Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 36 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     933 kez okundu.     2 yorum bırakıldı.     Yazara Mesaj

Bizim olmayan gemide kaptan olmak
Yaşar Akyay

  Sayı: 121 -

İnsanın hak ve hakikate ulaşabilmesi için cevabını bulması gereken sorular ve bilmesi gereken konular vardır. Bunların en önemlilerinden bir tanesi de: “İnsanın, vücudunun yaratılması, yaşatılması, yönetilmesi ve yenilenmesi konusunda yetkisi ve etkisi nedir? İnsan vücudunun gerçek mânâda sahibi ve maliki midir? Yoksa vücut, yaratma, yaşatma ve yenilenmesi yaratıcıya ait olup, sadece yönetme yetkisi insana bırakılan bir emanet midir?” sorusudur.

Bizim inancımıza göre insan kendi vücudunun, evlâdının ve uhdesinde olan malın gerçek mânâda sahibi ve maliki değildir; bunlar ona imtihan için ve emanet olarak verilmiştir. Bu konuda Yunus EMRE; “Mal sahibi, mülk sahibi. Hani bunun ilk sahibi. Mal da yalan, mülk de yalan. Var biraz da sen oyalan.” diyerek bu hakikate parmak basmıştır.

İnsan, kendisini kendi vücuduna malik ve vücudunun işleyişine hâkim sanma gafletine düşmemelidir; çünkü kendi vücudumuzu ve vücudumuzdaki organlarımızı biz yapmadık. Vücudumuzdaki organların çalışma talimatını biz hazırlamadık. Onların yenilenmesini ve gelişmesini biz sağlayamıyoruz. Bunlar bizim irademizin dışında ve gücümüzün üzerindedir. Bizim bilgimiz dışında organlarımız programlanmış ve bizim haberimiz olmadan hücreler yenileniyor, biz uyurken bile organlarımız çalışmaya devam ediyor.

Bu hakikati anlayabilmek için hayatımızdan birkaç örneği inceleyelim. Teneffüs ettiğimiz hava vücudumuza girerek canlılığımızı devam ettirir; vücut ısımızın normal seviyede kalmasını sağlar; kirlenen kanın ciğerlerde temizlenmesini temin eder ve ağzımızdan kelimelere dönüşerek çıkar gider.

Bir portakal veya mandalinada, rengiyle gözümüzün, kokusuyla burnumuzun, tadıyla dilimizin, lezzetiyle vücudumuzun hazzı ve yararı vardır. Öyleyse bizim bedenimiz ve azalarımızla bunların lezzet ve gıda alacağı meyveleri yaratan güç aynıdır. Bunların yaratılması ile ilgili olarak bizim ne plân ve projemiz, ne de karar ve gücümüz vardır. Demek ki bizim vücudumuzu kim inşa etti ise o meyveleri de O yaratıp ikram etmiştir.

Vücudumuzu, yaklaşık olarak dünyayı altı defa dolaşacak kadar damar ve sinirlerle donatan Rabbimiz: Kan damarlarımızın içinde bulunup, ayaklarımızdaki tırnaklarımızdan başımızdaki saçlarımıza kadar vücudumuzun her tarafına gıda dağıtan ve kana kırmızı rengini veren alyuvarların yanında, akyuvarlara da bir asker gibi mikroplara karşı mücadele görevi vermiştir. Demek ki dışardan vücudumuza giren mikropları kim yarattı ise onları tanıyıp onlara karşı mücadele eden akyuvarları da O yaratmıştır.

Yani vücudumuzu yaratan da, yaşatan da, idare eden de başkasıdır. Bilgimiz, yetkimiz ve gücümüz dışında olan şeylerle beyhude yorulup ıstırap çekmeye gerek yoktur. O’nun yaptıklarının ve yarattıklarının hikmetini anlamadan veya beğenmeyerek itham etme (suçlama) yoluna gitmemeliyiz. Bizim görevimiz: Her şeye gücü yeten (Kadîr), çok merhametli (Rahîm) olan O Malikin varlığına ve birliğine inanıp, kudretine dayanıp, sorumluluğumuz dâhilinde olan konularda O’nun rızasını kazandıracak bir hayat tarzı seçmeye gayret etmektir.

Bir arkadaşının bahçesine ziyarete giden bir adam, yerdeki kabak fidanının meyvesi olan kabağı ve ilerideki ceviz ağacının meyvesi olan cevizi görünce şaşırır ve “Küçücük fidanda kocaman kabak, kocaman ceviz ağacında küçücük ceviz” diyerek şaşkınlığını ifade eder. Gölgelenmek için ceviz ağacının altına oturunca, başına yukarıdan bir ceviz düşer ve başını acıtır. Acı ile kıvranırken, eğer ceviz ağacının meyvesi kabak kadar olsaydı o zaman benim halim nice olurdu? Bundan sonra yaratanın işine karışmam, bunda da bir hikmet varmış, diyerek hem merakını gidermiş olur, hem de yaratıcının tasarrufuna rıza göstermek gerektiğini anlamış olur.

Ayrıca sadece bizim vücudumuz değil, kâinattaki bütün varlıklar da O’nun mülküdür ve O’nun tasarrufu altındadır. Köydeki tarlayı, şehirdeki bahçeyi, deniz kenarındaki yazlığı da gerçek mânâda bizim zannetmeyelim. Bizden önce niceleri oraları ekip-biçip kullanıp, mesken yapmasına rağmen giderken götüremedi. Bizden sonra yine niceleri oralarda mekân tutacak, ekip-biçecek ve kullanacak, fakat beraberinde götüremeyecek. O zaman gerçek mânâda bizim olmayan şeylere gönül bağlamaya ve ayrılıp giderken hicran acısı çekmeye değmez.

Unutmayalım ki, biz vücudumuzun da çocuklarımızın da, mal ve mülkün de gerçek sahibi olmayıp, biz onların sadece birer emanetçisiyiz. Bizim görevimiz: Bu bilinçle hareket edip, emanette emin olmak; gerek mal-mülk olsun gerekse bedenimiz ve azalarımız olsun, gerek çoluk çocuğumuz olsun, emaneti doğru kullanarak sorumluluğumuzu yerine getirmektir.

Sahabeden Ebu Talha’nın (r.a) uzun süreden beri hasta olan ve iyileşmeyen bir çocuğu vardı. Bir gün eve geç saatte geldiğinde hanımına çocuğunun durumunun nasıl olduğunu sordu. O da şu anda sakin yatıyor cevabını verdi. Ebu Talha çocuğa bakmak isteyince hanımı: Şu anda sakin yatıyor rahatsız etme diyerek çocuğun yanına girmesini engelledi. Sabah olunca da eşine, Ebu Talha: Komşudan bir araç-gereç alsan, işini gördükten sonra da sahibi geri istese ne yaparsın diye sordu. Ebu Talha: Tabii ki işimizi görmek için emanet olarak aldığımız malzemeyi işimiz bittikten sonra itiraz etmeden iade ederim, diye cevap verdi. Hanımı da: Allah (c.c) da sana çocuğunu emanet olarak vermişti, şimdi de geri aldı, diyerek çocuğun vefatını haber verdi. Olayı haber alan Peygamber Efendimiz tebessüm ederek: Allah (c.c) size emanet olarak verdiği çocuğu geri aldı, ancak sizin yine bir erkek çocuğunuz olacak diyerek, aileyi hem teselli etti, hem de onları yeni bir çocukla müjdeledi. Bu olay da İslâm tarihinde yaşanan emanet inancı ile ilgili en dikkat çekici örneklerden biridir.

Allah (c.c) mülkünde istediği gibi tasarruf eder. O bizleri bazen sağlıklı bazen hasta, bazen güçlü bazen zayıf, bazen zengin bazen fakir, bazen güzel bazen çirkin yapabilir. Bunlar Allah’ın kullarını imtihan etmesinin birer tezahürüdür. Olayların iç yüzüne vakıf olamadığımız zaman da, isyan ve itiraz etmek yerine teslimiyet göstererek, İbrahim HAKKI gibi “Mevlâm görelim neyler, neylerse güzel eyler” diyebilmeliyiz. Zira itiraz ve isyan da sonucu değiştirmeyecektir.

Kendi vücudumuz, yaşamımızı sürdürmek için gerekli olan gıdalar, bize ihsan edilen mal-mülk ve evlâtlar vs. açısından Yaratan, yaşatan, ihtiyaçlarımızı temin eden, gıdaların oluşması için toprağı, havayı, rüzgârı, yağmuru, ısı ve ışık kaynağı olan güneşi hizmet ettiren, vücudumuzdaki hücrelerin yenilenmesini sağlayan biz değilsek o zaman bizim hayattaki rolümüz nedir?

Bizim rolümüz, ücret karşılığında çalıştığımız otobüste şoför, gemide kaptan, trende makinist, uçakta pilotluk yapmak gibi olup, kullandığımız vasıtaya uygun yakıtı koyarak, kendine mahsus kurallar çerçevesinde hareket edip, sağa sola çarparak hasar vermeden aracı kullanmak ve ücretimizi almaktır. Eğer yanlış yakıt koymak ve trafik kurallarına uymamak nedeniyle araca zarar verir, yaralanmalara ve ölümlere neden olursak, bizim için bunun mutlaka malî ve adli sonuçları olacaktır.

Aynen bunun gibi, sadece komuta etme yetkimiz olan bedenimizle ilgili olarak; sağlığa zararlı ve haram kılınmış olan yiyecek ve içeceklerle ve yanlış güzergâh tercihiyle kendimize zarar verirsek, karşılığı cennet olan bir ücret almak yerine, uhrevi cezaevi olan cehennemle muhatap oluruz. Rabbim aklımızı doğru kullanıp, hak ve hakikate ulaşmayı ve ebedî mutluluğu hak etmeyi nasip ve ihsan eylesin.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Ekleyen : Ömer Faruk Erkoyun    19.09.2024
Yorum : Ne mutlu takva üzere yaşayabilene... Tebrik ederim, sade, anlaşılır ve sıkılmadan okunacak şekilde kaleme alınmış. Ancak küçük bir düzeltme; 11. paragraf 5. satırda "Ebu Talha" fazla yazılmış. Başarılarınızın devamını dilerim.




Ekleyen : Ömer Faruk Erkoyun    19.09.2024
Yorum : Ne mutlu takva üzere yaşayabilene... Tebrik ederim, sade, anlaşılır ve sıkılmadan okunacak şekilde kaleme alınmış. Ancak küçük bir düzeltme; 11. paragraf 5. satırda "Ebu Talha" fazla yazılmış. Başarılarınızın devamını dilerim.





 
Güneş yeniden doğuyor... - Sayı 129
Ekonomi ve helâl bilinci... - Sayı 128
Beslenmede sünnet ölçüsü... - Sayı 127
Hakkın hâdimleri ve bâtıl... - Sayı 126
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (130):
Yapay zeka ve dijitalizm

Son Eklenen Yorumlardan
 Senirkent facìasi ile ne alaka... EB

 Hep bel altı vurmuş... Mustafa Güneş

 şair hep aktifden örnek veriyor. Bu işi biliyor sanırım ... Adnan Ay

 çok duygulandım teşekkürler ... Esra Çay

 Bence çok güzel ama biraz dili agir... Yusuf Korkmaz


Türkçe’nin kırpıla kırpıla ne hale getirildiğine bakmadan kalkmışız, “eser vermeli, eser vermeli” diyoruz.
Halbuki “Güneş Dil Teorileri”nin temel yapılmak istendiği bir dili kullanarak karşımızdakilerle konuşup, anlaşabildiğimize şükretmeliyiz.
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Güneş yeniden doğuyor
Adâlet lâzım
Kimseye sözüm var
Ümitle
Kimlikten ideale Türk yüzyılı


Yavuz Sert - Kimlikten ideale Tür...
Ali Erdal - Bu bayrağa basılmaz,...
Kadir Bayrak - Türk kimliği
Necip Fazıl Kısakürek - Tamamlığın şartları
Ekrem Yılmaz - Zaman bendedir şuuru
Ekrem Yılmaz - Türk binyılı
Ekrem Yılmaz - Bekir geldi
Ekrem Yılmaz - Ümitle
Dergi Editörü - Bekliyoruz
Necdet Uçak - Bizim Yunus
Necdet Uçak - Ne beklediğim var ne...
Mustafa Büyükgüner - Türk marşı
Mustafa Büyükgüner - Şaşkınlar
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu
Kardelen Dergisi - Kardelenin 15 Temmuz...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Zaimoğlu - İnsan kalma savaşımı...
Mehmet Balcı - Güler misin ağlar mı...
Hasan Tülüceoğlu - Kırık yaz
Ahmet Çelebi - Sükût
İğneci - Gerçek büyükleri tan...
Halis Arlıoğlu - Geç kalan bir yazı
Halis Arlıoğlu - Aklıma takılanlar
Murat Yaramaz - Yakınma
Gözlemci - Hadislere bakış
Mahmut Topbaşlı - Türkiye yüzyılı
Mahmut Topbaşlı - Çözülen hayatımdır
Cahit Ay - Ateşe perde
Cahit Ay - Sû-i zan
Cahit Ay - Yattı ve yattı
Mevlüt Yavuz - Gökyüzüne kement vur...
Cemal Karsavan - Sığmam artık şiirler...
Yaşar Akyay - Güneş yeniden doğuyo...
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm yok
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm var
Saltuk Buğra Bıçak - Adâlet lâzım
Emre Kaymaz - İlim ve irfanla Türk...
Hasan Veli - Baba
Ayşe Çağlayan - Ben de yolcuyum
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 17494343
 Bugün : 873
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 833682
 Bugün : 59
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 219
 129. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim