|
Derdimize bak! Ne yiyelim ne yemeyelim, diyetisyenlere mi uyalım?.. Ekrem Yılmaz Sayı:
127 -
 Sağlıklı yaşamak gaye edilmeden bile haram ve helâle dikkat ederek Sünnete uygun beslenmek sağlıklı olmaya götürür insanı…
Onun için:
Allah’ın haram ettiği hiçbir şeyi yemeyelim. Ne mi yiyelim? Buna verilecek cevap çoktur. Çok şey söylenmiş, bildirilmiştir değişik kaynaklardan. Fakat burada da cevabın en başına şu konulmalıdır ki, yediğimiz her şey öncelikle helâl olsun. Helâl ile beslenen bir bünyeye sahip olmak maddî manevî her şeyin başıdır. Açılımı çok geniş ve ehlinin tavsiyelerinden öğreniyoruz. İmkân dahilinde birkaç madde sıralayalım yazımız içinde... Bunun yanında ne yiyip ne yememeliyizin cevabından sonra yeme içme usulü geliyor. Nasıl yemeliyiz ki sağlıklı olalım. Bu konuya da değinelim birkaç madde halinde…
Evvela, haramlardan haram olduğu için kaçınılacak. Elbette onların insan sağlığına ve ahlâkına olumsuz tesirleri vardır. Bunlardan haram olduğu için kaçınan, zararlarından da beri olur. Amma onlardan sadece zararlarından beri olmak için kaçınılmaz. İçki, alkol veya türevleri haramdır. Bunlardan beri olmak isteyen ve zararlarını bilip korunmak isteyen de bunlara uzak durur. Lâkin burada bir inceliği belirtmek yerinde olur. Bir Müslüman nasıl namazı bir eksersiz olarak değil de ibadet olduğu ve Allaha kulluk için emir olduğundan kılar ve yine de dolayısı ile hareketlerinden vücut faydalar sağlar ise, haram olan bir şeyi de emir olduğu için yemez ve böylece akabinde zararlarından uzaklaşılır. Yani ben içmiyorum ama, haram olduğu için değil, zararlı olduğu için içmiyorum derse, bu bir Müslüman için çok tehlikeli ve imânî bir mesele olur. Müslümanda ölçü her daim emir ve ibadet olduğu için yapılmak ve haram olduğu için kaçınılmak esastır. Emir ve yasakların faydası onu işleyene zaten ulaşacaktır.
Şimdi gelelim yenecek şeylere ve yeme içmedeki usullere:
Evvelâ yemeye Besmele ile başlanmalı… Helâlinden yerken usûl bu, yoksa haram edilmiş bir şeyi yerken çekilen Besmele Allah muhafaza dinden çıkarır. Ve mümkün ise tuzla başlanmalı ve değilse içinde tuz bulunanlar düşünülerek ve o niyet edilerek olmalı. Her bir emrin niçinini araştırmaya gerek yok, fakat şunu söyleyip geçelim ki her yapılması tavsiye edilen şeyin illâ hikmetini araştırmaya gerek olmadığını vurgulamış olalım. Yani yine Sünnet diye yapılacak, muhakkak faydası vardır ama işleyen hikmetini bilmek zorunda olmayacak. Tuzla başlamanın ve bitirmenin vücuda ve sindirime o kadar faydası var ki, tuzun salgılanmasına vesile olduğu enzimlerin faydalarını teknik olarak diyetisyenlere ve tıp ehline bırakıyoruz. Normalde hep sağ elle yenecek, ancak karpuz ve kavun ile ekmek yendiği zaman karpuz sağ elle, ekmek sol elle yenecek. Yine şimdilik sebebi ve hikmetini bilmiyoruz, ama Sünnet bu… Süt, hurma, et, mevsiminde yetişen meyve ve sebzeler tavsiye edilmiş. Sirkenin sofrada bulunması, ne güzel bir katık olduğu bildirilmiş. Helâl olan her şeyin genel olarak kararınca tüketilmesinde bir mahsurun olmadığı apaçık ortada… Ve doyunca hamdedilecek.
Haram olan, bozulmuş, kokmuş, kurtlanmış yiyeceklerden de uzak durulacak. Yiyecek ve içecek hususunda ilmihal kitaplarımızda şu belirtiliyor: Haramlar belli, haram olarak sayılmayanlar da usûl olarak helâldir. Yani şu helâl, şu helâl diye sayılmamış; haramlar sayılınca dışında kalanlar helâl olan çerçevedir, denmiştir.
Yeme ve içmede usule gelecek olursak: Acıkmadan yemeye oturulmayacak, doymadan kalkılacak. Hele doyduktan sonra yemeye devam etmek helâl rızkı da şüpheliye çevirir. Tabağın önünden yenilecek, ortasından yenmeyecek. Yemek sağ elle yenilecek. Ayakta yiyip içilmeyecek. Suyun bazen de ayakta içilebilecek durumların olduğu bildirilmiştir Sünnette… Su üç yudumda, emilerek içilecek ve suya üflenmeyecek. Çeşme kurnesine ağız dayanıp abanılmayacak. Yani bir tas veya avuç kullanılarak içilecek. Lokmalar iyice çiğnenecek. Sıcak yemekler ağız yakacak haldeyken yenmeyecek. Allah Resulü böyle bir durumda: “Ateş yemekle emrolunmadım” buyurmuştur. Midenin üçte biri yemeğe, üçte biri suya ve kalan üçte biri nefes için boş bırakılacak. İki öğün yenilecek. Oruçta zaten öğün iki oluyor. Oruç tutmazken de uygun olan iki öğündür. Bunu bugün diyetisyenler ilim ve tecrübe ile vardıkları netice olarak tavsiye ediyorlar. Sünnete uygun olarak beslenen birinin ayrıca şu veya bu diyete ihtiyacı kalmaz. Oburluk zaten hoş karşılanmaz, neticesinde diyete gerek duyulmaz. İki öğüne uyan, acıkmadan yemeyen ve yediğinde doymadan kalkanda kilo sorunu mu olur, herhangi bir rahatsızlık ve hastalık mı isabet eder?
Bir de üç yerde başın örtülmesi tavsiye edilmiştir: 1. Namazda… 2. Hacet görürken, helâda… 3. Yemek yerken. Neden? Bilmiyoruz. Fakat araştıranların bunların da hikmetini bulacağına inanıyoruz.
Sebep arama işine Asrı Saadetten bir misâl getirelim: Biliyorsunuz Roma Kayzeri Peygamberimize hediye olarak hizmet etmesi için bir tabip gönderiyor. Medine’de çok güzel ağırlanıyor. Misafir ediliyor. Günler haftalar aylar geçiyor ne gelen var ne giden. Yıl geçiyor. Tabip ben hastayım bana bir çare diyen kimse ile karşılaşmayınca Allah Resûlüne durumu arz ediyor:
−Ey Allah’ın Resulü ümmetin hasta mı olmuyor, yoksa bana mı güvenmiyorlar da o yüzden mi gelmiyorlar?
Allah’ın Resulü:
−Size güvensizlikten değil ey tabip. Benim ümmetim hasta olmaz, zira acıkmadan yemez, yediğinde de doymadan kalkar.
İşte sır bu: Emir ve tavsiyelere riayet etmek. Bu kural, ağyarını mâni, efradını camidir. Yani zararlıya set çektirir, faydalıyı cemeder, toplar. Ruh ile ilgili bir kitap okumuştum. Ruh sağlığı ile ilgili… Psikiyatri ile ilgili birçok sunum vardı kitapta… Ruhla ilgili birçok konu tahlil ediliyor. Hastalıklardan bahsediliyor vs. Bir yerinde diyor ki, mutluluk gaye edildiğinde ulaşılamaz. Bir ufuk gibi hep öteye kaçar. Gölge gibi yakalanmaz. Fakat hayatın gerilimine dayanan, sabreden, gerektiği yerde gereğine uygun davranışı sergileyen mutlu olur. Demek isteniyor ki, başa gelene rıza gösteren bu dünyada mutlu olur. Başa gelene sabreden, haline rıza gösterebilir. Burada da ille de sağlıklı olacağım, fit kalacağım, hasta olmayacağım diye uğraş vermek yerine, Yaratılmışların En Hayırlısı Gaye İnsan-Ufuk Peygamber nasıl yaşamış, neler tavsiye etmiş deyip ona göre beslenir ve yaşarsak biz de hiç gaye bile edinmeden sağlıklı bir bünyeye; beden ve ruha sahip olur dünyada rahat ederiz, dolayısı ile de hem dünya ve hem ahiret işlerimizi kolay ve rahatlıkla işleriz.
Allah dostlarından çoğu “yokluk ekmeğini” yemeği tercih etmişler. Mevlâna gibi, İbrahim Ethem gibi, Yunus gibi… Ve bu ekmeğin hiç tükenmediğini de eklemişler. Mevlâna hazretleri mutfağından kokular geldiği zaman, evimiz firavun evine döndü derken, yiyeceğimiz bir şey kalmadı, diye ihtar işittiğinde de şükür Peygamber evine benzedik, dermiş.
Velhasıl temiz “rızıkların helâlinden yiyip içmek ve israf etmemek”le emrolunduk.
İnsan olarak gayemiz ne ki, af ve afiyet dilenmekten başka: “Bizim hayatımız ve ölümümüzle bütün ibadetlerimiz âlemlerin Rabbi Allah içindir.”
Sünnet yaşanmaya değer hayatın şifresidir. Murada ermek için: Şifreler de önümüze serilmiş, insanlığı mutluluğa çağırmakta:“Anneler, babalar çocuklar gelin!”
Davet bütün insanlığa:
“Yığınlar gelin!”
|