Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 35 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     1 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Hadiselere bakış
Gözlemci

  Sayı: 128 -

İRAN’IN İHTİYACI

 

Fert için zararlı olan, toplum için haydi haydi... Kendini olduğundan üstün ve güçlü gösterme gayreti ve başkalarını küçümseme ahmaklığı ferdi gülünç hale getirdiği gibi; kibri toplum adına sistemleştiren ve topluma “tanrılık” izafe eden ırkçılık da toplumu ve bilhassa bu işin öncülerini, öyle gülünç duruma düşürür. Halbuki “İnsanın nesebinde iftihar edebileceği şeyler, toprakla sudan başka ne olabilir?” (Hz. Ali)

İran destanlarında, bizim “Acem palavrası” deyimimizi haklı çıkaracak mübalâğalar görülmeyecek gibi değildir... Fars, tarih boyunca kendini hep mübalâğa etti... Kahramanları, Zaloğlu Rüstem... Yumruğuyla kayaları tuz buz ediyor; demirleri büküyor. Kopardığı için zincirlenemiyor. Bizde atasözüne bile girdi: “El yumruğu yemeyen, kendi yumruğunu Zaloğlu Rüsteminki sanır”. Destanda şöyle övülüyor: Afrasiyap’ı bile yendi. Afrasiyap, bizim destanımızdaki Alp Er Tunga...

Fars, İslâm’ı, teslimiyetle değil “sen sensin, ben de benim” kibriyle itikada varan yorumlarla, âdetâ pazarlık eder gibi kabul etti ve bir ayrılık ortaya çıktı: Şiilik... Şiiliği devlet gücü ile müesseseleştirdi... Günün tabiri ile kurumsallaştırdı. Ekolleşmeyle değil… İslâm’a mugayir olarak, ruhbanla bürokrat arası bir din adamı sınıfı ihdas etti. Aileyi dinamitleyen ve kadını satılık meta gibi gören “mut’a nikâhı” ve daha neler neler… Bunları bölgede İmam-ı Âzam gibi bir zat yetişmesine ve isminden mensubiyeti anlaşılacak olan büyük sahabî, Peygamber övgüsüne mazhar, “Altın Silsile”nin ikincisi Selman-ı Farisî’ye rağmen yaptı. İmam-ı Âzam için bir İslâm büyüğü şöyle diyor: “İsa Peygamber’in (O’na selâm olsun) ümmetinde bir İmam-ı Âzam olsaydı, İncil’e insanların dâhil ettiklerini bir bir ayıklardı”. Bilakis İran, bir bir inancı zedeleyecek uygulamalara rağbet etti.

İran’ın dünkü politikası gibi bugünkü politikası da destanlarına uygun... Halkını bilhassa Fars diye ifade ettim. İnanç sistemi ve devlet anlayışı, Fars kültüne istinat eder. Nüfus bakımından Fars; başta Türk ve Kürt olmak üzere diğer toplulukların her birinin karşısında azlıktır. Hâkim oligarşi, militan din yorumu ve zengin Farsça; Fars dışındaki unsurları, çokluklarına rağmen, bastırmış ve etkisizleştirmiştir. Yıllar süren çabasının sonunda, kazancı (!), kendi ülkesinde bile azınlık olmak... “Büyük ve küçük şeytanın” karşısında Zaloğlu Rüstem olamadı ama İran dışında, “büyük ve küçük şeytanla mücadele” söylemi ile kurduğu militan örgütlerle, müslümanların tepesinde Demokles’in kılıcı oldu. Halkının tepesinde de… Şiiliği yayma gayretleri, fitneye sebep olmaktan başka sonuç vermedi. Harita üzerinde azımsanmayacak bir alanda etkili görünse de hiçbir ülkede Şiiliği irfan haline getiremedi. Kendi ülkesinde bile… Muteriz yorumlarla başlayan, yayıldıkça yeni muteriz yorumlar doğurdu. Arka teker, ön tekerin izinde… Karar almada kekeme, kuyruğu dik tutmaya çalışan ağır ve hantal, kararsız bir bürokrasi… Kendi ülkesinde bile ayakta kalması; rejimi ayakta tutma gayretinden başka bir şeye gücü yetmeyen, kurduğu militan örgütlere bile etkisi gittikçe azalan devletin baskısı ile…

İran, meşru, gayr-i meşru militan çabalara rağmen yalnız... İslâm dünyasında tutunamıyor, danışıklı dövüş yaptıklarına yaranamıyor, halkına güven veremiyor, militan örgütlerini sadece “kullanıyor” o da maşa olarak… Çünkü… Kardelen dergisi editörü Kadir Bayrak’ın dediği gibi “Anayoldan ayrılıp yan yollara saptı, potansiyelini çıkmaz sokaklarda heba etti.”

İran’ın, bugün bütün mazisini hesaba çekecek, hakla batılı lif lif ayıracak bir tefekküre, dolayısıyla mütefekkire ihtiyacı var. (04.10.2024)

 

SERUM MU DESEYDİM?

 

Normalde devletlerin yüzyılda bir kriz geçirdiği, bu krizi atlatamayanların yıkıldığı söylenir. Tarihimizdeki Fetret Devri, atlatılan krize ve bu sayede devletin devamına emsalsiz bir örnektir. Felâket; İslâm’ın Türk milletine irfan, ahlâk ve davranış olarak yerleşmesi sayesinde atlatıldı. Devlette meydana gelen krizi, İslâm’ın yoğurduğu millet, farklı bir söyleyişle İslâm’la yoğurulmuş millet atlattı. 11 yıl, başı olmamasına rağmen devlet yıkılmadı. Padişah olmamasına rağmen, yaşayış ve devlet nizamı tıkır tıkır işledi. Ve kriz, saltanat mücadelesi sona erince, halkıyla bütünleşmiş devlet, yarım asır sonra, Peygamber emrini yerine getirecek ve İstanbul’u fethedecek seviyeye yükseldi.

Amerikan püskürtülü Humeynî hamlesi ile İran halkına tebelleş ettirilen Şii oligarşisi, yarım yüzyılda iflâs etti. Çünkü sistem; devlette kale gibi kurumlaştırıldı ama halk içinde ekolleşemedi, mektepleşemedi. Şiilik devlete çöreklendi ama, halkın gönlüne giremedi. Halkın, fıtrata ve hakikate aykırı, katı ve sert sistemi benimsemediği şunlardan belli:

1-Seçimlere katılma oranı düşük. Seçimlere katılma ortalaması genel seçimlerde 52.73, cumhur başkanı seçimlerine 60.37. Demek ki halk, sistemde ümit yok, bazı şahıslarda bir ümit diyor. Firavun, Allah’a iman eden sihirbazların el ve ayaklarını çaprazlama kesti. Olağanüstü yetkilerle donatılmış ruhban, politikacı ve bürokrat bulamacı otorite sınıf; seçilmişleri, yetkilerini kısıtlayarak aciz bıraktı. İradesi hiçe sayılan halk da seçimlere ümit bağlayamadı.

2-Seçimden ümidini kesen halk ne yapsın? Sık sık protestolar, ayaklanmalar ve isyanlar... Dünyada bu kadar isyanla, protesto ile karşı karşıya kalan bir devlet biliyor musunuz? Ve kendisini bu kadar koruma altına alma ihtiyacı duyan bir sistem biliyor musunuz? Hücuma müstahak olan, kendini biliyor. Piyasa ve iş sahasından iç ve dış siyasete, paradan silâha, gıdadan kıyafete kadar her şeyi kontrol eden devrim muhafızları; bu isyanları, hele ilk yıllarda, sert bir şekilde bastırdı. Tarafların tecrübeleri, durumu uzun soluklu bir boks maçına çevirdi. Halkıyla cedelleşen bir devlet dışarıyla nasıl mücadele edecek? Firavun, erkek çocukları katletmekle, tahtını koruyabildi mi?

3-İslâm’ın irfan, ahlâk ve davranış olarak yerleştiği bir cemiyette, “büyük ve küçük şeytana” bilgi satacak insan bulunabilir mi? Asr-ı Saadet’te Bizans’a “ajanlık” yapacak bir müslüman düşünebilir misiniz; hattâ Seçuklu’da ve Osmanlı’da halkın devleti aleyhine “ajanlık” yapacağını düşünebilir misiniz? İran –hele mürekkep yalamışlar arasında– kum gibi Mossad ajanı kaynıyor ki en mühim kişilere ait en gizli bilgiler düşmana sızdırıldı. Komuta kademeleri, mühim kişiler, gelen misafirler, hattâ İran kovanının beyi dinî lider bile keklik gibi avlanabildi. “Ajandaki” rahatlığa bakın, Hamaney’in ölüm haberini –resmini çekerek hem de– Netanyahu’ya bildiriyor. “Rehber”inin ölümünü İran halkı bile Netanyahu’dan öğreniyor. Bu tipler, senden görünüp içine sızanlar değil, senin içinden devşirilenler. “Devlet sırrı” kalmamış bir devlet...

4-Siyaseti, ekonomiyi; içerde idareyi, dışarıyla münasebeti; kısaca her şeyi kontrol eden mütegallibe kadro, devletin gelirlerini rejim ihracı için yurt dışına akıttı. Hem bu yüzden hem halk rejimi benimsemediği ve gücendirildiği için tıkır tıkır işleyen bir nizam kurulamadı. Başta seçilmişler, itikat hatalarını gören selim akıl, mütegallibe kadro olmak üzere dişlileri birbirini kıran bir devlet…

5-Biri desisede, diğeri maddî imkânda dünya şampiyonu iki düşmanınız olduğunu söyleyeceksiniz, ama buna uygun hazırlık yerine kazancınızı rejim ihracı için ve aynı dairede olmanız gereken rakip gördüğünüz (haydi düşman demeyeyim) cepheye karşı harcayacaksınız. Ne kadar saklarsanız saklayın, bal küpünden bal, sirke küpünden sirke sızar.

6-İsme bakın: “Devrim Muhafızları”… Arıza adında sırıtıyor. Vatan, millet, bayrak, din değil… Evvel emirde korunması gereken devrim… Yangında ilk kurtarılacak olan… Sistem bile değil… Hepsini ifade edecek “ordu” hiç değil. Çünkü ordu, bütün gücüyle dış tehlikeye karşı. Ordu, doğru istikamet üzere olan imanın aksiyonu. Muhafız ise, daha çok içinden gelecek tehlikeye karşı. Hıfzeden koruyan; hak veya bâtıl…  Kendine “İslâm Cumhuriyeti” diyen devletin, daha işin başında başlayan ve devam eden zaafını görüyor musunuz?

İran’da sistem, başladığından beri gün gün inanırlığını kaybediyor. İsrail’in kışkırtması ve hileleri ile ABD, İran’a musallat edilmeseydi, halk nefreti ve öfkesi mütegallibeyi “tahtından indirecek” bir yol bulurdu. Olayların tabiî istikameti bu idi. İsrail ve kölesi; İran halkını, vatanını koruyabilmek için yıkmaya çalıştığı sistemin yanında kalmaya mecbur ediyora ve müslüman halkı kana bulayan “büyük ve küçük şeytandan” İran’daki sisteme doping desteği.

 

HAVSALAMIZ ALACAK!

 

Havsala, insanın anlama, kavrama, kabul edebilme ve tahammül edebilme derecesi veya sınırı, tam anlama eşiği. Gerçeği kendine kabul ettirebilme. Meselâ annenin yavrusunu öldürebileceğini havsalam almıyor. Gözümle görsem bile… Öldürme hırsı, benim “anne” mefhumundan anladığımı aşamıyor. İşte Yahudi, insandaki bu zaafı kullanıyor. Zulümde sınır tanımadıkça insan havsalası, yok bu kadarını yapmış olamaz diyor. Zannediyor ki zalim, “Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür” (Muallim Naci). İnsan hafızasının unutkanlık gibi bir sakatlığı vardır. Böylece zulümde katettiği derekenin aşağısında kalanı tabiî oluyor ve meşruiyet kazanmış oluyor. Dünyaya hâkim olmak için asırlık plânlar yaptıkları da aynı şekilde muhal sanılıyor.

Halbuki kendileri itiraf ediyor. İşte bunlarda rastgele biri… Yahudi yazarı Kurt Munzer, 1910’da yayınladığı “Siyon’a Doğru” isimli kitabında şöyle diyor: “Biz Yahudiler, bütün ırkların kanına girdik. Biz, her şeyi çılgın, bozuk, kokmuş ve bitmiş bir şekle soktuk. Savaşları hep biz körükledik”

İlk Siyon kongresi, o kitabın yayınlandığı tarihten 14 sene önce: “Birinci Siyonizm Kongresi İsviçre’nin Basel şehrinde toplandı. 1896’da gazeteci Theodor Herzl, Yahudiler’in kendi devletini kurmasını savunan “Yahudi Devleti” adlı bir kitap yayınlamıştı ve kongrede kitaptaki fikirler tartışıldı.” (bbc.co.uk/turkish/ortadogu/1897.shtml)

“Vaadedilmiş topraklar” safsatasına istinaden bütün insanlığı hedef alan “Siyon Protokolları/prensipleri” bu kongrelerde ortaya çıktı. İşte “Cevat Rıfat ATİLHAN’ın İSLÂMI SARAN TEHLİKE VE SİYONİZM kitabından Siyon önderlerinin 22 prensibi:

1 – Genç nesli ahlâk dışı telkinlerle ifsat etmelidir.

2 – Aile hayatını yıkmalıdır.

3 – İnsanlara günahlarıyla tahakküm etmeli.

4 – San’atı düşürerek edebiyatı müstehcen, şehevî kalıba dökmelidir.

5 – Mukaddesata hürmeti tahrip etmeli, hürmetle telakki edilen insanlar hakkında rezilâne vakalar uydurarak onların itibarlarını kırmalı, akaidi kökünden baltalamalı ve manevî sahalarda ihtilafları ve ayrılıkları körüklemeli…

6 – Hudutsuz lüksü, baş döndürücü modaları, çılgınca tüketimi teşvik etmeli, makul ve basit şeylerden zevk almak hassasını derece derece ortadan kaldırmalı…

7 – Kütlelerin dikkatini avam eğlenceleri, oyunlar, faydasız spor mücadeleleriyle oyalamalı ve bunun gibi eğlencelerle halkı düşünmekten alıkoymalı…

8 – Müfrit nazariyelerle fikri zehirlemeli, daimî surette gürültülü kargaşalıklarla sinirleri bozmalı, afyonlu zehirlerle vücutları zayıflatmalı…

9 – Umumî bir hoşnutsuzluk doğurarak içtimaî sınıflar arasına kin ve itimatsızlık sokmalı…

10 – Aristokrasiye müthiş vergiler yükleyerek onları boğmalı ve bu surette servetlerinden tecrit etmeli. Avamı asil ve kibar sınıfın yerine geçirerek, altın buzağı mezhebini tesis etmeli…

11 – Mal sahipleriyle işçilerin münasebetleri de grevler ve lokavtlarla zehirlenmeli ve bu suretle semeredar işten doğacak iyi münasebetlerin meydana gelmesine set çekmeli…

12 – Yüksek tabakanın maneviyatını her çareye müracaat ederek kırmalı, zenginlerin mantıksız ve bayağı hareketlerini teşhir ederek kütlelerin tehevvürünü körüklemeli…

13 – Sanayinin ziraatı ezmesine imkân vererek böylece tedricen sanayii delice spekülasyon vasıtası haline getirmeli…

14 – Bir takım saçma nazariyelerin ortaya atılmasını teşvik ederek halkı tatbik edilmez fikirlerle dolambaçlı yollarda kaybetmeli…

15 – Hayat pahalılığı karşısında ücretlinin menfaatını mucip olmayacak şekilde maaşlarını arttırmalı…

16 – Beynelmilel meseleler ihdas ederek vakalar çıkarmalı, milletler arasında ihtilaflar vücuda getirerek kin ve nefreti körüklemeli, öldürücü silah miktarını artırmalı…

17 – Milletlerin mukadderatını tahsil ve terbiyeden mahrum ellere tevdi etmeği mümkün kılan bir inkılap usulü meydana getirmeli…

18 – Bütün hükümet şekillerini değiştirerek mühim makamları ifşa edilecek gizli sırları olan kimselere tevdi etmeli ve onlara hâkim olmalı…

19 – Meşru hükümet şekillerini derece derece değiştirerek mutlak istipdat tesis etmeli…

20 – Siyasi buhran zamanlarında servetleri mahvedecek ticaret usulleri bulmalı…

21 – Mali istikrarı bozmalı, iktisadi krizleri çoğaltmalı âlemşümul bir iflas hazırlamalı. Sanayi çarklarını durdurarak, kıymetleri tahrip etmeli, altını mahdut ellere toplamakla muazzam servetleri kati felce uğratmalı… Vakti gelince her türlü krediyi keserek panik çıkartmalı…

22 – Hükümetlerin ölümünü hazırlamalı… İnsaniyeti ıstırap, elem ve yoksullukla zayıf düşürmeli. Çünkü açlık esirler doğurur.” (Büyük Doğu; 3 Mart 1950, 21. Sayı, Sayfa 15)

Tarih boyunca yaşananlar, hele son yüzyıldaki olaylar ve hele hele bugünlerde yaşananlar, herkesin aklını başına getirecek ve hakikati taş gibi gösterecek derekede. Dünyanın her yerindeki gittikçe artacağı muhakkak olan İsrail karşıtı protestolar bunun ispatı. “Verilen mühlet dolunca” birikmekte olan öfke, zalim üzerine yanardağ lâvları gibi çökecek. Zira “devlet; küfürle belki bir süre, ama zulümle âbâd olmaz.” (Nizâmülmülk, Siyasetnâme)


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Hadiselere bakış... - Sayı 128
Hadiseler bakış... - Sayı 127
Hadiselere bakış... - Sayı 126
Hadiselere bakış... - Sayı 125
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (128):
Helâl ekonomi, İslâm'da ekonomi...

Son Eklenen Yorumlardan
 Senirkent facìasi ile ne alaka... EB

 Hep bel altı vurmuş... Mustafa Güneş

 şair hep aktifden örnek veriyor. Bu işi biliyor sanırım ... Adnan Ay

 çok duygulandım teşekkürler ... Esra Çay

 Bence çok güzel ama biraz dili agir... Yusuf Korkmaz


Milli Eğitim Bakanlığı’nın anketine göre, gençlerin %61’i kitap okuyormuş.
Hayret! Ya gizli gizli okuyorlar, ya büyüklerinden ders almamışlar ve gizli gizli okuyorlar.
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Röportaj
Dün sadaka taşı, bugün mihenk taşı
Beyaz güvercin
Gençliğe Hitabeden
Oluklar çift


Yavuz Sert - Röportaj
Ali Erdal - Dün sadaka taşı, bug...
Ali Erdal - Ne zamandan beri
Kadir Bayrak - Helâl lokma
Necip Fazıl Kısakürek - Gençliğe Hitabeden
Bedran Yoldaş - Beyaz güvercin
Ekrem Yılmaz - Güzel ahlâk ekonomis...
Ekrem Yılmaz - Dile gel
Dergi Editörü - Oluklar çift
Site Editörü - Takvadan bekâya helâ...
Necdet Uçak - Bu çocuklar hepimizi...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Kardelen Dergisi - Acıyorum
Kardelen Dergisi - İktibas
Kardelen Dergisi - Bu kimdir
M. Nihat Malkoç - Ekrandan akrana yahu...
M. Nihat Malkoç - Ana demek, mana deme...
Hızır İrfan Önder - Susmak bazen daha iy...
Zaimoğlu - Usûl akademisi
Zaimoğlu - İslâmda kazanç ve ge...
Zaimoğlu - Dünya ehlinin hali
Ayhan Aslan - Bileşke
Mehmet Balcı - Olalım
Mehmet Balcı - Çağdaşlık
Halis Arlıoğlu - Sebep olan işleyen g...
Halis Arlıoğlu - Çocukluk mevsimi
Ahmet Değirmenci - Olmadı
Erdem Özçelik - Sonsuzluk
Remzi Kokargül - İnsan sevdiği kadard...
Murat Yaramaz - Bereket
Murat Yaramaz - Varı
Murat Yaramaz - Zaman
Gözlemci - Hadiselere bakış
Mahmut Topbaşlı - Helal olmalı
Mahmut Topbaşlı - Sevda hükmeder akıla
Cahit Ay - 21. yüzyıl Müslümanı
Cahit Ay - Yol
Cahit Ay - Hayal meyal
Osman Akçay - Nergisler
Yaşar Akyay - Ekonomi ve helâl bil...
Mustafa Kozlu - Anne baba hakkında
Enes Doğan - Yanlıştan geçmek yan...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 17179232
 Bugün : 1299
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 777486
 Bugün : 141
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 231
 128. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 16
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim