Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 36 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     3237 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

(Büyük) Türkiye Cumhuriyeti veya Devlet-i Âlî
Ekrem Yılmaz

  Sayı: 85 - Temmuz / Eylül 2015

Osmanlı’yı sevmek, seveni sevmektir.

Osmanlı’ya manâyı; her ne ise o ve misyonu veren; bu da her ne ise ve bunlar bir değer iseler: Osmanlıyı seven işte o değerleri seviyor demektir.

Devlet-i Âlî... Âlî Devlet...

Osmanlı toplum ve sistem olarak Asr-ı Saadet’ten bir nişânedir. Bu genel bir kabuldür. Sahâbelerden, dört büyük hâlifeden sonra, Selçuklu ve Osmanlı sayılır kadir kıymet bilen olarak ve İlâyi Kelimetullah misyonunu sırtlayanlar sıralamasında... Acaba niye?

*

Seveni sevmek; esas sevilmesi gerekeni sevmektir tasavvuf ve aşk literatüründe bu böyle bilinir. Seven, sevilenin her şeyini sever; onu seveni de onun sevdiğini de sever artık.

Yani, Allah'ı seveni sevmek Allah'ı sevmenin ta kendisidir.

*

Şöyle bir dua vardır: “Allah'ım bizi sevginle rızıklandır; sevdiklerinin sevgisiyle de ve sana yaklaştıran amelin sevgisiyle de rızıklandır.” Orjinali de şu: “Allahüm merzuknâ hubbeke ve hubbe men yuhubbüke ve hubbe amelin yükarribuna ileyh!”

*

Evet, muhabbet, sevgi: Şeyh-i Ekber Muhyiddini Arabî hazretlerinin “Ahlâk Levhası”ına göre visâle vasıtasız erdirir. (İman ve İslâm Atlası-309 / NFK)

Yani bir kimse bir Allah adamını sevse, elbette ki Allah Resûlü’nü de seviyordur, sevmiş olur; Allah’ı da seviyordur ve sevmiş olur!

Nakşi Silsile büyüklerinden Hoca Ali Ramiteni kuddise sirruhtan da şu söz ulaşmıştır bize:

“Bir yol vardır ki ruhu doğru edicidir. Kendini Allah’a vermiş olanların gönlüne girmek, zira onların kâlbi Allahın nazargâhıdır.” (Reşahat, NFK-BD Yayınları) Ki Allah’ın nazarının değdiğini de ateşin yakmayacağı haberi tevatürle bizlere kadar ulaşmıştır.

*

Şimdi burada esas meselemize değinmenin sırası geldi gibi: Bu açıklanan hikmetlere binaen asrımızın ışık ve feyz dağıtıcısı ve Üstad Necip Fazıl da dâhil birçok önemli ismin de irşad edicisi olan Esseyyid Abdülhakim Arvasî kuddise sirruh demiştir ki: “Osmanlı’yı sevmek imân alâmetidir.”

Demek Osmanlı’yı seven; İslâm’ı ve her emrlerini de seviyordur. Ve razıdır. Hâl böyle olunca anlıyoruz ve kabul ediyoruz ki, Osmanlı İslâm’ın hizmetinde bir topluluğun, bir devletin, bir sistemin ve bir imparatorluğun adıdır. Ve gayesi en baştan kuruluşundan itibaren bile: İLÂ-YI KELİMETULLAH’tır.

Seveni de ve sevmeyeni de ikrar eder ki, yaşadığı ve haşmetli olduğu zamanlarda yeryüzünde adaleti tesis etmiştir. Onun içindir ki gittiği günden beri dünya ve hele Ortadoğu adaletine hasret çekmektedir. Değeri ve işlevinin yeri doldurulamamış bir varlıkmış meğer ve hâlâ da aranıyor. Hasreti çekiliyor. Her düzlemde de dile getirmekten kimse çekinmiyor; Amerika’dan Avrupa’ya, Asya’dan ve Afrika’ya kadar. Aynı yaklaşım ile 2. Abdülhamid Han hakkında da bu anlaşılma ve hakkını teslim söz konusudur. Kaybedilince değeri hemen heykelleşen bir büyüktü o da... Dost düşman ah biz ne yaptık dediler ardından, biz kime ne yaptık ve kimi kaybettik!

“Atalar kıblegâhı” oldu, yapıldı sonra, ULU HAKAN oldu, velî çapında Sultan ve İslâmların Hâlifesi...

*

Evet...

Osmanlı, eğitimci yazar Seyyid Ahmed Arvasî'nin ifadesi ile: Sahabeden sonraki en halis İslâm tatbikatı, Onu eşya ve  hadiselere nakşı; aşkla bu aksiyonun armonisidir.

Ve ne zaman bu aşk pörsümüş gerileme başlamıştır ve ne zaman bu aşk yitirilmiş, işte o zaman bu devlet-i ebet müddet son bulmuştur.. Nasıl tekkeler için onlar zaten kendi kendilerini kapattılar, anahtar vurulan sadece boş mekânlardı denmişse; aynı şekilde esasında Osmanlı’yı kimse yıkmamış ve kendi sonunu kendisi ve insanı beraber hazırlamıştır aşkını yitirerek; ham yobaz kaba softaya vasat hazırlayarak!

*

Bugün...

Dünyanın aradığı, eksiği ve hasretini çektiği “OSMANLI ADALETİ”dir. Bunu da birçok vasıftaki insan dile getirmektir. Akademisyen, devlet adamı, siyasetçi, sosyolog ve araştırmacılar. En popüler olanı ise şu:

Yönetmen Sinan Çetin 13 Ocak'ta Vahdet Gazetesinde verilen bir haberde: “Türkiye Cumhuriyeti'nin ismi Osmanlı Devleti olsun!” demiştir. Bu biraz mübalâğa olur elbet, bunu ne iktidar ister bu isimle ve ne muhalefetin katmanları tasvip eder. Ama bu bir hakikati dile getiriştir. Bir birikmiş arzunun adının konulmasıdır sadece... Yani burada denmek isteniyor ki, Devletimiz büyük olsun, bize sahip çıksın, Ortadoğuya huzur getirsin, aranan, eksikliği duyulan ADALETİ yeniden dünyaya indirsin; gayesi sadece ve sadece Allah adını yüceltmek olsun. Ne kişi menfaati ve ne kişi ululamaları olsun!

*

En gür sesi de BM (Birleşmiş Milletler) genel kurulunda Cumhurreisimiz Recep Tayyip Erdoğan çıkarmıştır. “Beyler, ey Dünya ey Batı, ey İslâm âlemi, Ey insanlık: dünya beşten büyüktür!” diyerek.

Bu çıkış Fransız İhtilâline denk bir baş kaldırıdır ve Erdoğan bu çıkışıyla “KAHRAMAN” olmuştur. Hoş belediye başkanlığından ve şiir okudu diye hapse atılışından beri zaten kahraman bazıları için. Bazıları için böyle idi zaten de, bu çıkışından sonra ezilenlerin, temsil edilmeyen 2 milyar insanın, Ortadoğu’nun, Filistin’in, Şam’da dövülenlerin, Bağdat’ta vurulanların da kahramanı oldu... Mısır’da Rabiaya ses oldu, Libya’da da ümit yeni zamanlara vs vs...

*

Dünyanın bildik candarmaları “YENİ DÜNYA DÜZENİ”ni kuramadılar. Kötü bir tecrübe idi... Ağıza yüze bulaştı.

Bunun gerçekleşmesi, “düştüğü yerden doğrulacak” olan Büyük Türkiye’ye nasip olacağa benziyor. Bunu şimdiki birlik ve paktların beceremeyeceğini insanlık iyice kanıksadı.

...Ve korkmayın, hiç korkmayın hemen HİLÂFET de gelmez! Tayyibi, Cumhurreisimizi ve Başvekilimizi iyi takip edelim!

*

Hem gelse ne olur? Dünyanın sonu mu gelir. Şimdi papa var hristiyan âleminde. Ne oluyor?

Olsa olsa işte bu olur! Bir de insanlık ve özellikle İslâm âlemi başı bozukluktan kurtulur. İslâmafobiye çare bulunur, İSLÂM'LA BERABER ANILAN VE ANDIRILMAK İSTENEN TERÖR BİTER.

*

Kötü mü olur yani? Ama yine de biz bilmeyiz, büyüklerimiz bilirler. Kapısında BÜYÜK MİLLET MECLİSİ YAZAN çatı altındakiler ve duvarında: HÂKİMİYET MİLLETİNDİR yazan yerin vicdanları bilir!

Biz bilmeyiz.

Osmanlı’yı sevmek, seveni sevmektir.

Osmanlı’ya manâyı; her ne ise o ve misyonu veren; bu da her ne ise ve bunlar bir değer iseler: Osmanlıyı seven işte o değerleri seviyor demektir.

Devlet-i Âlî... Âlî Devlet...

Osmanlı toplum ve sistem olarak Asr-ı Saadet’ten bir nişânedir. Bu genel bir kabuldür. Sahâbelerden, dört büyük hâlifeden sonra, Selçuklu ve Osmanlı sayılır kadir kıymet bilen olarak ve İlâyi Kelimetullah misyonunu sırtlayanlar sıralamasında... Acaba niye?

*

Seveni sevmek; esas sevilmesi gerekeni sevmektir tasavvuf ve aşk literatüründe bu böyle bilinir. Seven, sevilenin her şeyini sever; onu seveni de onun sevdiğini de sever artık.

Yani, Allah'ı seveni sevmek Allah'ı sevmenin ta kendisidir.

*

Şöyle bir dua vardır: “Allah'ım bizi sevginle rızıklandır; sevdiklerinin sevgisiyle de ve sana yaklaştıran amelin sevgisiyle de rızıklandır.” Orjinali de şu: “Allahüm merzuknâ hubbeke ve hubbe men yuhubbüke ve hubbe amelin yükarribuna ileyh!”

*

Evet, muhabbet, sevgi: Şeyh-i Ekber Muhyiddini Arabî hazretlerinin “Ahlâk Levhası”ına göre visâle vasıtasız erdirir. (İman ve İslâm Atlası-309 / NFK)

Yani bir kimse bir Allah adamını sevse, elbette ki Allah Resûlü’nü de seviyordur, sevmiş olur; Allah’ı da seviyordur ve sevmiş olur!

Nakşi Silsile büyüklerinden Hoca Ali Ramiteni kuddise sirruhtan da şu söz ulaşmıştır bize:

“Bir yol vardır ki ruhu doğru edicidir. Kendini Allah’a vermiş olanların gönlüne girmek, zira onların kâlbi Allahın nazargâhıdır.” (Reşahat, NFK-BD Yayınları) Ki Allah’ın nazarının değdiğini de ateşin yakmayacağı haberi tevatürle bizlere kadar ulaşmıştır.

*

Şimdi burada esas meselemize değinmenin sırası geldi gibi: Bu açıklanan hikmetlere binaen asrımızın ışık ve feyz dağıtıcısı ve Üstad Necip Fazıl da dâhil birçok önemli ismin de irşad edicisi olan Esseyyid Abdülhakim Arvasî kuddise sirruh demiştir ki: “Osmanlı’yı sevmek imân alâmetidir.”

Demek Osmanlı’yı seven; İslâm’ı ve her emrlerini de seviyordur. Ve razıdır. Hâl böyle olunca anlıyoruz ve kabul ediyoruz ki, Osmanlı İslâm’ın hizmetinde bir topluluğun, bir devletin, bir sistemin ve bir imparatorluğun adıdır. Ve gayesi en baştan kuruluşundan itibaren bile: İLÂ-YI KELİMETULLAH’tır.

Seveni de ve sevmeyeni de ikrar eder ki, yaşadığı ve haşmetli olduğu zamanlarda yeryüzünde adaleti tesis etmiştir. Onun içindir ki gittiği günden beri dünya ve hele Ortadoğu adaletine hasret çekmektedir. Değeri ve işlevinin yeri doldurulamamış bir varlıkmış meğer ve hâlâ da aranıyor. Hasreti çekiliyor. Her düzlemde de dile getirmekten kimse çekinmiyor; Amerika’dan Avrupa’ya, Asya’dan ve Afrika’ya kadar. Aynı yaklaşım ile 2. Abdülhamid Han hakkında da bu anlaşılma ve hakkını teslim söz konusudur. Kaybedilince değeri hemen heykelleşen bir büyüktü o da... Dost düşman ah biz ne yaptık dediler ardından, biz kime ne yaptık ve kimi kaybettik!

“Atalar kıblegâhı” oldu, yapıldı sonra, ULU HAKAN oldu, velî çapında Sultan ve İslâmların Hâlifesi...

*

Evet...

Osmanlı, eğitimci yazar Seyyid Ahmed Arvasî'nin ifadesi ile: Sahabeden sonraki en halis İslâm tatbikatı, Onu eşya ve  hadiselere nakşı; aşkla bu aksiyonun armonisidir.

Ve ne zaman bu aşk pörsümüş gerileme başlamıştır ve ne zaman bu aşk yitirilmiş, işte o zaman bu devlet-i ebet müddet son bulmuştur.. Nasıl tekkeler için onlar zaten kendi kendilerini kapattılar, anahtar vurulan sadece boş mekânlardı denmişse; aynı şekilde esasında Osmanlı’yı kimse yıkmamış ve kendi sonunu kendisi ve insanı beraber hazırlamıştır aşkını yitirerek; ham yobaz kaba softaya vasat hazırlayarak!

*

Bugün...

Dünyanın aradığı, eksiği ve hasretini çektiği “OSMANLI ADALETİ”dir. Bunu da birçok vasıftaki insan dile getirmektir. Akademisyen, devlet adamı, siyasetçi, sosyolog ve araştırmacılar. En popüler olanı ise şu:

Yönetmen Sinan Çetin 13 Ocak'ta Vahdet Gazetesinde verilen bir haberde: “Türkiye Cumhuriyeti'nin ismi Osmanlı Devleti olsun!” demiştir. Bu biraz mübalâğa olur elbet, bunu ne iktidar ister bu isimle ve ne muhalefetin katmanları tasvip eder. Ama bu bir hakikati dile getiriştir. Bir birikmiş arzunun adının konulmasıdır sadece... Yani burada denmek isteniyor ki, Devletimiz büyük olsun, bize sahip çıksın, Ortadoğuya huzur getirsin, aranan, eksikliği duyulan ADALETİ yeniden dünyaya indirsin; gayesi sadece ve sadece Allah adını yüceltmek olsun. Ne kişi menfaati ve ne kişi ululamaları olsun!

*

En gür sesi de BM (Birleşmiş Milletler) genel kurulunda Cumhurreisimiz Recep Tayyip Erdoğan çıkarmıştır. “Beyler, ey Dünya ey Batı, ey İslâm âlemi, Ey insanlık: dünya beşten büyüktür!” diyerek.

Bu çıkış Fransız İhtilâline denk bir baş kaldırıdır ve Erdoğan bu çıkışıyla “KAHRAMAN” olmuştur. Hoş belediye başkanlığından ve şiir okudu diye hapse atılışından beri zaten kahraman bazıları için. Bazıları için böyle idi zaten de, bu çıkışından sonra ezilenlerin, temsil edilmeyen 2 milyar insanın, Ortadoğu’nun, Filistin’in, Şam’da dövülenlerin, Bağdat’ta vurulanların da kahramanı oldu... Mısır’da Rabiaya ses oldu, Libya’da da ümit yeni zamanlara vs vs...

*

Dünyanın bildik candarmaları “YENİ DÜNYA DÜZENİ”ni kuramadılar. Kötü bir tecrübe idi... Ağıza yüze bulaştı.

Bunun gerçekleşmesi, “düştüğü yerden doğrulacak” olan Büyük Türkiye’ye nasip olacağa benziyor. Bunu şimdiki birlik ve paktların beceremeyeceğini insanlık iyice kanıksadı.

...Ve korkmayın, hiç korkmayın hemen HİLÂFET de gelmez! Tayyibi, Cumhurreisimizi ve Başvekilimizi iyi takip edelim!

*

Hem gelse ne olur? Dünyanın sonu mu gelir. Şimdi papa var hristiyan âleminde. Ne oluyor?

Olsa olsa işte bu olur! Bir de insanlık ve özellikle İslâm âlemi başı bozukluktan kurtulur. İslâmafobiye çare bulunur, İSLÂM'LA BERABER ANILAN VE ANDIRILMAK İSTENEN TERÖR BİTER.

*

Kötü mü olur yani? Ama yine de biz bilmeyiz, büyüklerimiz bilirler. Kapısında BÜYÜK MİLLET MECLİSİ YAZAN çatı altındakiler ve duvarında: HÂKİMİYET MİLLETİNDİR yazan yerin vicdanları bilir!

Biz bilmeyiz.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Ümitle... - Sayı 129
Bekir geldi... - Sayı 129
Türk binyılı... - Sayı 129
Zaman bendedir şuuru... - Sayı 129
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (130):
Yapay zeka ve dijitalizm

Son Eklenen Yorumlardan
 Senirkent facìasi ile ne alaka... EB

 Hep bel altı vurmuş... Mustafa Güneş

 şair hep aktifden örnek veriyor. Bu işi biliyor sanırım ... Adnan Ay

 çok duygulandım teşekkürler ... Esra Çay

 Bence çok güzel ama biraz dili agir... Yusuf Korkmaz


ACIYORUM

Millet, Meclis’i seçiyor...

Meclis, millet namına kanun yapıyor...

Anayasa Mahkemesi de bu kanunları bozabiliyor...

 

Şimdi söyleyin:

Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletin mi?

Hâkimiyet kayıt ve şartla mı milletin?

Hâkimiyet kayıtsız şartsız Anayasa Mahkemesi’nin mi?

Hâkimiyet kayıt ve şartla Anayasa Mahkemesi’nin mi?..

(Kardelen; 13; Mart 1997)

 

ACIYORUM

Bir takım kimselerin, yetkilerini aşarak, kanun dışı teşkilâtlar kurduğu ve kanun dışı faaliyetlerde bulunduğu artık kimsenin yok diyemeyeceği bir gerçek halinde ortaya çıktı.

Bunlar, başlangıçta en azından, kanunların kötülerle ve kötülükle mücadelede yetersiz kaldığını düşünüyor.

Böyle örgütlere karşı çıkanlar da, gizli ve kanun dışı teşkilât kurulacağına falan falan kanunlara ve filân filân mekanizmalara dayanarak şöyle şöyle mücadele mümkündür, demiyorlar...

 

Öyleyse...

Ya bu ülkede kanunlar ve işleyen mekanizma yetersizdir... Ya devleti idare edenler...

Bu işin (ya)sı, (ma)sı yok... Hem kanunlar ve işleyen mekanizma, hem idareciler yetersiz...

(Kardelen; 13; Mart 1997)
66
Güneş yeniden doğuyor
Adâlet lâzım
Ümitle
Kimseye sözüm var
Kardelenin 15 Temmuz 2016 Bildirisi


Yavuz Sert - Kimlikten ideale Tür...
Ali Erdal - Bu bayrağa basılmaz,...
Kadir Bayrak - Türk kimliği
Necip Fazıl Kısakürek - Tamamlığın şartları
Ekrem Yılmaz - Zaman bendedir şuuru
Ekrem Yılmaz - Türk binyılı
Ekrem Yılmaz - Bekir geldi
Ekrem Yılmaz - Ümitle
Dergi Editörü - Bekliyoruz
Necdet Uçak - Bizim Yunus
Necdet Uçak - Ne beklediğim var ne...
Mustafa Büyükgüner - Türk marşı
Mustafa Büyükgüner - Şaşkınlar
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu
Kardelen Dergisi - Kardelenin 15 Temmuz...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Zaimoğlu - İnsan kalma savaşımı...
Mehmet Balcı - Güler misin ağlar mı...
Hasan Tülüceoğlu - Kırık yaz
Ahmet Çelebi - Sükût
İğneci - Gerçek büyükleri tan...
Halis Arlıoğlu - Geç kalan bir yazı
Halis Arlıoğlu - Aklıma takılanlar
Murat Yaramaz - Yakınma
Gözlemci - Hadislere bakış
Mahmut Topbaşlı - Türkiye yüzyılı
Mahmut Topbaşlı - Çözülen hayatımdır
Cahit Ay - Ateşe perde
Cahit Ay - Sû-i zan
Cahit Ay - Yattı ve yattı
Mevlüt Yavuz - Gökyüzüne kement vur...
Cemal Karsavan - Sığmam artık şiirler...
Yaşar Akyay - Güneş yeniden doğuyo...
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm yok
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm var
Saltuk Buğra Bıçak - Adâlet lâzım
Emre Kaymaz - İlim ve irfanla Türk...
Hasan Veli - Baba
Ayşe Çağlayan - Ben de yolcuyum
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 17492030
 Bugün : 4252
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 833404
 Bugün : 282
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 143
 129. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim