Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 35 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     4 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Dün sadaka taşı, bugün mihenk taşı
Ali Erdal

  Sayı: 128 -

1970’li yıllarda Kütahya’da öğretmenlik yaptığım sırada, bir tarih dergisinden öğrendim ilk defa SADAKA TAŞI’nı… Prof. Dr. Süheyl Ünver’in bir yazısından... Hoca, sadaka taşının ne olduğunu anlatmış; çeşitli yerlerden birkaç tanesinin de resmini neşretmiş…

Boyu 1 - 2 m., çapı 30 cm civarında bir taş... Çoğunlukla yuvarlak... Üstünde küçük bir oyuk... Bu oyuğa imkânı olanlar sadakalarını koyuyor, muhtaç olanlar da ihtiyacı kadar alıyor. Yardım eden ve yardım alan birbirini görmüyor, bilmiyor, tanımıyor. Daha mühimi, kamuoyu kimin sadaka verdiğini, kimin aldığını bilmiyor. Sanki kimse sadaka vermiyor ve kimse sadaka almıyor. Zaten tenha bir köşede... Kim görecek geleni gideni... Görse bile sadaka vermek için mi, almak için mi anlaşılamaz. Cemiyetin sağlamlığına bakın, muhtaç olmayan almıyor, alan da ihtiyacı kadar alıyor.

Daha sonra köyüme geldiğimde (Bilecik Kurtköy) Yukarı Cami önünde bu taşın bir benzerini gördüm. Kimse ne işe yaradığını bilmiyor. Köyün tenha bir köşesinde bulmuşlar ve getirip cami avlusuna dikmişler. Kimsede ona ait hatıra ve bilgi yok. Ama bu taşta bir şey olduğu hissedilmiş… Getirip cami önüne dikmişler. Daha sonra iki tane daha bulundu... Bir köyde üç tane...

Kilitli kasaların soyulduğu, ince kapkaç becerilerinin arttığı, her gün yeni bir hırsızlık kurnazlığının, hokkabazlığının ve hilesinin ortaya çıktığı; şirketlerin, bankaların, devlet kasasının hortumlandığı bir devirde; reklâmı olmayacaksa zırnık verilmeyen bir devirde kolayca ulaşılacak bir yere para konması ve oradan da sadece muhtaç olanın ihtiyacı kadarını alması, kolay anlaşılacak bir şey değil…

Sadaka taşını Bilecik Anadolu Lisesi’ndeki öğrencilerime anlatmıştım... Çok etkilenmişler. Okuldan mezun olunca bir grup arkadaş, ona benzer bir yardımlaşma sistemi düşünmüşler aralarında... Grup halinde Bilecik’te bir bankaya gitmişler. Demişler, biz ortak bir hesap açacağız. Bu hesaba imkânı olanlarımız para yatıracak, muhtaç olanımız da buradan istediği kadar çekecek. Hesap tek, kimse kimsenin ne kadar yatırdığını ve çektiğini bilmeyecek… Kimin yatırdığı ve kimin çektiği de bilinmeyecek… Bir kişi kendi hesabına para yatırıyor ve alıyor gibi… Banka müdürü gülmüş bunlara… Hattâ alay etmiş. Çok üzülmüşler ve kızmışlar. Öyle ki, adamı dövmeye bile kalkışmışlar. Neyse ki, düşüncelerini uygulamamışlar. Dedim ya, bu devirde sadaka taşını anlamak bile kolay değil. “Bir elin verdiğini öbürünün bilmeme” asaleti kaybolmuş bir kere...

Kırlarda, yaya bir saat kadar mesafede bu taşın bir benzeri bulunmuş. Taş kırılmış. Kırıklar, alnından vurulmuş şehit gibi, yan yana toprağa serilmiş. Demek kırlarda bile sadaka taşı varmış.

Prof. Ahmet Akgündüz, Bilecik’te dekan olduğu sırada bir konferans vermişti. Sadaka taşından da bahsetti. Bilecik’te 3 tane olduğunu söyledi. 3 tanesi her nasılsa görülmüş. Araştırılıp bulunmuş değil.

Nüfus sayımı sebebiyle Bilecik’in Okluca köyünde de iki tane görmüştüm. Aynı bizim köydeki gibiydi. İnternete girdim bir de ne göreyim, Orta Asya’dan Balkanlar’a kadar insanlığın en kalabalık olduğu coğrafyada sadaka taşı var.

