Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 35 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     2 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Yanlıştan geçmek yanlışa düşmeden
Enes Doğan

  Sayı: 128 -

Biliyor musunuz ülkemizde “düşüş” isimli bir dizi çekiliyor. Bazı yerlerde bu dizi çözülüş veya çürüme gibi isimlerle de anılıyor. Dizi deyince hemen dikkatinizi çekebildim umarım. Açıkça söylemek gerekirse sizi biraz hayal kırıklığına uğratacağım. Düşüş dizisinin bölümleri öyle bildiğiniz diziler gibi televizyon veya ekranlarda yayınlanmıyor. En fazla akşam haberlerine düşer belki kısa kısa kesitler hâlinde. Ben de birkaç bölümüne denk geldim “düşüş” dizisinin. Şöyle göz ucuyla bakayım dedim demez olaydım. Dayanamadan çevirdim hemen gözlerimi başka bir tarafa. Gelgelelim kanalı değiştiremedim. Kumanda ve himaye mi bozuktu bilemedim ama geçemedim başka kanala bir türlü. Her ne kadar duyularımı kapatmaya çalışsam da başarılı olamadım. Sonra anladım ki başka kanal yokmuş düşüş dizisinin yayınlandığı bu televizyonda. Mecburdum görmeye, duymaya her ne kadar yüreğim el vermese de.

 

Dizi, son iki bölümünde okul saldırısını konu ediniyordu. Kameralar karşısında değil tam tersine görmezden gelerek çekilen bir diziydi bu. Evet tam anlamıyla görmezden gelerek çekilen bir diziydi. Hayatın içinden canlı canlı yayınlandı. Görmezden gelerek çekilen bu dizinin son bölümünde bir çocuğun hayatı konu ediliyordu. Korku filmlerini unutun derim. İzlemeye yüreğiniz dayanmaz. Çünkü o görmezden gelinen çocuk siz misiniz beni görmezden gelen diyerek canımızdan sakındığımız gözbebeklerimizden etmekteydi bizi. Bu yüzden televizyonlarda yayınlanmadı bu dizi. Televizyonlarda yayınlansa ülkece ekrana kitlenirdik bence. Ailesine, hayata kızmış bir çocuğun okul arkadaşlarını, öğretmenlerini kurşuna dizdiği bir bölüm yazsaydı senaristler reyting rekorları kırardı eminim. Dün akşam televizyonda olsa reyting rekorları kırdıracağımız bu dizi ertesi gün gerçek hayatta çekildi işte ben de ondan bahsediyorum. Bu arada başrol oyuncuları kim olsa beğenirsiniz. Huzurlarınızda başrol oyuncuları olan bizler. Görmezden gelerek çekilmişti ya bu dizi. İşte görmezden gelenler bizlerdik. Evet bizden bahsediyorum bakmayalım öyle etrafa. Her türlü somut ve soyut şiddeti içeren dizilere reyting rekorları kırdıran bizden bahsediyorum. Daha nasıl anlatayım; dizinin başlangıcında seyirciye şiddet içerir veya olumsuz örnek davranışlar gibi uyarı işaretleri gösterilince biz uyarmıştık mantığıyla en çirkef kirliliklerin sunulduğu bu dizileri mısır patı eşliğinde izleyen bizlerden bahsediyorum. Hiç öyle sağa sola suç atıp günah çıkarmaya çalışmayalım. Bizim siparişlerimize göre geliyor seçtiklerimiz. Bizim seçimlerimize göre yayınlanıyor ekranlarımız. Reklâmlar bizim tıklamalarımıza göre belirleniyor.

 

Şu halde bizi nasıl avlayacaklarını çok iyi bilen toplum mühendislerini de unutmadım. Bizden daha iyi bizi bildikleri için tam bize göre olan zaaflarımızı ekran oltasına takıp bizi gözlerimizden kulaklarımızdan yakalayanları nasıl unuturum. Amacım toplum olarak eksikliklerimizi nazara verip toplumu manipüle edenleri gizlemek de değil. Bir temsilde bu hırsızın hiç mi suçu yok denildiği gibi bu hırsızın suçu var evet elbette bende biliyorum. Lakin kilidi kırılmış, kapısından penceresine kadar korumasız kalan bu toplumda hırsızın peşinden koşsak bile başka hırsızlar evde cirit atacakları için öncelikle kapıları pencereleri kapatmaya çalışmamız gerektiğinden bahsediyorum.

 

Toplum olarak her türlü şiddeti içeren dizilere reyting rekorları kırdırdıktan sonra akşam evde izlediklerin ertesi gün gerçek olunca dövünecek yer aramakla koruyamayız kendimizi, evimizi, evlâtlarımızı.

 

Çocukların psikolojilerinin kaldıramayacağı sahneleri çocuklarınla birlikte izle, sonra okullarda güvenlik görevlisi olunca sorunun çözeceğini zannet! Bu, kendimizi kandırmaktan başka bir şey değildir. Küçücük çocuk katliam yapmış sonra kendini de öldürmüş. Çocuk ölümden öldürmekten korkmamış bu çocuğu polisle, güvenlikle engelleyebileceğini zannetmek bizim gibi görmezden gelenlere yakışır. Bu çocukların en az üç yaşından beri ekranda şiddet içerikleriyle, ölüm kusan oyunlarla zihinleri, psikolojileri paramparça oluyor sonra körebe oynar gibi suçluyu bulmaya, sorunu çözmeye çalış dur bakalım, acaba bu çocuklar niye böyle yapmış. Bizler bu sorunun cevabını tam olarak anlayamayız. Çünkü biz yetişkinler neredeyse onbeşli yaşlarda akıllı ekranla tanıştığımız için iki yaşından beri ekranla büyüyen çocuğun arkadaşlarını neden öldürdüğünü anlamakta zorluk çekeceğiz elbette.

 

Çocuklar duyduklarını değil gördüklerine göre davranıyorlar. Çocuklar kulaklarından değil gözlerinden eğitiliyor. Bu yüzden anne babalar zahmet edip telefondan boyunlarını kaldırıp da çocuklarını uyarsalar da fayda etmiyor. Sen istediğin kadar sigara içme de çocuğuna. Ekranda gördüğü bir sigara içme sahnesi öyle bir özendirir ki, o sahne ile sigara çocuğun olmazsa olmazı olur bir ömür boyu. Sen istediğin kadar kitap oku, ders çalış de çocuğuna ekranda elinde silah tutan bir başrol oyuncusunun bakışı kadar etkilemez çocuğu bu tavsiyeler.

 

Davranış değişikliği için çocuğun özenmesi gerekiyor önce. Tam da bu esnada çocuğuna sussun da benim başımı ağrıtmasın diye önüne oyuncak koyma lütfunu göstermiş bir anne babaya neden özensin ki çocuk. Yok yok yanlış oldu çocuklar önce anne babalarından gördükleri gibi onlara özenip ekrana bakacaklar sonra da ekrandan kafalarını çevirip anne babalarına tekrar bakamayacakları için ekranda gördüklerine özenecekler. Özenme sıralaması tam olarak böyle oluyor. Anlaşılan o ki özenmek için ise duymaktan ziyade gözlem öne çıkıyor.

 

Şu farkındalığa gelenlerin aldıkları kararı hemen söylüyorum sizlere. Tanıdıktır muhtemelen bu karar sizlere de. Akıllı telefon, tablet neyse hemen bunlara yasak koymakla meselenin çözüleceğini zannetmek. Sizinle biriktirdikleri hatıralarla dünyalarını dolduramayacaklarsa çocuklar, ne önemi vardır ki onlara aldığınız oyuncakların. Küçüklüğünde aldığınız küçük oyuncaklar büyüyünce büyük araba ve evlere dönüşür en fazla. İçindeki boşluk büyümüştür oyuncaklarıyla birlikte çocuğun kendisi değil. İşte bu kilosu artan, yaşı büyüyen ruhu küçük kalan çocuk dünyaya gelmiş olmasında bir anlam bulabilir mi? Anlam bulamadığı ‘için de’ kendini büyük bir anlamsızlık boşluğunda bulur değil mi? Biranda ayağımızın altındaki yer, sırtımızı dayadığımız duvar yok olsa, kendimizi boşlukta bulur bulmaz irkilir, korkarız ya işte bu derece boşlukta olan bir çocuğun da ödü patlar içten içe. Öyle ki içindeki bu anlamsızlık boşluğunu internetin dehlizlerinde bulduklarıyla doldurur çocuklar korkmamak için. Hatta kendini öyle bir doldurur ki korkmaz artık hiçbir şeyden. Ne ölmekten korkar ne de öldürmekten. İşte kendi boşluğunu doldurmak isteyen çocuklar buldukları içeriklerle büyüdükçe büyülenirler sanki. Ülkemizdeki vahşet haberlerini burada sayıp dökmeye gerek yok. Zaten sayfalar yetmezdi sanırım. Düşüş dizisinin bölüm sayısının oldukça fazla olduğunu göstermektedir bize bu durum. Gelgelelim yaşadığımız her bir vahşetin ortak noktası ise âdeta büyülenmiş kendini kaybedenlerin yapabileceği davranışları içermesidir. O hâlde şunu sormak gerekiyor; dünyaya geldiğinde nazar değdiririm diye bakmaya kıyamadığın minicik bir bebek nasıl bu cinayetleri işleyebilir hâle geldi? Dedim ya bizim boş bıraktığımızı başkalarının işgal etmesiyle oldu her şey. Esirgediğimiz ilgi ve sevgiyi o çocuk başkalarından ya zorla ya da dilene dilene elde etmeye çalışacak gerekirse tüm varlığını ortaya koymak pahasına. İşte burada açılıyor savunmasız çocuğun zihnindeki kapılar ardına kadar. Bu çocukları kendi sömürülerine âlet etmek isteyenler ellerini ovuşturarak ağızlarında salyalarla bekliyorlar aslında seninle aynı evde ancak farklı dünyalarda yaşayan çocuğunu. Çocuklardaki bu zafiyetin fark edilmesi ise hiç de uzun sürmüyor biliyor musunuz? Zamanında anne babalarının dikkatini çekebilmek için gerekirse hırçınlığı bile deneyen çocuklar sonuçsuz kalınca sessizleşmeye başladılar önce. Onların bu sessiz çığlıklarını hemen duyuveriyor bir tık kadar uzaklıktaki fırsat kollayanlar. Vaktiyle onları kulak ardı edenlerin oğlum yapma etme sözlerini şimdi kendi evlâtları kulak ardı etmektedirler. Sonrasını ne görmeye dayanabiliyoruz ne de anlatmaya dilimiz varıyor. Herşey çok daha farklı olabilir miydi diye düşünmeden kendimizi alamıyoruz. Bu kadar yalnız bırakmasaydık dünyanın tehlikelerine karşı canlarımızı. Karnını aç bırakmadığımız gibi ruhlarını da aç bırakmasaydık çocuklarımızın. Çocuklarla kitap okumanın çocuklara kitap oku demekle aynı şey olmadığını anladığımızda çok geç olmasaydı. İşte o okuduklarımdan birisinde “gençlik, sırat köprüsünü geçmeye benzer” şeklinde bir cümle görmüştüm. Öyle ya kıldan ince kılıçtan keskin olan sırat köprüsünden geçmek gibi değil midir yanlışa düşmeden yanlıştan geçebiliyor olmak. Suya düşmeden sudan geçebilmenin bir yolunu bulmak gibi bulmamız gerekiyor yanlışa düşmeden yanlıştan geçebilmenin yolunu ailecek. Aynı şekilde sırattan geçenlerin geçerkenki zorluklarını konu edinen hikâyelere, senaryolara ihtiyacımız var günümüzde. Kendini ve ailesini bu ateşten koruyanların fedakârlıklarını konu edinen sahnelere ekmek gibi su gibi ihtiyacımız var. Dizilerdeki gibi yapmacıktan değil sahiden rol alarak, görev bilerek kameranın karşısına geçer gibi günlerin karşısına geçmeliyiz her gün. Ekranlarda başrolleri izlemekle değil kendi hayatımızın başrol oyuncusu olduğumuzun farkına varırsak bu hayatta hiç de istemediğimiz sahnelerden ailemizi korumamız mümkün olabilir. Yoksa dünyanın en iyi ekonomisi, en iyi güvenlik birimlerine sahip olsak da ölümden, öldürmekten korkmayacak hâle getirilen evlâtlarımızı hiçbir şekilde koruyamayacağımız aşikârdır, vesselâm.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Yanlıştan geçmek yanlışa ... - Sayı 128
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (128):
Helâl ekonomi, İslâm'da ekonomi...

Son Eklenen Yorumlardan
 Senirkent facìasi ile ne alaka... EB

 Hep bel altı vurmuş... Mustafa Güneş

 şair hep aktifden örnek veriyor. Bu işi biliyor sanırım ... Adnan Ay

 çok duygulandım teşekkürler ... Esra Çay

 Bence çok güzel ama biraz dili agir... Yusuf Korkmaz


ACI-YORUM nedir?
Bugün toplumumuzda, özellikle düşünce alanında aksayan yönler ve anlamsızlıklar var.
ACIYORUM, bu aksaklıkları ve anlamsızlıkları, sadece fikirle en can alıcı yerinden, en vurucu sözlerle, yanlışlıkların mantıksızlıklarını yakalamayı usul bilerek, en doğru yargıları, hiç itiraza yer vermeyecek şekilde ifade etmeyi ve daha sonra düzeltmeyi yapacak olanlar için fikri çözüm yolları açmak düşüncesinin ifadeye dökülmüş şeklidir.
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1992
Röportaj
Beyaz güvercin
Dün sadaka taşı, bugün mihenk taşı
Ne zamandan beri
Bu çocuklar hepimizin


Yavuz Sert - Röportaj
Ali Erdal - Dün sadaka taşı, bug...
Ali Erdal - Ne zamandan beri
Kadir Bayrak - Helâl lokma
Necip Fazıl Kısakürek - Gençliğe Hitabeden
Bedran Yoldaş - Beyaz güvercin
Ekrem Yılmaz - Güzel ahlâk ekonomis...
Ekrem Yılmaz - Dile gel
Dergi Editörü - Oluklar çift
Site Editörü - Takvadan bekâya helâ...
Necdet Uçak - Bu çocuklar hepimizi...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Kardelen Dergisi - Acıyorum
Kardelen Dergisi - İktibas
Kardelen Dergisi - Bu kimdir
M. Nihat Malkoç - Ekrandan akrana yahu...
M. Nihat Malkoç - Ana demek, mana deme...
Hızır İrfan Önder - Susmak bazen daha iy...
Zaimoğlu - Usûl akademisi
Zaimoğlu - İslâmda kazanç ve ge...
Zaimoğlu - Dünya ehlinin hali
Ayhan Aslan - Bileşke
Mehmet Balcı - Olalım
Mehmet Balcı - Çağdaşlık
Halis Arlıoğlu - Sebep olan işleyen g...
Halis Arlıoğlu - Çocukluk mevsimi
Ahmet Değirmenci - Olmadı
Erdem Özçelik - Sonsuzluk
Remzi Kokargül - İnsan sevdiği kadard...
Murat Yaramaz - Bereket
Murat Yaramaz - Varı
Murat Yaramaz - Zaman
Gözlemci - Hadiselere bakış
Mahmut Topbaşlı - Helal olmalı
Mahmut Topbaşlı - Sevda hükmeder akıla
Cahit Ay - 21. yüzyıl Müslümanı
Cahit Ay - Yol
Cahit Ay - Hayal meyal
Osman Akçay - Nergisler
Yaşar Akyay - Ekonomi ve helâl bil...
Mustafa Kozlu - Anne baba hakkında
Enes Doğan - Yanlıştan geçmek yan...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 17179254
 Bugün : 1321
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 777486
 Bugün : 141
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 231
 128. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 16
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim