Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 36 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     2737 kez okundu.     1 yorum bırakıldı.     Yazara Mesaj

Ya ol, ya ?l! Zamany!..
Zaimoğlu

  Sayı: 61 - Ekim / Aralık 2009

Birçok ilmin temellendirilmesinin kendi bünyesinde gerçekleştiğine inanan mağrur Batıya göre, metod ilmi de kendisinde gelişen süreçte doğmuştur. Böyle değerlendirmesinde kaynaklarının tek yanlılığı önemli rolü oynar. Batı, Doğudan ne kadar tesir kaptıysa da, bu tesir akademik düzey ve derinlikte olmadı; binaenaleyh Batı, Doğunun öz ve temel kaynaklarına nüfuz edemedi. En önemli ve derinliğine tesir Hristiyanlık vasıtası ile oldu. Bu kadarıyla bile bugünkü yakaladığı seviyeye ulaşmasına vesile olan Rönasansı gerçekleştirmesindeki baş müessir Doğu tercümeleridir. Rönesans'la Batı, Doğu kaynaklarından kendini tekrar keşfetti. Burada vurgulanmak istenen, Batının Doğudan kaptığı tesir yine kendisi ile alâkalı uç ve iliştirilmiş kaynaklarla temas şeklinde gerçekleşmiş olmasıdır. Doğunun özü ve ruhundan yine bir iz bulunmaz. Yani Batı, hiçbir zaman özü doğudan olan eserlerin derinliğine nüfuz etmeyi denemedi, buna lüzum bile görmedi. Doğu ise kendi varından yoksun bir şekilde, sahip olduğu değerleri, iki dünya kurtuluş iksirini Batının beğenisine sunamadı, ilgisini çekemedi. Üstad Necip Fazıl Kısakürek, Osmanlı’nın en büyük eksiklerinden birini, Rönesans öncesi Batıya aradığı eczayı, kendisinden olanı sunamamasında, bu boşluğu fark edememesi olarak tespit eder ve eleştirisini getirir: Eğer Osmanlı, bunalmış, krizini yaşayan Batı adamına o gün "ballar balı"nı tattırabilmiş olsaydı, gelişmeler çok başka seyir izleyebilecekti.

İşte bu buhran içinde Batı, Rönesans’la kendi eski kaynaklarına tekrar ulaşma imkânı buldu. Ama sadece kendini yeniden bir keşifti bu... Böyle bir Batı, Doğunun öz kaynaklarından mahrum bir şekilde, tek taraflı olarak, zannetti ki, Metodolocya da kendisi ile başlamış bir ilimdir: Bu ilmi de kendisi temellendirmiştir. Bu doğru olmayan bir kanıdır. Araştırmacı bildiğimiz Batı nedense bu mevzuda teşebbüse geçmemiş, geçmeye de lüzum görmezken; Doğu da mesuliyetini idrakten uzak bir tavır sergilemiştir. Usul ilmi Doğuda her ilmin öncüsü ve olmazsa olmazıdır. USÜL-Ü KELÂM, kelâm ilminden önce gelir. O okunmadan ve idrak edilmeden kelâm ilmi anlaşılamaz. Keza Fıkıh (Hukuk), Tefsir ve diğerleri usul ve ıstılahsız (terminolojisiz) okunup anlaşılamaz.

Fakat Batı bir ölçüde yine de mazur görülebilir. Zira hep akıl sınırı içinde koşturan bir istidadın kendisine olan güven duygusu, her şeyi zapturapt altına almış tavrının gururu, akıl ötesini görecek gözünü kör eder. Doğu ise hiçbir mazeretin arkasına sığınmayı hak edemez. Zira bunun muhasebesini yapacak bir konuma gelemedi tefekkür alanında.. İşte tam bu noktada tarihi bir (moment) yaşıyoruz: Değişim, globalleşme ve yeni dünya düzeni...Bu kavramların içini kim dolduracak? Rönesans'tan beri Batı ilk defa tekrar her sahada tıkandı; ruhî krizini yaşıyor. Bunalım had safhada... Önceki bunalımından akılla doğrulmuştu. Oysa şimdi onunla geldiği, ulaştığı son noktada krize girdi. Ruh ve cemiyet (ahlâk) plânında yara çok derin: Esasta din ararken, elinde demokrasiden başka seçeneği yok! Bizi adam yerine koymadığından da elimizdeki değerin ehemmiyetini anlamaktan uzak görünüyor. İkinci bir defa bu keşfi öteler mi, esaslı bir merak konusudur. Elindeki tek seçenek demokrasiyi de derinleştiremiyor, mutlaklaştıramıyor! Yani aradığı gerçek manada din... Aradığı dini bulamayınca da demokrasiyi dinleştiriyor, farkında olamadan.