Özel bir araştırma yapmadan bu bilgileri elde ettim. Hem de kolayca... Demek o kadar yaygın. Belli ki, belli bir bölgeye ait değil. Bir imana ait... Osmanlı’nın hâkim olduğu her yerde mevcut. Sadaka taşını, “Bir elin verdiğini öbürü bilmemeli” emri (ve bu minval üzere olanlar) yonttu ve dikti…

Sadaka taşını icat eden ve yüzyıllarca kullanan bir millet ona bugün, uzaydan gelmiş bir madde kadar yabancı. Kimse bilmediği gibi, ben dedemden dinledim, bu taş şu işe yarıyormuş gibi bir duyumu olan bile yok. Ama Türkmenistan’da halâ yaşadığını gören var... Millî Gazete’de neşredilen bir yazıdan öğrendim: “Aşkabat yakınlarındaki Göktepe şehitliğinde bulunan Kurbanmurat Türbesi’nin yanında bir de Sarıca Sofi’nin kabri vardı. Kabrin baş ucunda bir kadın sabahın erken saatlerinde oturmuş Kur’ân-ı Kerim okuyordu. Kabrin yanında yuvarlak küçük bir taş, taşın altında kağıt ve madenî paralar gördük. GAP inşaatın şoförlerinden mihmandarımız Çağrı beye sorduk. Bize verdiği cevap çok enterasandı: ‘Burada yatan muhterem zat, sizde Yunus Emre ne ise bizde Sarıca Sofi odur. Ahmet Yesevî hazretlerinin talebesi olduğuna rivayetler vardır. Derviş ve ozandır. Birçok kimseye zor zamanında yardım ettiği rivayet edilir. Yani o bir gönül sultanımızdır. Kabrin yanındaki küçük taşa sadaka taşı deriz. Ziyaretçiler, gönlünden geçen miktarda parayı taşın altına koyarlar. İhtiyacı olan da gelir o parayı alır’ Sarıca Sofî’nin ve bütün erenlerin ruhuna Fatiha okuyarak oradan ayrıldık.” (Selâmi Çalışkan / Necmettin Çakmak; Millî Gazete, 23.04.2005).

Cemiyetimiz nereden nereye gelmiş... Şu hale bakın... Soygun, gasp, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtekârlık haberlerini dinledikçe sadaka taşı aklıma geliyor. Şu yüksek medeniyete bakın... Asıl hayran olunması gereken, sadaka taşını icat eden cemiyetten çok, onu yoğuran ruhtur. Bu sebeple, madem bir kere olabilmiştir, bir kere daha öyle bir cemiyet meydana getirilebilir...

Sadaka taşlarının hizmeti bitmiş değil...

Sadaka taşlarının hizmeti bitmiş değil... Bugün yeni bir vazife daha yapıyor... Dün merhametin, şefkatin, inceliğin, zarafetin timsali idi, bugün de, cemiyetin dünle bugününü anlamada, sadece ahlâk bakımından değil, ekonomik yönden de mihenk taşı… Krizleri önlemede bugünkü tedbirlerin aczini gösteren bir mihenk taşı… Daha mühimi... Kendi insanî değerlerinin idrakinde olmadığı için başka “kriterler” peşinde koşanların abesini ve gülünçlüğünü ve deva sanılan “kriterlerin” hiçliğini de gösteren bir mihenk taşı…

Mihenk taşı; çakmak taşı cinsinden siyah bir taş; altın veya gümüş üzerine sürülünce, bıraktığı çizgilerden bu madenlerin saflık dereceleri anlaşılıyor. Yani mihenk taşı, herhangi bir şeyin saflığını test ediyor. Sadaka taşı da dünkü cemiyet meydanındaki güvenlik seviyesinin somut bir delili olarak, bugünkü “kamusal alanda” maruz kalınan tehlikeleri daha iyi anlama imkânı veriyor. Gül gibi huzurlu bir hayat mümkünken, sokaklarda ürkek bir tavşan olmaya mahkûm edildiğimizi öğreten, dünle bugünün itirazı mümkün olmayan netlikte “somut” olarak gösteren bir mihenk taşı...

Sadaka taşı hakkında benim gördüğüm en eski yazı 1967 tarihli. Bundan önce dikkati çeken olmadığını kabul etsek bile aşağı yukarı 40 yıldır gözler önünde. Yeraltından çıkardığı fındık kadar taşları bile müzeye koyan zihniyet, sadaka taşına “Fransız” kalmış. Bizdeki her tarihî eseri dışarıya kaçıranlar da öyle... Çünkü o, alelade bir taş değil. Görenler, diğer tarihî eserlerde olduğu gibi demek eskiden böyle bir taş da varmış deyip geçemeyecek. Her an, “lisan-ı hal” ile konuşacak ve onları tedirgin edecek olan bir “kürsüyü” nasıl koysunlar müzeye? Sömürgeci Batı hele, hiç koyamaz. Eşkıya ininde sadaka taşı, olacak şey mi? O, miadı dolmuş bir taş değil, vazife başında olan bir mihenk taşı...

Batılı, kendisinde olmayan bu değere karşı sessiz kalabilir, onu görmezden gelebilir. Ama hiçbir cemiyet, kendi değerlerini inkâr ederek, yok farzederek bir yere gelemez. Böyleleri kimseden de saygı göremez; herkes tarafından küçümsenir. Kendisi bile kendisine saygı gösteremez.

Sadaka taşı, “bir elin verdiğini öbürü görmemeli” buyuran Kâinat Efendisi’nin, asırları aşan mucizesi... Emrin uygulanabilirliğini, bütün cemiyeti sara bilirliğini gösteren bir mucize... Onun için mihenk taşı... Türk milletine, onu icat etmek ve asırlarca kullanmak şerefi yeter!.. Bir şeref varsa vebali de vardır. Başımızı taşlara vurmadan, sadaka taşından ders alalım. (Kardelen, Sayı: 53 - Temmuz / Eylül 2006)

O zaman enflasyon dahil, bütün meseleler hallolacak.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Ne zamandan beri... - Sayı 128
Dün sadaka taşı, bugün mi... - Sayı 128
Sağlık sisteminin şifresi... - Sayı 127
Nereye kadar?... - Sayı 126
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (128):
Helâl ekonomi, İslâm'da ekonomi...

Son Eklenen Yorumlardan
 Senirkent facìasi ile ne alaka... EB

 Hep bel altı vurmuş... Mustafa Güneş

 şair hep aktifden örnek veriyor. Bu işi biliyor sanırım ... Adnan Ay

 çok duygulandım teşekkürler ... Esra Çay

 Bence çok güzel ama biraz dili agir... Yusuf Korkmaz


Nüfuz plânlaması diye bir şey tutturmuş gidiyorlar.
Ülkedeki kazalar, ihmaller ve terör sebebiyle ölenler hiç hesaba katılmıyor.
İnsanımızda bu ibret almamak, hükümetlerimizde bu beceriksizlik olduğu sürece bırakın planlamayı, nüfusu teşvik etmeleri gerekmez mi?
Yoksa bunca ölüme karşı bu tedbirsizlik, nüfuz planlamacılarının işi mi?
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Röportaj
Dün sadaka taşı, bugün mihenk taşı
Beyaz güvercin
Gençliğe Hitabeden
Oluklar çift


Yavuz Sert - Röportaj
Ali Erdal - Dün sadaka taşı, bug...
Ali Erdal - Ne zamandan beri
Kadir Bayrak - Helâl lokma
Necip Fazıl Kısakürek - Gençliğe Hitabeden
Bedran Yoldaş - Beyaz güvercin
Ekrem Yılmaz - Güzel ahlâk ekonomis...
Ekrem Yılmaz - Dile gel
Dergi Editörü - Oluklar çift
Site Editörü - Takvadan bekâya helâ...
Necdet Uçak - Bu çocuklar hepimizi...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Kardelen Dergisi - Acıyorum
Kardelen Dergisi - İktibas
Kardelen Dergisi - Bu kimdir
M. Nihat Malkoç - Ekrandan akrana yahu...
M. Nihat Malkoç - Ana demek, mana deme...
Hızır İrfan Önder - Susmak bazen daha iy...
Zaimoğlu - Usûl akademisi
Zaimoğlu - İslâmda kazanç ve ge...
Zaimoğlu - Dünya ehlinin hali
Ayhan Aslan - Bileşke
Mehmet Balcı - Olalım
Mehmet Balcı - Çağdaşlık
Halis Arlıoğlu - Sebep olan işleyen g...
Halis Arlıoğlu - Çocukluk mevsimi
Ahmet Değirmenci - Olmadı
Erdem Özçelik - Sonsuzluk
Remzi Kokargül - İnsan sevdiği kadard...
Murat Yaramaz - Bereket
Murat Yaramaz - Varı
Murat Yaramaz - Zaman
Gözlemci - Hadiselere bakış
Mahmut Topbaşlı - Helal olmalı
Mahmut Topbaşlı - Sevda hükmeder akıla
Cahit Ay - 21. yüzyıl Müslümanı
Cahit Ay - Yol
Cahit Ay - Hayal meyal
Osman Akçay - Nergisler
Yaşar Akyay - Ekonomi ve helâl bil...
Mustafa Kozlu - Anne baba hakkında
Enes Doğan - Yanlıştan geçmek yan...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 17179276
 Bugün : 1343
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 777487
 Bugün : 142
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 231
 128. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 16
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim