Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 35 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     2889 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Âmâk-ı hayal ve Osmanlı son dönemi dini yaklaşımlar
Hasan Tülüceoğlu

  Sayı: 86 - Ekim / Aralık 2015

Bazı bazı tasavvuf erbabının ön plâna çıkardığı “Âmâk-ı Hayal”, Osmanlı son dönem münevverlerinden Filibeli Ahmet Hilmi’nin eseridir. Tür olarak roman kategorisine yerleştirilir. Bugünkü manada bir roman türünü karşılamaz. ‘Âmâk-ı Hayal’, hayalin derinlikleri demektir. Eser de zaten tasavvuf âleminde rehber olarak ifade edilen ‘Aynalı Baba’ adlı kişinin mezarlıkta bulunan kulübesinde onunla kahve içme ve ney faslı devamında kahramanın bu şeyhin yönlendirmesiyle hayallere dalması ve bu hayallerle kişinin kendini dünya ve ahrete göre konumunu felsefî ağırlıklı olarak batı medeniyetinin etkisinde zamanın din anlayışları, doğu felsefesi ve dinî inanışlar eşliğinde sorgulamasından ibarettir.

Batı kültür ve medeniyetinin İslâm dünyasında tüm inanç, değerler ve yaşam şekillerini herc-ü merc ettiği bir süreçte Filibeli Ahmet Hilmi bu kıskaçta neyin esasta doğru olduğunu sorgulamak ister ‘Âmâk-ı Hayal’da. Antik Yunan felsefesine, doğunun gizemli masal dünyasına, Mecusîliğe, Budizm’e vurgu yapar. Öyle ki kitap bunlarla ilgili felsefî değerlendirmeler, hikâyeler ve masallarla doludur. O dönem müslümanının herc-ü merc olmuş zihnine esas gerçeğin din olduğu ve bu dinde esas olanın ise Tanrı ile bütünleşmek olduğu, tasavvufî ifade ile ‘vahdet-i vücud’ olduğu gerçeğini anlatmak ister.

Batı kültür ve medeniyeti karşısında korkunç bir kıyamet yaşayan İslâm dünyasına, o dünyanın sarsılmış her bir müslümanına böyle bir değerlendirme yapıp cevap vermek elbette zor, güç, eksik hattâ yetersizdi. O gün hâlâ güçlü olan dinin manevî ağırlığına başat Filibeli Hilmi, kurtuluşun yanlışlardan arındırılmış ‘vahdeti vücut’ felsefîsi olduğunu bu eseriyle vurgulamış ve bunu reçete olarak sunmaya çalışmıştır.

Oysa karşıda teknolojiyle donanmış Tanrı inancını küçültüp sekülerliği öne çıkaran güçlü bir kültür ve medeniyet söz konusuydu. Bu güçlü tayflar altında tasavvufa sığınmak hattâ çok gerilerde kalmış bir tasavvuf anlayışını kurtarıcı olarak işaret etmek elbet beyhudeydi.

Buradan son dönem Osmanlı dindarlarının, aydın ve münevverlerinin Batı kültür ve medeniyetini konumlandırma, değerlendirme ve yorumlamalarına getireceğim konuyu.

Osmanlı devlet yönetimi, bu güçlü maddî manevî taarruzlar karşısında uzun süre bocalamış ve özellikle İkinci Mahmut’la birlikte görüş, yaklaşım ve tedbirini açıkça ifade etmişti. Dindarlar olarak zamanın dindar, arif, aydın ve münevverlerinin Batı tsunamisine karşı kendilerini konumlandırmaları ve ifade etmeleri nasıl olmuştu? İslâm dünyası başta Osmanlılar olarak doğru bir değerlendirme, konumlanma, tavır ve tedbir almada maalesef yerli yerinde doğru bir teşhise varamamıştı. Bu eksik ve yanlışlık günümüzde bile devam etmekte.

O günkü müslüman Osmanlı aydınlarının vardıkları en son nokta batılılaşmaktı; ancak dinî değerlerin kaybı göz önüne alınarak bununla bilim ve teknoloji açısından batılılaşmayı ifade ediyorlardı. Bununda klasik ifadesi “batının bilim ve tekniğini alalım ama ahlâksızlık içeren kültüründen uzak duralımdı”.

Oysa medeniyetler, inancıyla maddî ve manevî yapısıyla bir bütündür. Birini diğerinden ayırmak pek mümkün olmaz.

Bugün hâlâ bu endişe tereddüt ve ikilemi yaşıyoruz. Dindar aydınlar, siyasal İslâmcılar maalesef yirmi birinci yüzyılda bizi köklerimizden sarsan batı medeniyetini doğru okuyabilmiş değiller.

Filibeli Ahmet Hilmi, zamanın aydını olarak bu meseleler üzerine bir dizi değerlendirmeler yapmış; eserler ortaya koymuştur. ‘Âmâk-ı Hayal’e sonradan eklediği derlendirmeler enteresandır. Aynalı babanın hatırası olarak eklenenlerden ‘mutluluk’ adlı bölümde zamanın din temsilcileri imam ve tekke şeyhi tiplemesiyle Cumhuriyetin sol anlayışını aşan bir üslup ve dışlama ile eleştirilir. Ona göre bunların (imam ve tekke şeyhi tiplemelerinin) varlığını devam ettirmesi Batı karşısında bizim için çözümsüzlük demektir. Çare ve çözüm olarak verdiği örnek sol düşüncenin öne çıkardığı emeğe işaret edercesine kendi atölyesinde çocuklarıyla birlikte çalışan bir marangozdur.

Örnek verilen bu marangozun dünyası tamamen sekülerdir. Filibeli’nin marangozla önerdiği lâik ve seküler bu dünya, Cumhuriyetin öngördüğü ve uyguladığı hayat anlayışıyla çok örtüşür:

“‘Bana nasıl hayat sürdüğünüzü anlatır mısınız?’ dedim.

–Her gün sabah erkenden kalkarız. Yüzümüzü soğuk su ile yıkar, birer kahve içeriz. Biraz sohbet ederiz. Sonra, karanın erkenden ateşe koymuş olduğu çorbamızı içeriz. Kalkar dükkâna geliriz. İçimizden biri evin ihtiyaçlarını alıp, eve götürür. Herkese o gün yapması gereken işi söylerim. Onlar da çalışmaya başlarlar. Öğleye doğru karnımız acıkınca küçük oğlum eve gidip, yemeğimizi getirir. Bir güzel karnımızı doyururuz. Sonra yanımızdaki kahveden bir kahve isterim ve oradaki gazeteyi alırım. Büyük oğlum gazeteye bir göz gezdirir ve önemli şeyleri bana söyler.

 –Vay! Evlâtlarının okuması da var ha?

–Evet, okuma yazma bilirler.

–Demek onları mektebe de gönderdin?

 

–Hayır! Mahalle mektebine giden çocuk hem bir sürü zaman kaybediyor, hem ahlâksız oluyor, hem de hiçbir şey öğrenmiyor. Bu yüzden ben fakir bir hoca buldum. Bu hoca her sabah dükkâna gelir, bir iki metelik karşılığında onlara yarım saat ders verirdi. Böylece çocuklarım bir sene içerisinde Kur’ân ve gazete okumayı öğrendi. Yazmayı da yeter derecede öğrendiler. Daha sonra hocanın tavsiye ettiği kitapları aldım. Çocuklarım öğle tatillerinde ve geceleri bu kitapları okudular. Gelelim nasıl yaşadığımıza. Öğle tatili bir buçuk saat. Bu sürede gazete okumak zorunlu değil, isteyen bir saat uyuyabilir. Akşamleyin alaturka saate göre on buçukta dükkânı kapatıyoruz. Gördüğün gibi ben kahve tiryakisiyim. Hepimiz günde beşer fincan kahve içeriz. Akşamları şehrin uygun yerlerinde küçük bir gezinti yaparız. Kış gecelerinde komşular bize gelir. Ha! Bizim hanımı komşu kadınlar çok sever. Çünkü o dedikodu etmez. Her cuma, karım ve çocuklarımla kıra gider, eğleniriz. Günler böylece geçip gider. Allah'a şükürler olsun ki, bizim eve hastalık girmez. Şimdiye dek ben iki, karım da üç defa hasta oldu. Çünkü düzenli bir hayatımız var. Yeme ve yatma vakitlerine önem veririz. Abur cubur yemeyiz. Kısacası; Allah'a bin kere hamd olsun, hepimiz çok mutluyuz.” (Amak-ı Hayal, Filibeli Ahmet Hilmi, sayfa 148-149)


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Göbeklitepe’de Hz. İbrahi... - Sayı 124
İslâmcıların kültürelsizl... - Sayı 89
Batılılaşmada mündemiç di... - Sayı 88
Babel'de doğuya bakış... - Sayı 87
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (128):
Helâl ekonomi, İslâm'da ekonomi...

Son Eklenen Yorumlardan
 Yazınız ile, Yunusa ait bu kıymetli eserin pek çok açıdan harika bir değerlendirmesini okumuş oldum.... Seval Yılmaz

 Yazınız ile, Yunusa ait bu kıymetli eserin dil bilgisi bakımından, harika bir değerlendirmesini okum... Seval Yılmaz

 İnananlar, batıl zihniyete yardım etmemeli, zulme ortak olmamalı ... Ahmet Güney

 Maşallah maşallah Duygularınızı paylaşıyoruz, elinize emeğinize sağlık ... Ahmet Güney

 Allah razı olsun hocam elinize emeğinize yüreğinize sağlık ... Ahmet Güney


“Yeni Dünya Düzeni” diye bir şey attılar ortaya… Ondan sonra ne ses çıktı, ne soluk… “Yeni Dünya Düzeni” dedikleri, boşluğun sessizliğini dinlemek gibi bir şey mi acaba?..
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1993
Beslenmede sünnet ölçüsü
Su gibi aziz ol
Gıda
Sağlık sisteminin şifresi
Kardelenden Haberler
Molla Kasım şiiri üzerine tefekkür


Ali Erdal - Sağlık sisteminin şi...
Kadir Bayrak - Çare
Necip Fazıl Kısakürek - Gıda
Necip Fazıl Kısakürek - Ağız
Ekrem Yılmaz - Derdimize bak! Ne yi...
Ekrem Yılmaz - Nakış
Dergi Editörü - Su gibi aziz ol
Site Editörü - Yan gözle bakmadı kı...
Acıyorum -
Necdet Uçak - Dünyayı Allah yaratt...
Necdet Uçak - İçim yanıyor
Kardelen Dergisi - Kardelenden Haberler
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu
M. Nihat Malkoç - Sünnete uygun yeme i...
M. Nihat Malkoç - Suyun serencamı
Kadir Karaman - Yana yana
Kadir Karaman - Beklenti
Zaimoğlu - Telaş yok
Ayhan Aslan - Dünyalık
Mehmet Balcı - Filistine ağıt
Mehmet Balcı - Gurbet destanı
Halis Arlıoğlu - Müslüman; fâcir, fâs...
Halis Arlıoğlu - Devran ve endişe
Halis Arlıoğlu - Düşünce sağanağı
Ahmet Değirmenci - Öyle bir vurur ki ka...
Ahmet Değirmenci - Yarım kalan vasiyet ...
Remzi Kokargül - Bozkırın mütevazı ağ...
Murat Yaramaz - Akıl
Murat Yaramaz - Sancı
Murat Yaramaz - Emir
Murat Yaramaz - Hayali
Gözlemci - Hadiseler bakış
Mahmut Topbaşlı - Bülbülü şeyda gibi
Cahit Ay - Gözyaşının düşündürd...
Cahit Ay - Asr-a yemin
Cahit Ay - Sayılı gün-Elâ
Cahit Ay - Ümit
Cemal Karsavan - Kaşım değse kirpiğin...
Osman Akçay - Âşıkların kavuşması ...
Yaşar Akyay - Beslenmede sünnet öl...
İbrahim Durmaz - Sokaklar
Uğur Utkan - Hazret-i Ömer Fârûk
Kemal Çerçibaşı - Vatan
Ebru Adıgüzel - Dönüşümün eşiğinde k...
Eymen Emin Mustafa - Okulum
Ömer Âsaf Namlı - Karanlık
Hatice Doğan - Sofranın şanındandır
Aynur Dağıstan - Âşıkların kavuşması ...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 16764704
 Bugün : 3369
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 730759
 Bugün : 299
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 189
 127. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 2
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 11
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim