz, yaşayamaz. Bunu biz söylemiyoruz: Krallarınız, büyük komutanlarınız, dahî siyasetçileriniz, akıldane istihbaratçılarınız söylüyor: “Türkü ele geçiremez, zapt edemez, yenemezsiniz” diye… Bir örnek verelim güncelden: Emekli ABD Subayı Macgregor diyor ki, “Türklere dikkat etmek lâzım, çok yetenekli orduları var. Kuvvet seviyelerini çok kısa sürede iki milyona çıkarabilirler.” (Bu söz sosyal medyada da şu an sık paylaşılan bir veri…) Ayrıca, asker millettirler demeyi de unutmuş. Veya henüz o kadar tanıyamamış Türkleri. Bunları boş yere ve bizi sevdiklerinden söylemiyorlar herhalde; sizi sevdikleri ve uyarmak için söylüyorlar. Türkü öldürmeden ve topyekûn yok etmeden muradınıza eremezsiniz. Ne kadar hayat tarzıyla oynamak, ahlâkını bozmak ve maymunlaştırmak suretiyle muradınıza ermiş gözükseniz de…

Muradınıza mutlak mânâda eremeyeceksiniz. Niçin bu arzunuz gerçekleşmeyecek? Örneğe devam edersek, Napolyon diyor ki: ‘Başka orduların pes ettiği, yenildim, bittim dediği yerde Türk Ordusunun taarruzu başlar.’ Birçok Amerikan senatörü, siyasetçisi ve istihbarat şefi, İsrail eski ordu mensupları ve istihbaratçıları ne diyor? Biliyorsunuz: Türkü sağken yenemezsiniz, o ölümden korkmaz, ölmeden de teslim olmaz. Bizim askerimiz hayatta kalmak, ölmemek için savaşırken, onlar ölümüne savaşır. Âdeta ölmek için…

Hazreti Ömer zamanında İran’ın fethi gerçekleşirken, mağlup olan İran ordusunun komutanı divanı harpte sorgulanır: Nasıl yenilirsin? Biz ki düzenli bir orduya, donanımlı askerlere, üstün teçhizata ve üstelik fillere sahibiz. O yenildikleriniz yalın ayak, dağdan inmiş, eline kılıç alıp gelmiş birileri! (Sahabelerken, İslâm Ordusundan bahsediyor.) İranlı komutan cevap vermeden önce, sadağından bir ok çekiyor, yayına yerleştirip geriyor ve bir köşede duran mermer figüre fırlatıyor. Nesne paramparça oluyor. Ve diyor ki: “Görüldüğü gibi bizim eğitim, talim ve becerimiz tam. Askerimiz de böyle… Ama benim askerim hayatta kalabilmek için savaştı. Onlar ise ölümüne ve âdeta ölmek için savaştılar.” Şehit olmak, Cennete gitmek için diyecek kadar tanımıyorlar Sahabeyi henüz o zamanlar. Anlaşılacağı üzere, ölmek, doğru ifade ile şehit olmak için savaşanı yenemezsiniz. Onun için yenilmeyeceğiz. Hamas mücahitleri, Allah’ın askerleri, soykırımcı, cani İsrail’e yenilmeyecekler. Ana vatanımızı terk etmeyeceğiz, parçalatmayacağız; Filistinliler de terk etmeyecek kadim yurtlarını ve Kudüs’ü doğusu ve batısıyla başkent yapacaklardır Allah’ın izni ve yardımıyla… Belki ölecekler amma nihaî olarak kazanacaklar.

Amerika eriyor, İsrail zor durumda, bölgede kalarak rahat nefes alamayacak. ABD, AB ve İsrail yönetici kadrolarına sadece biz, İslâm âlemi, Hamas mücahitleri karşı durmuyor. Onların kendi kamuoyları bile bu zulmü reddediyor ve Filistin’in yanında yer alıyor, mitinglerde haykırıyor, daha imana gelmeyeni bile meydanlarda Lâ ilâhe illallah diye sesleniyor, birçoğu da hidayete eriyor bu vesile ile… Kendi toplumları bile zalim ve vicdansızca yapılan bu saldırılara isyan ediyorlar. İngiltere, Almanya, Amerika’da tarihlerinin en büyük mitinglerine şahit olunuyor. Bütün dünya da ayakta, meydanlarda ve terörist İsrail elçiliklerine yürüyor, paçavralarını yakıyorlar. İsrail’in normal Yahudi vatandaşları bile bu zulme rıza göstermiyor ve hükümetlerini ve Netanyahu’yu lânetliyorlar. Bu genel destekle, cılız ve zayıf zannedilen mücahitler ordusuna yenilecektir İsrail ve destekçileri… Hak ve vicdan galip gelecek ve elbet zulüm payidar olmayacaktır.

İran ordusu örneğinde görüldüğü gibi mesele teknoloji, âlet edevat, donanım, teçhizat değil, mesele ruh!.. İman ve ebediyet şevki, Cennet arzusu… Bunları başka ne yaptırır? Güç, donanım, silâh, tank, top, atom vesaire değil önemli olan, önemli olan o tetiği çekecek veya düğmeye basacak parmak neyin emrinde ve o parmağın sahibi ne uğruna savaşıyor, ölümü göze alabiliyor mu? Hangi iman ve arzulara bağlı? Kaybeden onun için kaybedecek; iman, ruh ve aşk yok. Kazanan da şunun için kazanacak ki, aşk ve şevk var; ölüme, ebediyete, Cennette visale… Böyle bir iman ve dâvâ sahibi ölse ve savaşı kaybetse bile kazanıyor ve kazanacaklar. Yaşamışım ölmüşüm ne çıkar, gözüm ve arzum ötelerde, ölüm geçidinden sonrasında, ebedî âlemde diyen adamlar… Neden kazanacağımızın, Hamas mücahitlerinin de neden kazanacağının ruhu ve mânâsının örneği olarak:

"Bedir ve Uhud savaşlarına katılan Âmir, hicretin 4. yılında Necidliler’e gönderilen yetmiş kişilik irşat heyetinde yer aldı. Heyet Bi’rimaûne’ye geldiğinde tuzağa düşürüldü. Cebbâr b. Sülmâ’nın attığı mızrak, henüz kırk yaşında olan Âmir’in sırtından girip göğsünden çıktı. O anda Âmir, “Kazandım vallâhi!” diye haykırınca öldürdüğü insanın son nefesindeki bu sözüne bir manâ veremeyen Cebbâr, günlerce üzerinde düşündüğü bu olayın tesiriyle daha sonra Müslüman oldu." Böyleler ebediyeti kazanıyor, ebedî yurtlarını mamur ediyorlar. Bugünün Filistinli Mücahitleri de onlardan... Mısraın ifade ettiği gibi, ebet onların:

”Gün doğmuş, gün batmış ebet bizimdir.” (Necip FAZIL)

“İnanıyorsanız üstünsünüz.” (Âyet meali)

Sonunda ayakta kalacak ve kazanacak olan doğru iman ile hakikatin köleleridir.

Herkes boğulurken beniyle seyahatinde

Bir tek iman doğrulur yolun nihayetinde


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Ümitle... - Sayı 129
Bekir geldi... - Sayı 129
Türk binyılı... - Sayı 129
Zaman bendedir şuuru... - Sayı 129
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (130):
Yapay zeka ve dijitalizm

Son Eklenen Yorumlardan
 Senirkent facìasi ile ne alaka... EB

 Hep bel altı vurmuş... Mustafa Güneş

 şair hep aktifden örnek veriyor. Bu işi biliyor sanırım ... Adnan Ay

 çok duygulandım teşekkürler ... Esra Çay

 Bence çok güzel ama biraz dili agir... Yusuf Korkmaz


Bayramlar da insan ilişkilerinin koparılması için bir vesile haline getirildi. Yakında bayramlar da “bayram tatili”ne çıkarsa hiç şaşmayın!...
Kardelen-Gazete: Sayı 3, 1989
Güneş yeniden doğuyor
Adâlet lâzım
Kimseye sözüm var
Bu bayrağa basılmaz, basılamaz
Ümitle


Yavuz Sert - Kimlikten ideale Tür...
Ali Erdal - Bu bayrağa basılmaz,...
Kadir Bayrak - Türk kimliği
Necip Fazıl Kısakürek - Tamamlığın şartları
Ekrem Yılmaz - Zaman bendedir şuuru
Ekrem Yılmaz - Türk binyılı
Ekrem Yılmaz - Bekir geldi
Ekrem Yılmaz - Ümitle
Dergi Editörü - Bekliyoruz
Necdet Uçak - Bizim Yunus
Necdet Uçak - Ne beklediğim var ne...
Mustafa Büyükgüner - Türk marşı
Mustafa Büyükgüner - Şaşkınlar
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu
Kardelen Dergisi - Kardelenin 15 Temmuz...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Zaimoğlu - İnsan kalma savaşımı...
Mehmet Balcı - Güler misin ağlar mı...
Hasan Tülüceoğlu - Kırık yaz
Ahmet Çelebi - Sükût
İğneci - Gerçek büyükleri tan...
Halis Arlıoğlu - Geç kalan bir yazı
Halis Arlıoğlu - Aklıma takılanlar
Murat Yaramaz - Yakınma
Gözlemci - Hadislere bakış
Mahmut Topbaşlı - Türkiye yüzyılı
Mahmut Topbaşlı - Çözülen hayatımdır
Cahit Ay - Ateşe perde
Cahit Ay - Sû-i zan
Cahit Ay - Yattı ve yattı
Mevlüt Yavuz - Gökyüzüne kement vur...
Cemal Karsavan - Sığmam artık şiirler...
Yaşar Akyay - Güneş yeniden doğuyo...
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm yok
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm var
Saltuk Buğra Bıçak - Adâlet lâzım
Emre Kaymaz - İlim ve irfanla Türk...
Hasan Veli - Baba
Ayşe Çağlayan - Ben de yolcuyum
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 17671945
 Bugün : 120
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 875331
 Bugün : 53
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 798
 129. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim