|
Bekir geldi Ekrem Yılmaz Sayı:
129 - Temmuz / Eylül 2026
 -Yazarın İmtihanı-
Bekir ile ilk defa Necip ustanın seramik atölyesinde karşılaşıp tanıştık. Uzmanı olduğu teknik alanda işimizi görmeye, arızalı seramik atölyesi fırınımızı tamir etmeye, bakımını yapmaya gelmişti. Kendisi, alanında yetkin, bileğinde mesleğinin altın bileziği olan; genç, dinamik ve seri bir usta...
Tanışmamız esnasında söz sırası bana gelince emekli olduğumu söyledim. Daha önce ve hâlen neyle meşgul olduğumu sorduğunda, yazı yazdığımı, Kardelen dergisinin Kütahya temsilcisi olduğumu, bu derginin 35 yıldır fâsılasız çıkmakta olduğunu söyleyince, duyduklarına memnuniyeti ifade etti ve:
–Ağabey beni de yazsana, dedi, şaka ile karışık. Ne yazacaktım ki hakkında, kendisini ilk defa gördüğüm ve mesleğinin erbabı olduğuna önümüzde yaptığı işle şahit olduğum veri/bilgiden başka yazabileceğim bir şey bulunmuyordu. O gün işini halleden Bekir gitti.
*
Aradan bir aya yakın zaman geçmişti ki, atölyemizdeki seramik fırınında gene yeni bir arıza meydana geldi. Ametist seramik sanatçısı ve işletme sahibi Necip usta, arkadaşı olan Bekir'i tekrar arayıp sorunu haber verdi. Bekir geldi, birkaç saat sonra... Necip Usta ile arıza veren fırının başına geçerken bir köşede oturduğum yerde çalışırken beni gördü. Hoş geldin Bekir, dedim. Hoş bulduk ağabey, dedi ve:
–Ağabey beni yazdın mı? Diye sordu.
Onunla ilgili bir yazı yazmaya söz vermiştim. Dedim ki:
–Bekir siz fırına bakın, işinizi halledin ve sen gitmeden önce yanıma uğra! Ve seramik fırını ile ilgilenmeye ustanın yanına gitti. Ve ben ona yanımdan ayrılmadan önce:
–Senin hakkında bir şey yazabilmem için, birkaç mâlûmat vermen gerekir, deyince; Bekir’in dudaklarından yazıyı hak edecek şu cümle döküldü:
-Ağabey sen hakkımda mâlûmat toplamadan bir yazı yazmayacaksan bu işi bırak, yazar olduğunu deme kimseye!
*
Bekir bombayı patlatmıştı. Yazarlığımı öyle bir sorgulamış oldu ki, şaştım kaldım. Onun bu sözü üzerine “öyle ise bu şekilde deneyeyim”, dedim kendi kendime ve yazmaya başladım.
Bir saate yakın zaman geçmişti ki, işleri bitince yanıma geldi. Ama yazım tamamlanmamıştı henüz. Olsun, dedim ve yazıda geldiğim noktaya kadar olanını ona okudum ve yazının geri kalan kısmının nasıl ilerleyeceğini sözlü olarak ona anlattım. Bekir dinledi tebessüm ederek şunu sordu:
–Bunu nerede yayınlayacaksın ağabey?
Sanki yayınlanacağından öyle emin sormuştu ki, onu biraz fazla özgüvenli buldum. Ona dedim ki:
–Yazımı yayınlamaya değer bir seviyeye getirebilirsem dergimiz Kardelen'e gönderirim, onlar da yayın kurulunda inceler ve yayınlanmaya lâyık görürlerse dergide okursun.
Ve Bekir gitti. O cümlesi kulağımda. Hem de bir ömür, bu işi yaptığım sürece unutamayacağım bir ihtar olarak:
–Hakkımda bir şeyler duymadan ve bilmeden yazını yazmayacaksan ağabey, sen bu işi yapma!
*
Ve Bekir yaptığı işin öyle bir uzmanı ki teknik açından, daha öncesindeki bir arıza durumunda şahit olduğum şuydu; Necip Usta ona arızayı telefonda anlatmaya çalışmış, sorunun fırının neresinde ve neden kaynaklandığının teşhisini konuşma esnasında yapmış ve arama görüntülüye çevrildiğinde arızayı ustanın kendisine hallettirmiş bir kabiliyet…
Pes doğrusu! Hem kendi istidadına ve hem yazara işi hakkında ders vermiş olmasına...
Ve Bekir gitti. Ardında unutulmayacak bir nasihat bırakarak hem de…
|