Veya tersinden ifade edersek, İslam'ı temsil liyakatinden düşen ve tekrar toparlanışta başı çekmesi gereken "Müslüman-Türk'e" zaman bir fırsat daha veriyor: "Ceketinin astarı içinde" kaybettiği güneşi bularak göklere asıp, hemen emrine girmek ve insanlığa yeryüzünde ve ötelerde aradığı mutluluğun "bu kadar olur"luğunu, optimal çözümün anlayışını, yaşanırlılığını ve ispatını yapmak...

Batı bizi hiçbir zaman akademik seviyede muhatap almamıştır. Biz ise, bir kum tanesine Elhamra Sarayını sığdırdığımız zamanlarda ona yaklaşmaya tenezzül etmedik. Yani kaba tebliğden ileriye geçmedik. Kafaya ve gönüle girmenin ve inmenin sihirli vasıtalarını kullanmadık. Realist Batı araştırmacılığı ise o seviyeye çıktı ki, idrakte Bergson'un haberini verdiği sancıyı aynel yakin yaşıyor. Problem somutlaştı, agoraya döküldü. Aklın ve ilmin verileri, teknoloji artık onu doyurmuyor: Ona gerçek din gerek. Tesellisini onlarda bulamıyor. İzafilikten, lâftan, teksir teknolojisinden bıktı. Şimdi (genetik)le meşgul; yaratmanın sınırından içeri adım atmak istiyor, âdeta zorluyor.

Mümkün mü?

Bu da onun belki son burun sürtüşü olacak: Ya helâk oluş, ya hak dine eriş...

Ya bizim halimiz? O ne olacak? Acaba bu defa olacak ve olduracak mıyız kendimizle beraber bütün dünyayı, yoksa yok olup gidecek miyiz?  İşte bütün mesele...

 


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Ekleyen : mehmed fatih    11.11.2009
Yorum : Gam çekme, böyle gitmez bu devran, Nihayet sonuncu durağa gelir. Hasretle beklenen gelir mutlaka; Sultan fikir, şanlı otağa gelir.





 
İnsan kalma savaşımız... - Sayı 129
Dünya ehlinin hali... - Sayı 128
İslâmda kazanç ve geçim... - Sayı 128
Usûl akademisi... - Sayı 128
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (130):
Yapay zeka ve dijitalizm

Son Eklenen Yorumlardan
 Senirkent facìasi ile ne alaka... EB

 Hep bel altı vurmuş... Mustafa Güneş

 şair hep aktifden örnek veriyor. Bu işi biliyor sanırım ... Adnan Ay

 çok duygulandım teşekkürler ... Esra Çay

 Bence çok güzel ama biraz dili agir... Yusuf Korkmaz


“Yeni Dünya Düzeni” diye bir şey attılar ortaya… Ondan sonra ne ses çıktı, ne soluk… “Yeni Dünya Düzeni” dedikleri, boşluğun sessizliğini dinlemek gibi bir şey mi acaba?..
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1993
Güneş yeniden doğuyor
Adâlet lâzım
Kimseye sözüm var
Bu bayrağa basılmaz, basılamaz
Ümitle


Yavuz Sert - Kimlikten ideale Tür...
Ali Erdal - Bu bayrağa basılmaz,...
Kadir Bayrak - Türk kimliği
Necip Fazıl Kısakürek - Tamamlığın şartları
Ekrem Yılmaz - Zaman bendedir şuuru
Ekrem Yılmaz - Türk binyılı
Ekrem Yılmaz - Bekir geldi
Ekrem Yılmaz - Ümitle
Dergi Editörü - Bekliyoruz
Necdet Uçak - Bizim Yunus
Necdet Uçak - Ne beklediğim var ne...
Mustafa Büyükgüner - Türk marşı
Mustafa Büyükgüner - Şaşkınlar
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu
Kardelen Dergisi - Kardelenin 15 Temmuz...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Zaimoğlu - İnsan kalma savaşımı...
Mehmet Balcı - Güler misin ağlar mı...
Hasan Tülüceoğlu - Kırık yaz
Ahmet Çelebi - Sükût
İğneci - Gerçek büyükleri tan...
Halis Arlıoğlu - Geç kalan bir yazı
Halis Arlıoğlu - Aklıma takılanlar
Murat Yaramaz - Yakınma
Gözlemci - Hadislere bakış
Mahmut Topbaşlı - Türkiye yüzyılı
Mahmut Topbaşlı - Çözülen hayatımdır
Cahit Ay - Ateşe perde
Cahit Ay - Sû-i zan
Cahit Ay - Yattı ve yattı
Mevlüt Yavuz - Gökyüzüne kement vur...
Cemal Karsavan - Sığmam artık şiirler...
Yaşar Akyay - Güneş yeniden doğuyo...
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm yok
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm var
Saltuk Buğra Bıçak - Adâlet lâzım
Emre Kaymaz - İlim ve irfanla Türk...
Hasan Veli - Baba
Ayşe Çağlayan - Ben de yolcuyum
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 17671911
 Bugün : 86
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 875320
 Bugün : 42
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 798
 129. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim