|
Sağlık sisteminin şifresi Ali Erdal Sayı:
127 -
 Eğer bütün insanlığa İKİ CİHAN SAADETİ kazandıracak bir fikir ve iman manzumesi varsa… Onun her rüknü ile bir hayat nizamı kurulabilmeli. Bu, bütün rükünlerinin birbirine uyumlu ve irtibatlı olduğunu gösterir. Birbirini kıran değil, birbirinin işleyişini sağlayan dişliler… Ve bu, onun doğru fikir ve iman manzumesi olduğunun matematik işlemindeki gibi sağlamasıdır.
Meselâ bir grup insanla ıssız bir adaya düştünüz, elinizde sadece “kendin için istediğini, başkaları için de iste ve kendin için istemediğini, başkaları için de isteme” hadisi var. Onunla orada bir hayat nizamı, hattâ devlet nizamı kurabilirsiniz. Zira elinizde her adımınızı isabetle atmayı sağlayacak bir “yol gösterici” var. İslâm’ın her rüknünde, –evet her rüknünde– suya atılan taşın dışarıya doğru halkalar yayması gibi sonsuz tefekkür ve uygulama imkânı var. Tohum içinde tohumlar... Sadece bu hadis bile bunu ispata yeter. Okulunuzu, mahkemenizi, evinizi, sokağınızı, insanınızı, muaşeretinizi, kısaca her şeyinizi ve her sahayı her biri ile ihya edebilirsiniz.
İslâm’ın dışında hiçbir imanda, fikirde, sistemde bu imkânı bulamazsınız. Bilâkis düsturları birbirini nakzeder. Meselâ kapitalizmanın “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” düsturu ile nizam kurmak bir yana, kargaşa olur. Baş düsturu bile kaos kaynağı… Bir ölçü getirmiyor, sadece nefsleri pohpohluyor. Bu asırda… Dünyada hayata, hem de hayatın her sahasına, kapitalizma hâkim. İnsanlığın hali de ortada,… Dünya buhranının birinci sebebidir kapitalizma.
İslâm’ın her rüknü ile bir nizam kurulabilir demiştik… Meselâ sağlıkla ilgili İslâm’ın birkaç prensibini ele alalım…
“Acıkmadan yeme, doymadan kalk” hadisine itaat ederek, obezite problemini çözebilirsiniz. Kendinizde, ocağınızda, vatanınızda, dünyada… Bütün insanlığın buna itaat ettiğini düşünün... Bunun başka sahalara yayılacak faydalarını da göz ardı etmeyelim. O zaman ona riayet etmemenin zararı daha iyi fark edilir. Terazinin yaylarını fırlatacak kadar göbekli bir diyetisyen, ne kadar inandırıcıdır? Veya ne bulursa tıkınan, sofradan kalkmak bilmeyen bir öğretmen?...
İnsanlık; “Âdemoğlu, midesinden daha şerli bir kap doldurmamıştır. Âdemoğluna belini doğrultacağı kadar birkaç lokma yemesi yeterlidir. Şayet yiyecekse, midesinin üçte birini yemeğe, üçte birini içeceğe, üçte birini de nefesine ayırmalıdır” hadisine uygun yese içse… Nefsinin esiri olmasa… Sanki Gazze’de açlıktan ölen çocuklara inat yapılan… İştah azdıran programlar, diziler, reklâmlar, söylemler rağbet görmez… Onları, halkın “kalbindeki buğz” çöp sepetine atar. Kalorim eksik şunu yiyeyim, moralim bozuk takviye gıda alayım, falan vitamine şiddetle ihtiyacım var şu şu gıdaları çok yemeliyim, sağlığım için sık sık yemeliyim bahanelerine, yemek yeme hırsını tatmin için sığınılmaz… Şifa ümidini istismar ederek, hastalıkları “stabil” tutturtarak ceplerini şişiren ilâç firmaları ortaya çıkamaz. Zayıflatma furyaları, zayıflatma iddiacısı soyguncular ortaya çıkamaz. Mide küçültme gibi ameliyatlar bilinmez. Yaşamak için yiyen insanın zarâfeti karşısında, yemek için yaşayan ne kadar tiksindiricidir. Midesini ateşle doldurmayan insanların cemiyetinde sağlık ocakları, “hastahane” değil, “şifahane”dir.
İnsan, İslâm’ın emrettiği gibi temiz ve helâl gıdalarla beslense… Dünyada buhranlar, cinayetler, kazalar, hırsızlıklar azalır… Hele bir de Allah’ın adı ile yerse… Sadece İslâm dünyası bu seviyeye erse, kazanacağı heybet; cinayet şebekesi devleti, kuyruğunu bacaklarının arasına sıkıştırtıp oturtur.
Peygamber Efendimiz buyuruyorlar: “İnsanın en büyük düşmanı nefsine (heva ve hevesine) uymasıdır.” Anlaşılıyor ki, bütün mesele NEFSE HÂKİM OLMAKTA ve bunun rejimini cemiyete hâkim kılmakta.
“Nefs” kelimesi Arapçadan başka hiçbir dilde yok... Bu demektir ki; “nefs” idraki, dolayısıyle kelimesi, dolayısıyle onunla mücadelenin rejimi, sadece İslâm’da var.
“Bir cihaddan dönüşte, atlarının üstünde Allah'ın Resulü yürürlerken yanlarındaki ashaba şöyle buyururlar:
‘–Şimdi cihad-ı asgardan geliyoruz ve cihad-ı ekbere gidiyoruz.’
Sorar biri:
‘–Ey Allah'ın Resulü, cihad-ı ekber nedir?’
‘–Tek insanın kendi nefsiyle boğuşması...’
Yani milyonluk orduların, milyonluk ordularla, milletlerin milletlerle boğuşması cihad-ı asgar (küçük cihad)... Bir adamın kendisiyle boğuşması ise cihad-ı ekber (büyük cihad)... Bu da bütünüyle tasavvuftur. Bilenler ve nefsini tanıyanlar için nefse karşı cihad...” (Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu, Necip Fazıl; s. 111)
Hülâsa… Atasözümüzün dediği gibi, “HER ŞEYİN BAŞI SAĞLIK”; –her şeyin olduğu gibi– SAĞLIĞIN DA SAĞLIK SİSTEMİNİN DE “ŞİFÂSI” İSLÂM’DA!
|