|
Kardelenden haberler Kardelen Dergisi Sayı:
128 -
 “AÇ KAPIYI HABER VAR”
35 yıl 128 sayıdır “fikrin değerini bilenleri” arayan ve çeyrek asrı aşıp yarım asra uzanan bu zaman dilimi içinde sadece “fikrin değerini bilenlere” hitap eden Kardelen Dergisinin yazarları olarak Üstad Necip Fazıl Kısakürek ile ilgili bir program plânlıyoruz.
1991 yılında Bilecik Anadolu Lisesinde okul duvar gazetesi olarak yayın hayatına başlayan Kardelen Dergisi, emsali dergiler arasında en uzun soluklu olanlardan. Her üç ayda bir icra ettiği yazarlar toplantısında en son 50. toplantısını yaptı. Haftalık kitap okuma programlarının sayısı 300’e yaklaştı.
35 yıl önce kaleme aldığımız “Çıkış Beyannamemiz”de “Bizimkinden daha geniş dergi mezarlığı bileniniz var mı?” diye sormuş ve daha o günden dergi mezarlığının bir üyesi olmama azmini ortaya koymuştuk. İbadetin az bile olsa devamlı olanına inancımız sayesinde bugünlere ulaştık. Hamd ediyoruz…
İcra etmeyi planladığımız programda; 20. yüzyılda tohumları ekilen ve takip edecek asırlarda boy verip yeşerecek fikir hayatımıza yön veren, rota çizen Üstad Necip Fazıl’ın ne kadar büyük bir şair, dâvâ ve fikir adamı, sanatkâr olduğunu süslü, uzun cümlelerle anlatmaktan ziyade Onun şairliğini, fikir ve ruh dünyasını kendi kaleminden süzülen eserleri ile hissettirmeyi arzu ediyoruz. Şekerin ne kadar tatlı, güzel bir besin olduğunu dakikalarca anlatmaktansa şeker ikram etmeyi tercih ettik.
Bu sebeple icra edeceğimiz programa isim düşünürken “Beklenen Mütefekkir”, “Beklenen Sanatkâr” gibi onu tanımayan üzerinde bir etki meydana getirmeyecek, “Durun Kalabalıklar” gibi dâvâsının uzağındaki insan için bir mânâ ifade etmeyecek sıfat ve tamlamalar yerine “Aç kapıyı haber var” gibi daha kuşatıcı ve tanışmanın ilk adımı bir ifadeyi uygun gördük.
Programın ilk kısmında konuşmacılar sunumlarını arz edecekler.
Konuşmacılar:
Mahmut BIYIKLI – Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi Başkanı – Millî Eğitim Bakan Danışmanı
Prof Dr Mesut BAŞAK – Dâhiliye uzmanı
Muzaffer DOĞAN –Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi Başkan Yardımcısı, İstanbul Bahçelievler Belediyesi kurucu Başkanı, gazeteci, yazar.
Ali ERDAL – Kardelen Dergisi sahibi, emekli Edebiyat öğretmeni, yazar
Programın ikinci bölümünü, dergi yazarlarımızın ve okuyucularımızın katılımını mümkün kılacak şekilde icra etmeye gayret edeceğiz. Bu bölümde Üstadın eserleri özellikle de şiirleri slayt gösterileri eşliğinde seslendirilecek.
Kardelen yazar ve okuyucularının programda vazife alma talepleri memnuniyetle değerlendirilecektir.
06 Haziran 2026 Cumartesi günü saat 14.00-17.00 saatleri arasında Bilecik Ticaret ve Sanayi Odası salonunda düzenlemeyi planladığımız programa bütün okuyucularımızı davet ediyoruz.
49. TOPLANTI
Kardelen Dergisi yazarlar toplantısının 49.su, 24 Ocak 2026 tarihinde gerçekleştirildi.
Toplantı, oturum başkanı Yavuz Sert’in selâmlama konuşmasının ardından Ali Erdal’ın "savunma" kavramı üzerine odaklanan ufuk açıcı konuşmasıyla başladı. Allah’ın kâinattaki her varlığa bahşettiği mucizevî savunma mekanizmalarına değinen Erdal; ideolojilerin ve muharref dinlerin kurmaya çalıştığı savunma sistemlerinin iflas ettiğini, İslâm’ın ise kendi hakikatiyle her türlü savunmaya ihtiyaç duymaksızın dimdik ayakta durduğunu vurguladı. Erdal, İslâm’ın bugün dünya gündeminin birinci maddesi olduğunu ifade ederek, müslüman fikir adamlarının bu hakikate uygun eserler vermesi gerektiğini belirtti.
Toplantının ana gündem maddelerinden birini, hazırlıkları devam eden ve "Beslenme" konusunu ele alan 127. sayının mizanpaj ve kapak değerlendirmeleri oluşturdu.
Ali Erdal, önümüzdeki Mayıs ayı içerisinde Üstad Necip Fazıl Kısakürek için alışılmışın dışında, "lezzet tattıran" ve orijinal bir program yapılması teklifinde bulundu. Şiirlerin sadece okunmadığı, âdetâ yaşandığı ve canlandırıldığı bir sahne düzeni hayal ettiklerini belirten Erdal, yayın heyetini bu konuda özgün fikirler geliştirmeye davet etti.
Toplantı, bir sonraki toplantının yeri ve tarihi belirlenerek sonlandırıldı.
YANGINDAN ARTAKALANLAR YAYINLANDI
Şairimiz Ahmet Değirmenci’nin ilk kitabı “Yangından Artakalanlar” yayınlandı. Kitap, şairimizin başta Kardelen olmak üzere çeşitli mecra ve dergilerde yayınlanmış “dâvâ şiirleri”nden müteşekkil. Ayrıca kitabın son kısmında “Yazılmamış Destanlar Serisi” başlığı altında şiir tadında nesirlere de yer verilmiş. Eserin önsözünü, şairin talebi üzerine Ali ERDAL yazdı. Kalemşör yayınlarından çıkan esere internet üzerinden satış yapan sitelerden ulaşılabilir.
Nice eserlere duasıyle tebrikler...
AKYAY’dan 4. Kitap
Yazarımız ve Uşak temsilcimiz Yaşar Akyay’ın yeni kitabı “Yüreğimizi Isıtacak Öyküler”, Vova Yayınevi’nden çıktı. Öykü türündeki kitap yazarın dördüncü kitabı oldu. Yazarımızı tebrik ediyor, okuyanının bol olmasını diliyoruz.
FİLİM OLUYOR
Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in Türk fikir hayatında derin izler bırakan ve 87 yıldır tiyatrolarda kapalı gişe olarak defalarca sahnelenen eseri Bir Adam Yaratmak, film haline geldi. Yönetmenliğini Murat Çeri’nin yaptığı filmin oyuncuları arasında Engin Altan Düzyatan, Deniz Barut, Serpil Tamur ve Altan Erkekli de bulunuyor. Merakla beklenen filmin galası 15 Nisan günü Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleştirildi. “Bir Adam Yaratmak” filmi 1 Mayıs itibariyle tüm Türkiye’de vizyonda.
49. Toplantıda Ali ERDAL’ın konuşması
İsimlerinden biri “El Hafız” olan, yani “kâinatta zerre kadar bir şey bile gözetiminden uzak olmayan ve tabiatı dengede tutan” Allah’a hamd, Habibi’ne salât ve selâm, büyüklere tâzim ve hürmet….
Gönüldaşlar, bugün dünyanın en mühim meselesi savunma… Üzerinde biraz tefekkür edelim…
Allah, her yarattığına bir savunma mekanizması vermiş.
Sayılamayacak çeşitlilikte ve her biri ayrı ayrı birer harika…
Görme üstünlüğüne, işitme üstünlüğüne dayanan… Başkalarından hızlı hareket ve hamle kabiliyetine… İri olmaya, hattâ minik olmaya… Mürekkep püskürtme, koku yayma, zehirleme, iğneleme, hızlı koşma, şaşırtma, yanıltma, gizlenme, heybetli görünme… Her biri ibretle incelemeye ve örnek almaya, insan için eşyaya hâkim olmakta faydalanmaya değer savunma mekanizmaları. Her biri birer mucize…
Her mahlûka ne lâzımsa onun verilmesi; mahlûkun, verilecek olana göre ve tabiat şartlarına göre yaratılması… Yaratılışın, yaratıcılığın harikaları… Nasıl kullanılacağını doğuştan bilme nimeti de ayrı bir mucize… Doğar doğmaz, bir eğitim almadan bilmek ve uzman olarak kullanmak da keza… İlk yaratılıştan beri kullanılması da ve kıyamete kadar kullanılacak olması da ayrı birer mucize.
Ve… Mucizelerin mucizesi olarak, bu savunma mekanizmaların kullanılması ile hayatın, tabiatın, nimetlerin ve daha aklımıza gelmeyecek nicelerinin dengelenmesi… Meselâ yılanların haddinden fazla ürediğini, kuş veya arı neslinin tükendiğini düşünün. Bir zaman Çin’de tarlaya saçılan tohumları yiyor diye kuşları öldürmüşler, o sene buğday başakları “sovak” yani içi boş olmuş.
Peki insanın… Savunmasız aciz bir et parçası olarak dünyaya gelen insanın korunma mekanizması ne… Evet, üzerinde tefekkür etmeliyiz, ama şimdi meselemiz insanın değil icat ettiklerinin savunma sistemleri…
Bir neticeye ulaşmamız için birkaç icadının üzerinde duralım…
Meselâ başta Budizm, doğu inanışları… Kendilerini cemiyete nasıl sunarlar ve kendilerini nasıl kabul ettirip, hayatlarını idame ettirirler. Şöyle… Derin bir esrar perdesi arkasında kendilerini meraklandırarak. Sanki yaratılışın bütün sırlarını biliyorlar ve bunu lâyık gördüklerine ihsan edebilirler. Bunu Kardelen’in ilk yıllarında Özgür, “sır olduğunu bile sır olarak saklayan” diye ifade etmişti. İnsanlara şunu söylemeden hissettiriyorlar veya hissettirmek istiyorlar: Senin bana gelmen beni yüceltmez, sen kazanırsın. Bugün hâlâ, insana bir şeyi yutturmak istiyorlarsa, meselâ bir ilâcı “uzak doğudan öğrendim, Çin’den, Hint’ten öğrendim” ifadeleri tesirli oluyor. Bu sihre aldanıp, fikrin değerini bilenlerin içinden değil ama Batı’nın popüler tiplerinden Budizm’e heves edenler olmakta.
Kapitalizm… Varlığını, nefsin her istediğine ulaşmayı hak, hattâ gelişmenin şartı saymaya borçlu. Haram kavramı yok. Başarı için her yol mubah. Dünya cenneti vaadiyle yığınları, bir avuç Yahudi zenginin petengi altında tutuyor. Ferdi ve cemiyeti, kötülükler sarmalında ezdiriyor…
Hak dini tahrif edenler, Hristiyanlık dedikleri muharref dini kabul ettirmek için şunu düşündüler. Kudretli bir ruhban sınıfı ve güçlü, yetkili, zengin kilise… Böylece dünya avuçlarının içinde olacaktı. Krallar, Tanrı’yı temsil iddiasındaki Papa’nın huzuruna yalınayak getirtildi. Gerçek, düşünen adama bile inkâr ettirildi. İstemediğini aforoz etme, cennetten arsa satma ve sair yetkilerle donanmış bir güç. Karşı çıkılamaz, itiraz edilemez kudret… Bütün krallar Papa’nın kolordu komutanı. Bu muhteşem kudret, kısa süre sonra dünyaya hâkim olur.
Bugün, dünyanın küçük bir köy gibi herkesin birbirinden haberdar olduğu; dünyanın yaratıldığı binlerce yıldan sonra, eşyaya oyuncak gibi hâkim olunduğu; uzayda birdirbir oynandığı bugün şöyle bir bakınca ne görüyoruz… Allah’ın yarattıklarına verdiği korunma mekanizmaları ile kulun icat ettiği savunma sistemlerinin farkını görüyoruz, Allah’ın verdikleri ile mahlûkat neslini devam ettirip geldi. İlk yaratılıştan bugüne kadar tek arıza, aksama olmadan…
Kullarınkiler ne oldu?
Budizm’e bakalım… İnsanlar merak saikasıyla akın akın aktı mı?
Bilakis Budist mâbetlerinin, rahiplerinin, Buda heykellerinin hiçbir güce, hiçbir sırra sahip olmadığı artık görülüyor. Heybetli putları ve mâbetleri turistik ziyaret yerleri olmaktan başka bir işe yaramıyor. 2500 yıldır, değil bir sır söylemek, bir ürperti bile hissettirmediği konu mankeni rahipleri tarafından bile kabul ediliyor.
Muharref din ne hale geldi? Ruhbanlığın gücü ve haçlı seferleri dünyaya hâkim olmayı sağladı mı?
Bilakis… Kiliseler, o kadar mâbet olmaktan çıktı ki haftada bir gün için bile kiliseye gidenler gün gün azaldı. Ve kiliseler bir eşya gibi teker teker satılıyor. Papazlar, rahibeler; öyle veya böyle, ne yaparsın bir dine ihtiyaç var, onsuz olmuyor tesellisinin aksesuarları oldu. Tiyatronun baş aktörü papa bile artık batıl tekerlemeyi, “Baba, Oğul ve Kutsal Ruh” bâtılını söyleyemez oldu.
Dünyanın başına Amerika gibi bir belâ musallat eden Kapitalizme gelince…
Küçük menfaatlerin, roman ve dizi malzemesi çarpışması kapışmaları halinde başlayan Kapitalizm; yarım yüzyılda insanlığı, “filler tepişirken çimenler ezilir” haline getirdi. Her iradenin üstündeki Gerçek İrade kurtarmayacaksa insanlığın, birbirini ateşte yakması uzak olmasa gerektir. Bir güç, nefsinin esiri insanı disiplin altına alabilirse o zaman kapitalizmden kurtulunur. O güç İslâm’dan başkası değildir.
Bir Bilecik türküsü diyor ki:
“Alt(ı) aydır mektup gelmez,
Ne ölüdür, ne sağdır”
Sağ dese haber yok, ölü dese gönlü razı değil…
Sanki bugünkü İslâm âlemini ifade ediyor. Var dese bir tesiri görülmüyor, yok dese gönlü razı değil.
Ya İslâm?.. Müslümanlar değil İslâm…
Peygamberlerini… Ateşten koruyan, balığın karnında yaşatan, üflenince kopuverecek örümcek ağı ve çarpınca kırılıverecek yumurta ile muhafaza eden, kâfirlerin gözlerini, basiretlerini bağlayan Allah; ilk insan ve Peygambere bir “TEZ” verdi… Çürütülemeyecek, karşına tez ikame edilemeyecek bir tez: “Allah birdir, peygamberler, O’nun kulu ve elçisidir”… Tezi hep ayakta, bugüne kadar geçerli, ebedî geçerli… Kitabı, buyurduğu gibi mahfuz. Allah buyuruyor: “Onlar ağızlarıyla Allah'ın nûrunu söndürmek istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nûrunu tamamlayacaktır.” Saff Sûresi 8. Âyet İslâm’ın, diğerleri için söylediğimiz gibi korunma mekanizmasına ihtiyacı yok…
İslâm, en küçük zerresinden bile vazgeçilemeyecek bir “bütün”. En küçük, en basit, en kolay yok edilir görünen ve görülen bir prensibine saldıranın, “Ya hep ya hiç!” seçimi çıkar karşına… Ki en küçüğüne gücü yetmeyenin büyüğüne hiç yetmez. İdeolojiler iflâs etti. Sıra Kapitalizm’de…
İslâm’ı cemiyet meydanından kazımak isteyen ondan üstün bir iman manzumesi, hayat anlayışı ve dünya görüşü getirmek zorundadır; ki muhaldir!
İslâm’ın İcma-ı ümmet kavramı var… Müçtehit âlimlerin şahsında ümmetin ittifakı… Konsensüs… Bunun gibi bugün insanlık bir konuda konsensüs halinde. İcmâ-ı insanlık diyelim… İnsanlık icmâı… Konsensüsü… İnsanlık bugün İslâm’ı incelemek, dikkate almak, anlamak gerektiği hususunda ittifak halindedir. Dost da düşman da… “Dünya gündeminin birinci maddesi İslâm”. Müslüman’ın dünya sahnesinde hiçbir tesiri olmamasına karşılık veya olmamasına rağmen veya olmadığı halde “İslâm dünya gündeminin birinci maddesi”… İslâm, bütün insanlık nazarında ilgilenilmeyecek, umursanmayacak, küçümsenecek bir kavram değildir. Tam tersinden bir misal… Budizm, Hristiyanlık öğrenilmeye değmeyecek, dikkate alınmayacak inanışlardır.
İslâm gündem olunca da ondan başkasının hâkim olmasının imkânı yoktur. İslâm gündem olunca inanmamanın da imkânı yoktur. Dünya oraya doğru gidiyor.
Demin bahsettiğimiz âyetteki “ağızlarıyla Allah'ın nûrunu söndürmek” ifadesinde “ağızlarıyla”dan maksadın “kötü, yanlış sözler ve iftiralar” olduğu belirtilmekte. Yani İslâm’a kötü söz, yalan ve iftiralarla karşı çıkacaklar. Çünkü İslâm’a bir tez olarak karşı çıkmanın imkânı yoktur. Ama Allah nurunu tamlayacak. Yani doğruyu, iyiyi, güzeli söyleyen, tefekkür eden fikirler geçerli olacak. Konjonktüre hâkim olacak.
Müslüman, hele düşünen adam, kendisini buna göre yetiştirmeli, buna göre eser vermeli, buna göre bir fikir timinde yer almalı.
Kardelen bu düşünen adamlara su taşıyan karıncadır.
Arz ederim.
|