|
Güzel ahlâk ekonomisi Ekrem Yılmaz Sayı:
128 -
 Ekonomi; üretim, mülk, sermaye, emek, servet, tercihler, tasarruf, bütçe, aile, işletme, devlet, pazar, fiyat, istikrar, enflasyon, paylaşım, iktisadi büyüme, istihdam, dış ticaret, ihracat-ithalât, refah, israf, haram-helâl, ahlâk, zekât, faiz, sadaka, hediye, vakıf, bağış, finansman, zenginlik, fakirlik ve daha nice kavramı bünyesinde barındıran bir alan… Öyle bir zemin ki, birçok sistem, ahlâk, fikir ve ideolojiye konu olmuş; kimine göre esas, kimine göre teferruat... Kimine göre sistem, kimine göre sistemin bir altkümesi; kimine göre gaye, kimine göre vasıta… Kimine göre her şey, kimine göre hiçbir şey. Kimine göre bir ilim, kimine göre tarifinde dahi uzlaşılamamış bir görüş bildiriş… Kimine göre bir fikir, kimine göre bir ahlâk. Ve bize göre de fikir ahlâktır ve ahlâk fikirdir. Onun için burada sayılan ve daha sayılamayan birçok kavramı harmanlayıp ilişkilendiren, bir potada eritip senfonisini insanlığa sunan bir imânın ahlâkından ibaret olan bir altsistemdir ekonomi… Adı da Güzel Ahlâk Ekonomisi…
Bu ekonomik görüşü detaylandırmadan önce bugün ilim(!) diye okutulan ekonomiyi şöyle bir çerçeve içine alalım. Nevin’e göre ekonomi, insan faaliyetlerini müşahhas olarak çerçevelemeye çalışan sosyal bir olgudur. Robins’e göre: insan tercihlerinin seçenekler arasındaki gözlenirliği veya alternatif kararların değerlendirmesini yapan akademik bir uğraştır.
Ekonomiye kesin olarak ilim diyemedikleri için, sonunda bu işe kafa yoranlar, (ekonomics is what economists do), ekonomistlerin yaptığına ekonomi denir, demişlerdir. Komik gibi ama literatürde bunu okuyoruz. O halde biz de bir ekonomi tarifi deneyelim: Ekonomi: Muhtaç olan ve sınırlı kaynaklarla üreten fert ve işletmenin, piyasadan evvel, piyasada ve piyasadan sonra taraf olarak davranışlarını tespit etmek, gözlemlemek, sebep-sonuç ilişkilerini açıklamaya çalışmak tecrübesidir. İnsanın esas ve en temel ihtiyaçları; beslenme, örtünme ve barınmadan ibarettir. Ekonomi de bu ihtiyacın karşılanması vakıasının sürecidir.
Ekonomiyi bugün cari akademik çevrelerde ve literatürde konuları ele alış ve işleyiş açısından iki ana bölüme ayırdılar: Mikro- ve Makroekonomi… Mikroekonomi, aile bütçesi, işletmeler gibi birimlerin ilişkilerini, fiyatın oluşumunu, bölüşümü inceler. Makroekonomi ise genel iktisadi olgu olan para tedariki, cemiyetteki ekonomik değerlerin dolaşımı ve doğurduğu neticeler, ekonomik istikrar ve iktisadi büyüme gibi ekonomi konularını bir bütün olarak ele alıp inceleyen daldır.
Burada biz iktisada üçüncü bir yaklaşım eklemek istiyoruz: Ekonomi üstü bakış veya üstekonomi… İzahı da şöyle: Salt ekonomik davranışların hayatın diğer tüm şubeleri ile etkileşimini inceler. Bilgi, kültür, inanç, örf ve adetlerin, davranışları nasıl ve ne yönde etkilediğini araştırır. Değişik kültürlerin hâkim olduğu piyasalarda fiyat oluşumu, ekonomik davranışlar, paylaşım, refah algısı niçin farklılıklar arzeder? Elbette kapitalizmin homoekonomikusu ile asilyolun mutedil insanı farklı davranacaktır. İşte mukayeseli ekonomi de denen bu bölüm literatüre yeni girecek ve ekonomiyi müstakil bir üst sistem görmeyecek.
Bu girişten sonra tezimize geçmeden evvel şu genel insanî hakikate dikkat çekmek isteriz. Uzman psikiyatristler ifade ediyor ki, mutluluk gaye edildiğinde o bir ufuk gibi kaçar, erişilmez olur. İnsan üstüne düşeni yapar, liyakati esas alır, hayatın gerilimine dayanırsa mutluluk hiç gaye bile edinmeden onu bulur. Hasta olmamaya uğraşmak da böyledir. İnsan hasta olmamayı gaye edinir, buna uğraşırsa zaten hasta olmuştur: Hastalık hastalığı… İnsan helâl ve makul beslenecek, aşırılıktan kaçacak, sağlıklı olmanın kurallarına uyacak ve netice gaye edinmemişken bile hasta olmadan sağlıklı bir bünyeye sahip olacak. Tıp ve diyetisyenlik uzmanlarının tespiti de bu şekilde…
Konumuza dönersek, ekonomik istikrara, kısaca refaha nasıl ulaşacağız? Sorusu iktisat ilmi(!)nin ana sorunudur. Ekonomik istikrar gaye edinilerek ele geçer mi? Ekonomi modelleri tarihi ve günümüz itibari ile buna bir çözüm bulabilmişler mi? Hayır, malesef okutulan ekonomi modelleri ve tezlerinin bu probleme üretebildikleri kesin bir çözümleri, reçeteleri yoktur. Sihirli bir değneklerinin olmadığını literatürde ifade etmişlerdir. Ancak refah direk gaye edilmeyip, hayatı bir nizam içinde yaşayarak, gayenin ekonomik istikrar değil de insanî yaratılış ve ötelere uzanan bir imanın çerçevesi içinde ve ahlâkın gaye edildiği hayatta huzur ve refaha ulaşmanın mümkün oluşundan söz edilebilir. Güzel Ahlâk Ekonomisi dediğimiz, yaşanmaya değer hayatın şifreleri ile kurulan nizamda refah gaye değil, bir neticedir. Bu sistemde insana niçin yaratıldığı ve esas gayesinin ne olduğu anlatılmış ve inandırılmıştır. Böylece ekonomi bir üst sistem değil bir alt sistemdir. Esas nizam: İman ve ahlâkı çerçeveler. Bunlar hayata hâkim kılındığında da ulaşılması gaye edilmeden bile o fert ve cemiyet istikrara kavuşur. Nasılın cevabı uzun ise de yazımız çerçevesinde ana hatlarına değinecek olursak, durum şudur:
Ahlâkı bir inanç sistemi, din vazedebilir: O da İslâmdır. Güzel ahlâk, Allah’ın emri, Allah Resulünün de Ahlâkıdır. Ve -selâm Ona olsun- buyuruyor: “Ben güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim.” O zaman nedir Güzel Ahlâk Ekonomisinin esasları? Evvelâ doğru itikat, iman, sonra amel (yaşanmaya değer hayat şifreleri), daha sonra emri üzere muamele ve Onun ahlâkı: Tüm emirler ve yasaklar manzumesi, haram helâl hassasiyeti, zekâtı vermek (emir), faiz (haram) yememek, sadaka vermek, hediyeleşmek, komşusu açken tok olamamak, vakıf kültürü, ferdin kendisi için istediğini başkası için istemesi olarak bütün emirler ve kaçınılması gereken esaslar sayılır. Bunların direk ekonomik gaye olarak yapılmadığı, yapılamayacağı aşikâr. Bunlar hayat nizamı olarak yerine getirilir. Semeresi olarak fert ve toplum huzur ve refahı bulur, böylece dünyada ulaşılabilecek mutluluk ne kadar ise ona kavuşmuş olur.
Güzel Ahlâk Ekonomisi kendi başına müstakil bir üstsistem değildir. Kafa ve gönüllerinden iman ve ihlâs ile bağlı insanların hem idareci ve hem tebaa olarak haklarına razı ve her hakkı kendi isteyemeyeceği kadar verilmiş ve korunmuş şekilde idareye, siyasete, kültüre, üretime ve tüketime iradî katılımları ile gerçekleşir ve yürür bir altsistemdir. Ana bir nizamın şubesi ve cüzü olarak. Devlet başkanından en basit ferdine kadar aynı kural ve prensipler içinde şahıs ve devlet olarak nerelerde ve ne kadar hür; fertler nasıl ve nerede eşit veya denk muameleye tabi; nizam ve intizamın sağlanmasından hangi içtimaî, ahlâkî, hukukî, ruhî, itikadî ve amelî disiplinlerin geçerli olduğu önceden belli; piyasaya ve fiyatlara müdahaleyi yasakladığından (İmamı Yusuf-Kitabül Haraç) gerçek serbest piyasa ekonomisinin mucidi, fakat bağlı olduğu (itikadî ve fıkhî) kurallar gereği totaliter nizamcı bir ana sistemin, rejimin alt kümesi olan bir ekonomik model. “Eskimez Yeni ”nin enformasyon, bilişim ve iletişim çağına sunduğu teklif. Bu teklif, bu reçete, bu nizam, bu model yeni bir tez değil, bilâkis 15 asırlık Eskimez Yeni ve yenileyici yaklaşımdır. Uygulamalı örnekleri her devir olmuştur ve biz bu sesi, haykırışı sadece yeniliyoruz. Bizimki ne yeni bir mezhep ne yeni bir icat… Sadece ortada olan hakikatin, gökte asılı güneşin kâşifliğidir. Bu tezin bu keşfi detaylandıracaklara, ilerleteceklere, hayata hâkim kılacaklara bir itici güç olmasını temenni ederiz. Ve ayrıca dünya ekonomistlerinin de dikkatine... Bu sistemin ekonomik problemleri çözerken kullandığı sembolik tipin adı: “Mutedil insan”… Mü’min, orta yolu bulmuş insan: Sıratı müstakim üzere olan manâsına… Öyle bir orta yol ki, bütün erişilmezlerin yakalandığı, zaptı rapt altına alındığı ideal ve ilâhî iksir. Bir diğer adı: Sıratı Müstakim…
Hiçbir mümin namazı jimnastik, egzersiz olarak görmez ve yapmaz. Ve hiçbir insan da istikrarlı bir şekilde bir ömür sırf egzersiz olsun diye bu hareketleri yapamaz. Mümin ancak kulluk gereği ibadet olarak yapar. Egzersiz olarak yapanın umduğu faydadan da fazla bedenî ve ruhî faydasını görür. Aynı şekilde Güzel Ahlâk Ekonomi modeli olan asil yolun icaplarını da en mükemmel, en optimal ekonomik verime ve refaha kavuşmak için değil de Allah rızası için yapan fert ve cemiyet de hiç gaye edinmeden arzu edilen refah ve huzurun da fazlasına erişir.
Asilyolun hükümlerinden bazılarını tekrar sıralayacak olursak:
Uzun emel ve rızık endişesi yok, israf etmek yasak, komşuyu ve hemcinsini kollamak, misafiri sevmek, çalışmak ibadet, helâl kazanç emir, kanaati tükenmez hazine bilmek, harcamada ne eli çok açık ve ne eli çok dar olmak var. Fiyatlara müdahele yok. Rızkın onda dokuzu ticarette… Halkın ihtiyacını pazara dökenler Allah yolunda savaşanlar gibi… Stoklayanlar da Allah’ın Kitabına karşı küfredenler gibi… Satıcı malının bir kusuru varsa gizlemez. Allah işini güzel yapanı sever. Tıp ve ekonomi elele: Acıkmadan yenmez, doymadan kalkılır. Faiz yenmez, zekât verilir. Mümine boş kalınca hemen yorulmak emredilir. “Boş oturanı Allah sevmez” ata sözümüz ne güzel ifade etmiş. Bütün bunlar bir ekonomik gaye diye mi yapılır? Hayır. Bütün bunların müeyyidesi, yaptırımı ne? İman ve Allah korkusu! Kimsenin başına bir jandarma dikemezsin. Gerekmez de zaten, zira insan imanı veya küfrü seçmekte hür…
O halde: Esasların esası nedir? Allah insanı niye yarattı? Kulluk için, kendisine ibadet etmesi için… Gaye ne? Ona ulaşmak, kavuşmak; Müslümanca ölmek. Bundan öncesi, dünya gaye değil tarla, gaye netice alınacak yere tertemiz gitmek. Zira orası ahiret : Biçim zamanı… Müslüman bunu göz önünde bulundurarak yaşar. Onun için mal, mülk ve evlâtlar birer imtihan olarak bilinir ve emanettir. Bu durumda vakfın icat edilmesi çok tabii değil mi hayata böyle baktıran bir iman manzumesinde? İhtiyaç fazlasını hemen tasadduk etmeyi, sadaka vermeyi ısrarla tavsiye eden din: İslâm… Ve Allah Zengin ve Allah Zengin Eden, Cömert! Sadaka da malı eksiltmiyor.
Asil Yol bir sentez değil, direk tezin kendisi… İslâm vagon değil, lokomotiftir. Bütün diğer sistemlerin cennet hayallerini tasavvurlarının fevkinde kendinde toplamış, birbirlerinde eleştirdikleri menfilikleri de kökten silip, kesip atmıştır. Kötülüğe ve kötüye hayat hakkı tanımamıştır. Haram olan, gayri meşru kazanç yollarını kapatmıştır. Ne cemiyeti ferde yedirir(liberalizm-kapitalizm) ve ne ferdi cemiyete kurban ettirir(komünizm). Sermayenin dehhameleşmesine fırsat vermez (faiz yasak) ve sendikaya lüzum bırakmaz (işçinin hakkı teri kurumadan verilir).
Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul;
Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa!
Uygulandığında zekât verecek bir muhtaç bırakmayacak o sisteme selâm olsun. Sıratı Müstakim olan o sistemde “el, helâl kârda, gönül ise doğrudan doğruya yârdadır”.
Anneler babalar çocuklar gelin!
Teklif kıyamete kadar bütün insanlığa: YIĞINLAR GELİN!
|