|
Şaşkınlar Mustafa Büyükgüner Sayı:
129 - Temmuz / Eylül 2026
 Bu şaşkınlık kimisinde aldatıldığını fark etmenin çıplak gerçekliğiyle bir pişmanlığa dönüşmüşken, kimisinde ise hâlâ kabul edememenin acısı ile inkâr etme, sebep arama psikolojisi halinde... Gözleri akıllı telefonlarının ekranlarına kilitlenmiş, çok sevdikleri ve özgürlük alanı olarak ilân ettikleri sosyal medya hesaplarında olayın vehâmetini araştırıyorlar.
Türk sekülerizmi, ilk defa bu kadar şaşırmış ve ne yapacağını bilmez halde; yıllardır söylediği şarkılardan ziyade adliye haberlerine konu olan ve kendisini yardımsever olarak tanıtan bir şarkıcının, topladığı deprem yardımı paralarıyla neler neler yaptığını takip ediyor.
Ülkemizin son zamanlarda yaşadığı en büyük felâketlerden biri olan Maraş depreminde, kurumlarıyla birlikte kendi devletinin önüne bu yardımsever şarkıcıyı koyduklarında aslında bir tezi savunuyorlardı: Modern sekülerizm, klasik devlet yapısı ve hizmet anlayışının yerine geçmeli.
Onlara göre sekülerizm modern dünyanın bir gereğiydi ve toplumun örfünden, âdetinden, ahlâk kurallarından, dinî geleneklerinden ve devletin kurumlarından önce gelmekteydi. Onun için devletin topladığı yardım paralarının nasıl kullanıldığını sorgularken, bu şahsın kurduğu derneğe bağışlarını gözü kapalı yaptılar... Devlet eliyle yapılan binlerce evi görmezden gelip, konteyner kampanyalarını manşetlere taşıdılar. İnsanların acısını ve bir milletin topyekûn yasını hafifleterek ahbap-çavuş ilişkisi içinde olan bu derneği ve kurucusunu âdetâ kutsallaştırdılar. Ne de olsa bu sanatçı sekülerizmin kutsal marşlarını pek de güzel okuyor ve âdetâ İzmir'in dağlarında çiçekler açıyordu!
Topçusunun bahis oynamasından, popçusunun sözüm ona keyif veren maddeler kullanmasından, en meşhur sanatçılarının gayrimeşrû ilişkilerinden ve daha kaç türlü ahlâksızlıktan rahatsız olmayan Türk sekülerizmi, belki de bunları modernleşmenin tabii bir sonucu olarak gördüğü için sustu. Sonuçta sıkışınca, "toplum neden bu kadar bozuldu" diye düşünmek yerine "Hani marjinal bizdik" diye basit şakalar yapan komedyenler yetiştirmişti.
Ancak iş, topluma sundukları tezin gelip kendilerini dolandırdığının ortaya çıkması ile değişiverdi. Çünkü bu sefer hem iğne hem çuvaldız kendilerine batmıştı ve hiçbir komedyen bu gerçeği anlamsızlaştıracak bir şaka yapamamıştı.
Türk sekülerizmi; yıllardır hor görüp aşağıladığı, "köylü, Anadolu çocuğu…" gibi yakıştırmalarıyla millî ve mânevî değerlerini hiçe saydığı, "bu memlekete ne gelecekse biz getiririz" anlayışıyla toplumun ruh köküne aykırı her türlü ahlâksızlığı dikte ettiği Müslüman Anadolu insanı karşısında ilk defa mahcup... Kendi köpürttüğü ve alternatif olarak sunduğu bir tezin, kendisini dolandırmasından, aldatmasından ve hayallerini suya gömmesinden dolayı şaşkın…
Bu kadar pislik ortaya saçılıp yardımsever sanatçı (!) tutuklanmışken bile hâlâ onu savunmaya çalışmalar, sessiz kalıp kamuoyunun tepkisini beklemeler, pişmanlıkla eski mesajlarını silmeler, devlet kurumlarına güvenmemekle hata ettiğini söyleyip özür dilemeler, "ben demiştim ama siz beni de linçlediniz" diye kendi mahallesine dayılanmalar hep bu şaşkınlık yüzünden.
Hep birlikte bu şaşkınlığın keyfini sürelim; çünkü bizim tanıdığımız Türk sekülerleri, dolandırıldığı gerçeğini unutup fabrika ayarlarına geri dönünce, rahat koltuklarına oturup yine bütün sosyal, kültürel ve ahlâkî değerlerimize saldırmaya devam edecekler.
Ne de olsa şaşkınlar!..
|