Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 36 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     1148 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Beyaz mendil
İlknur Eskioğlu

  Sayı: 110 -

Bir kurban bayramı sabahıydı. İkra, evin içindeki telâşlı ve heyecanlı koşuşturmaların sesiyle uyanmıştı. Gün aydınlanmıştı. Odanın içine, perdenin açık kalan kısmından güneşin ilk huzmeleri süzülüyordu. Bu huzme, İkra’nın geceden hazırlayıp gardırobun kapısına astığı kırmızı tulumunun yakasındaki incilere ve beyaz ışıklı ayakkabısına yansıdıkça göz kamaştırıyordu. Bugün bayramdı. Çocuklar erken kalkmalıydı. İkra’nın babası ile abisi bayram namazından sonra evlerinin bahçelerinde kurbanlarını kesecekler, kurban kesildikten sonra annesi kahvaltıya kavurma hazırlarken İkra da anneciğine yardım edecekti.

 

Yatağından kalktı. Önce kırmızı, yakası incili tulumuna baktı. Çehresine bir tebessüm kondu. Sonra da ayakkabılarını eline aldı, “canım ayakkabılarım” diye bebek sever gibi sevdi. Heyecanlıydı. Eğer İkra’nın derslerinin hepsi pekiyi olursa babası, ona beyaz ışıklı ayakkabı alacağına dair söz vermişti. İkra, ilkokulu birincilikle bitirmişti. Hediyeyi hak etmiş olmanın mutluluğuyla, küçük kızın kalbinde bayram sabahında kelebekler uçuşuyordu. İkra’yı da abisi İbrahim’i de âilesi hep mütevâzi yetiştirdiği için iki kardeş de maddî ağırlığı olan hediyeler yerine küçük şeylerle mutlu olmayı yeğliyordu.

 

İkra, kahvaltıdan sonra elbisesini ve ayakkabısını giyecek, kumral kıvırcık saçlarına kurdeleli kırmızı tacını da takacak, hilâl kaşına da zülüflerini düşürecekti. Ve her bayram yaptığı gibi bu bayram da komşu büyükleriyle bayramlaşmaya gidecekti. Ama önce Nezihe Teyze’ye uğrayacak, onun elini öpecek, bu bayram da Nezihe Teyze’nin hazırladığı beyaz mendili ve beyaz mendilin içine koyduğu harçlığı alacaktı. Eli öpülen büyüklerin çoğu çocuklara şeker veriyordu. Nezihe Teyze ise kapısını çalan her çocuğa ayakkabılığının üstüne hazırladığı, içinde harçlık olan mendillerden veriyordu. Bu yüzden çocuklar, Nezihe Teyze’yi çok seviyorlardı. Öğleden önce çocuklar, aralarında anlaşıp sırayla Nezihe Teyze’nin kapısını çalardı. Öğleden sonra da anneleriyle beraber o leziz baklavalarından yemeye giderlerdi. Nezihe Teyze, öyle güzel ve lezzetli baklava yapardı ki köyün bütün kadınları ona imrenirdi.

 

Nezihe Teyze, “Az veren candan, çok veren maldan” derdi. Hem beyaz mendilleriyle hem de ağızda dağılan baklavasıyla köyde nam salmıştı. Bayram günleri kapının çalışına yetişemediği zamanlar beyi, Şakir Amca kapıya çıkar, çocukları görünce nükteli bir edâ ile hanımına seslenir: “Gel hanım, gel! Seninkiler gelmiş.” der, çocuklarla bayramlaşır, onları Nezihe Teyzeleri ile baş başa bırakır, kendisi içeri geçerdi.

 

Bu tarih kokan teyzeyi, bu denli seven sadece çocuklar değildi elbette. Çocukların anne babaları da çocukluk zamanlarında, Nezihe Teyze’den çok mendil almışlar. O mendilleri genç kızlar çeyizlerine koymuş. Oğlan anneleri de oğlanlarının çeyizine koymuş. Çocukluğunda Nezihe Teyze’nin mendillerine ihtimam gösteren, örnek anne babalardan bir tanesi de İkra’nın anne ve babasıydı.

 

Nezihe Teyze gençlik zamanlarında mendil verdiği çocuklara nasihatler eder, mendillerin de dilinin olduğunu anlatırmış. Artık bir hayli yaşlandığı, haddi aşanlardan olduğu için eski gücü kalmamış, uzun uzadıya gelen çocuklarla ilgilenemez olmuştu. Lâkin onun, zamanında anlattığı hikâyeler yıllarca dilden dile köyün içinde dolaşıp durdu. Asıl ismi “Güneşli” olan bu köye civar köyler, “Mendilli” köyü derlerdi. “Güneşli köyü” denince birden pek hatırlayan olmazdı da “Mendilli köyü” denilince kim olursa olsun çehresine bir tebessüm konardı.

 

Köyün bütün halkı mendilin, hüznün de sevincin de, aşkın da nefretin de dili olduğunu Nezihe Teyze’den öğrenmişler. Delikanlılar sevdikleri kıza Nezihe Teyze’den aldıkları mendilin ucunu yakarak bir işaret gönderirlermiş. Genç kızlar, gönül verdikleri delikanlıların evlerinin önünden geçtiğini görünce, geçtikleri yola camdan mendil atarlarmış. Eğer o delikanlının gönlü de o mendil sahibindeyse delikanlı, kimsecikler görmeden mendili alıp cebine koyar, çaktırmadan etrafına şöyle bir bakınıp genç kıza işveli bir göz kırparmış. Nezihe Teyze’nin mendillerini işaret dili olarak kullanıp da yuva kuran çok genç olmuş. Bu çiftler evlendiklerinde bebeklerinin ağız mendilini de Nezihe Teyze’nin mendillerinden yaparlarmış. Böylece bebek doğar doğmaz hem Nezihe Teyze’nin kokusuna âşına olur hem de mendilin mâzisine alışmaya başlarmış.

 

Sevdiğinin adını mendile işleyen, mendilin kenarlarına da elvan çiçekleri yapan genç kızlar, evlenip barklandıklarında sevdâlarının hikâyesini çocuklarına anlatırken, sandıklarından işlemeli mendillerini çıkarırlarmış.

 

Tabii sevdasına karşılık bulamayan, mendili sahipsiz kalan çok genç de olmuş. Nezihe Teyze’nin mendilleri, aşkına karşılık bulamayıp ucunu yaktığı mendilin hepsini yakıp kül eden delikanlılar, işlediği mendili parçalayıp atan genç kızlar için de “hüzün mendili” olmuş. Kimisi de mendili ortadan kaybetmek yerine dert ortağı bilmiş, gözyaşlarını mendile akıtmış. Hattâ bazen gençler, mendilin dilini unutur, hangi mânâya karşılık geldiğini karıştırır, bir çuval inciri berbat edermiş.

 

İkra da İbrahim de evlerinin duvarlarında asılı olan, içinde F ve B harfleri ve karanfil desenleri ile işlenmiş beyaz mendilin bulunduğu çerçevenin hikâyesi ile büyümüşler. İkra’nın annesi Fadime Hanım, eşi Burhan Bey ile sevdâlarının nişânesini ve Nezihe Teyze’nin nâdide hediyesini sandıklara kapatmaya dâhi kıyamayanlardan sadece birisiydi.

 

Burhan bey, kaptandı. Delikanlılık zamanlarında ucu yanık mendili, Fadime Hanım’ın geçtiği yola bırakıvermiş de aşkına karşılık Fadime’nin düşüncesinin ne olduğunu öğrenemeden gurbete gitmek zorunda kalmış. Bir daha ki sefere köye gelişinde, limanda Fadime’nin köşe başındaki parkta, ıhlamur ağaçlarının altında ürkek bir ceylan misâli, birine görünmekten korkarcasına etrafına bakındığını fark etmiş. Bu ürkek ceylanı, daha fazla ürkütmemek için usulca Fadime’nin yanına doğru yürümeye başlamış. Fadime, Burhan’ın yanına geldiğini fark edince mahcup bir edâya bürünmüş, o da Burhan’ın yanına yaklaşmış ve cebinden beyaz bir mendil çıkarmış. Yüzü al al olan Fadime, Burhan’a hiçbir şey söyleyememiş, onun yüzüne bakmaya bile hayâ etmiş. Sadece cebinden çıkardığı mendili, utancından elleri titreye titreye Burhan’a uzatmış. Burhan, gülümseyerek mendili bir çırpıda alınca Fadime de oracıktan kaçıp gitmiş. Fadime’nin bir şey söylemesine lüzum yoktu ki. Nasıl olsa mendil, mendilin dilinden anlardı! İşte duvarda çerçeve içinde asılı olan mendil, ucu yanık mendile karşılık verilmiş o mendildi! O gün bugündür, Burhan Bey gemiyle yakın mevkiden geçtiği her seferinde, Fadime Hanım karadan beyine o ucu yanık mendili sallardı. Burhan Bey de her gurbetten gelişinde, gülen bir çehre ile “Sallasana sallasana mendilini…” türküsünü mırıldanarak eşini ve çocuklarını selâmlardı.

 

İbrahim, üniversiteye başladığı yıllarda hoşlandığı bir kıza Mendilli köyünün, mendil âdetiyle babası gibi cilve yapmaya kalkmış da mendilin ucunu yakayım derken mendil birden tutuşuvermiş, üstelik elini de yakmış. Rezil olduğuna mı, üniversitede adı “beceriksiz Mendilli” kaldığına mı yansın!

 

Kültürümüzde dilinin bin bir türlü mânâya remiz olduğu, kalpteki duyguların tercümanlığını yapan beyaz mendilin, Mendilli’de de Nezihe Teyzesinin mendilleri vesilesiyle köy halkının gözünde ayrı bir yeri vardı. Maziyi yâd edenin muhakkak bir mendil hikâyesi hatırına gelirdi.

 

İkra da işte bu yüzden çocukluğu boyunca bayramların gelmesini iple çekmiş, her bayram sabahına sevinçle uyanmıştı. Fakat bu kurban bayramı, Nezihe Teyze’den alacağı beyaz mendil sevinciyle uyandığı son bayram olmuştu. Bayramdan birkaç ay sonra Nezihe Teyze Hakka yürüdü. Bu kıymetli, her zaman iyilikleriyle yâd edilecek Nezihe Teyze vefat ettikten sonra ne İkra ne İkra’nın yaşıtları ne de İkra’dan sonraki nesil, bu denli bayram sabahlarına sevinçle uyanamadı. Çünkü Nezihe Teyze ile birlikte mendiller de âdeta toprağa gömülmüştü. Yerini, beceriksiz kâğıt mendillere bırakmıştı. Hiç onlara işleme olur muydu? Onlar, sevdânın veya hüznün nişânesi olabilirler miydi? Heyhat! Mendilli’de Nezihe Teyzeden sonra bu geleneği sürdüren kimse de çıkmadı. Avuç içlerinde, sandıklarda, duvarlarda sadece Nezihe Teyze’nin sağ iken verdiği ve derin mâzileri olan mendiller kaldı.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Şehitlik oyunu... - Sayı 119
Hazır mıyız?... - Sayı 118
O Da Yetimdi... - Sayı 117
Âyet Gâyet Açık... - Sayı 116
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (130):
Yapay zeka ve dijitalizm

Son Eklenen Yorumlardan
 Senirkent facìasi ile ne alaka... EB

 Hep bel altı vurmuş... Mustafa Güneş

 şair hep aktifden örnek veriyor. Bu işi biliyor sanırım ... Adnan Ay

 çok duygulandım teşekkürler ... Esra Çay

 Bence çok güzel ama biraz dili agir... Yusuf Korkmaz


Türkçe’nin kırpıla kırpıla ne hale getirildiğine bakmadan kalkmışız, “eser vermeli, eser vermeli” diyoruz.
Halbuki “Güneş Dil Teorileri”nin temel yapılmak istendiği bir dili kullanarak karşımızdakilerle konuşup, anlaşabildiğimize şükretmeliyiz.
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Güneş yeniden doğuyor
Adâlet lâzım
Kimseye sözüm var
Ümitle
Kimlikten ideale Türk yüzyılı


Yavuz Sert - Kimlikten ideale Tür...
Ali Erdal - Bu bayrağa basılmaz,...
Kadir Bayrak - Türk kimliği
Necip Fazıl Kısakürek - Tamamlığın şartları
Ekrem Yılmaz - Zaman bendedir şuuru
Ekrem Yılmaz - Türk binyılı
Ekrem Yılmaz - Bekir geldi
Ekrem Yılmaz - Ümitle
Dergi Editörü - Bekliyoruz
Necdet Uçak - Bizim Yunus
Necdet Uçak - Ne beklediğim var ne...
Mustafa Büyükgüner - Türk marşı
Mustafa Büyükgüner - Şaşkınlar
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu
Kardelen Dergisi - Kardelenin 15 Temmuz...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Zaimoğlu - İnsan kalma savaşımı...
Mehmet Balcı - Güler misin ağlar mı...
Hasan Tülüceoğlu - Kırık yaz
Ahmet Çelebi - Sükût
İğneci - Gerçek büyükleri tan...
Halis Arlıoğlu - Geç kalan bir yazı
Halis Arlıoğlu - Aklıma takılanlar
Murat Yaramaz - Yakınma
Gözlemci - Hadislere bakış
Mahmut Topbaşlı - Türkiye yüzyılı
Mahmut Topbaşlı - Çözülen hayatımdır
Cahit Ay - Ateşe perde
Cahit Ay - Sû-i zan
Cahit Ay - Yattı ve yattı
Mevlüt Yavuz - Gökyüzüne kement vur...
Cemal Karsavan - Sığmam artık şiirler...
Yaşar Akyay - Güneş yeniden doğuyo...
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm yok
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm var
Saltuk Buğra Bıçak - Adâlet lâzım
Emre Kaymaz - İlim ve irfanla Türk...
Hasan Veli - Baba
Ayşe Çağlayan - Ben de yolcuyum
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 17496254
 Bugün : 42
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 833983
 Bugün : 1
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 359
 129. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim