Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 32 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     6115 kez okundu.     2 yorum bırakıldı.     Yazara Mesaj

Herkese lâzım!..
Ali Erdal

  Sayı: 74 - Ekim / Aralık 2012

Bizim asıl ihtiyacımız ne petrole, ne dövize, ne doğalgaza, ne şuna, ne buna… Yani asıl ihtiyacımız bizim, maddeye değil... Biz, sorumluluk ahlâkına muhtacız! Ve bu ahlâkın; istisnasız bütün fertlere, millete ve bütün müesseselere hâkim kılınmasına… Sorumluluk ahlâkının her ferdin ve her müessesenin temel prensibi yapılmasına… Kahraman aramıyoruz, sorumluluk ahlâkı diyerek, kimseden kahramanlık beklemiyoruz. Sorumluluğunu bilmek, herkesin asgarî seviyede vazifesi… En alt seviyeden herkesin sorumluluğunu bilmesine ve ona göre davranmasına muhtacız… Zaten her fertte, her müessesede olması gerekene, olmazsa olmaza muhtacız. Halimizi görüyor musunuz?

Batılıların çevirdiği bir filmi hatırlıyorum… Bir kasabada bir çocuk, köprüden düşüp ölüyor… İlk olarak, köprünün kenarına, gelen geçenin düşmemesi için korkuluk yapmayan ustayı suçluyorlar. O, ben köprüyü bana verilen plâna göre yaptım, plânda korkuluk yoktu, diyor. Plânı çizeni mahkemeye çıkarıyorlar… Bu işe ayrılan paraya göre plân çizdim, mazeretine sığınıyor. Parayı tahsis eden müessesenin başını ve ilgili memurları getiriyorlar... Onlar da, nasıl yapılacağını düşünmek, bizim işimiz değil, paranın yetersiz olduğunu söyleselerdi, diyorlar… Arkasından bütçeyi hazırlayan ve kabul eden bürokratlar, her gün makam arabası ile köprüden geçen mülkî amir ve daire müdürleri, belediye başkanı ve meclis üyeleri sorguya çekiliyor. Ustadan mülkî amir ve belediye başkanına kadar hepsinin öğretmenleri hesaba çekiliyor. Siz bunları eksik yetiştirdiniz, onlar da görevlerini yapmadılar, deniliyor. Derken ana-babaların sorumluluğu söz konusu oluyor, buna komşuları dâhil ediliyor… Bir de bakıyorsunuz, müzikteki (kreşendo) misali, gittikçe artan tutuklamalarla, bütün kasaba halkı hâkim huzuruna çıkarılmış. Köprünün yapıldığından haberi olmayanlara ve üzerinden hiç geçmemiş olanlara bile düşen sorumluluk belirtiliyor ve tutuklayan polisler, karar veren hâkimler dâhil, kasaba halkının tamamına ceza veriliyor… Üzerinden geçenler, korkuluğun olmadığını gördükleri halde, bunu mesele yapmadıkları için ceza alıyor. Usta, korkuluksuz köprüyü yapmam, demediği için... Plân ve projeyi hazırlayanlar, korkuluk yapılması gerektiğini belirtmedikleri için… Eksiği görmesi gerekenler, kontrol görevlileri, onların amirleri, iyi yetiştirmesi gerekenler vesaire herkese… Köprüden haberi olmayanlara bile, kasabanızda olup bitene dikkat etme görevlerini yapmamaktan ceza veriliyor

Şimdi… İnsanın değil, hayvanın bile âkıbetinden kendisini mesul tutan ve “köprüden düşen topal keçinin hesabını bile benden sorarlar” diye taşıdığı sorumluluktan dolayı tir tir titreyen KAHRAMAN'a (ra) gel de hayran olma!.. Hele ihanet çapına varmış ilgisizliklere, beceriksizliklere, ihmallere her gün sayılamayacak örnekler gördüğümüz bir zamanda, bugün insanlığın hâlâ ulaşamadığı yücelikteki Kahraman'a, gel de hayran olma! O'nu anlamak da sorumluluğunu bilmeye bağlı.

Kendi sorumluluğunu en alt seviyeden idrak edemediği halde, 'ben olsam şöyle yaparım' diye böbürlenen bir topluluk olduk. Görevlerimize ait kendi sorumluluklarımızı biliyor muyuz ki, başka fertlerin, kurum ve kuruluşların sorumluluklarını bilelim ve ikaz edelim?

21 sene önce “Anarşi bizim yoldaşımız” başlıklı yazımda şöyle demişim. O günden bu güne ne değişti, bakın bakalım:

“Şehrin göbeğindeki caddede bir yeri kazın ve tamirat sebebiyle güzergâhın değiştiğini belirten bir levha koyun… Kimse bu neyin nesidir demeyecek ve bu yasağa herkes kuzu kuzu riayet edecektir… Hattâ levha koymasanız bile, kimse sesini çıkarmayacak ve herkes öndeki arabanın arkasından güzergâhı öğrenmeyi kâr sayacak. Aylar geçecek, artık o yol, o haliyle sabitleşecek, tabiî hale gelecek; buranın tamiri de ne zaman bitecek sızlanmasından başka bir tepki olmayacak.

Halk hafif mırıltı halinde sövecek ve söylenecek; memur, kendi dairesinin bu işi yapmış olabileceğini, yani amirinin kulağına gitme ihtimalini düşünerek, sadece içinden lânetleyecek. Kamuoyu, bizde zaten işler böyledir, bir kurum kapatır, başkası açar, tenkidinin üstünde bir idrak sahibi olamayacak. İçinden kim ne düşünürse düşünsün, kimse bunu yüksek sesle, bir faydası olmayacak ki diye, ifade etmeyecek.

Şehrin üst seviyedeki yetkilileri bile makam arabaları ile oradan geçerken makam şoförü, sorumsuzluğun “emrettiği” güzergâha riayet edecek. Saltanatla gidenin haberi bile olmayacak. Hangi seviyede olursa olsun, her yetkiliyi, o yolda tamirat var efendim, sözü bol kepçe lokantasının yemekleri kadar doyuracak. Mülkî amir, belediyenin çalışması diyecek, belediye başkanı işi valiliğin icraatına bağlayacak…

Basın; çukura düşen olursa, kimi makaraya sardığı belli olmayan bir dille fahişe resimlerinin yanında ufacık haber yapacak; belki biraz kabadayısı, bir kişi ölünce mi, tedbir alınacak, diye yazacak.

Çünkü hiçbir fert, kurum ve kuruluş, yetkisinin ve sorumluluğunun sınırını bilmemekte… Her biri, sorumluluğu üzerinden atmayı çok iyi becerdiği için, her tenkide karşılık, konu dairemizle ilgili değildir, müdafaası kale gibidir. Caddedeki tamirat için, bu bizim işimizdir, biz yapmadığımıza göre bunda bir bit yeniği var diyebilecek sorumluluk duygusuna sahip bir sorumlu çıkmayacak. Veya bu iş filân kuruma ait, o kuruma hesabını sorayım diye sırtına yük alacak kahraman yetkili bulunmayacak. Nerde kaldı, herkesi sorumluluğuna göre hesaba çekmek… Hiç kimse sorumlu tutulamayacak…

Bu yazıyı okuyan herkes, bu tespitimize hak verecek ve bunun kendi kuruluşu için de geçerli olduğunu bildiği halde, başka kuruluşlardan heyecanla (ve çoğu doğru) örnekler verecek.”

Sorumlulukları üzerinden atmakta, başarıları ise mıknatıs gibi çekmekte mahir fertlerin, kurum ve kuruluşların diyarında, İHANET ÇETESİ için bundan verimli iklim mi olur? Bir de, yarım yüzyıla aşkın zamandır niye hakkından gelemedik, diyoruz. Nice ihanetler, gaflet ve ihmal sütrelerinin arkasında icra ediliyor. Olur böyle vakalar, gafleti, her şeyi izah ediyor ve örtbas ediyor. Asgarî seviyede her ferdi, sorumluluk taşıyan bir memlekette, sahipli veya sahipsiz, kibrit kutusu kadar bir araziye, uyuşturucunun hammaddesi ekilemez. Bu facianın sorumlusu kim, sorusuna ihtiyaç olmaz!

“Sorumluluk ahlâkı” kahramanlık falan değil… En alt seviyeden her fertte olması gereken ahlâk… Cemiyetin; İsviçre saati gibi, Alman matbaa makineleri gibi aksamadan tıkır tıkır işlemesi için… Bir zamanlar dünyaya örnek olduğumuz bu ahlâkı cemiyete; “kendin için istediğini başkaları için de iste; kendin için istemediğini başkaları için de isteme!” diyen, herkesi günde en az beş defa temizlenmeye ve hesaba çekecek olanın huzuruna çıkmaya davet eden bir sistem hâkim kılabilir. Daha önce olduğu gibi…

Sadece bizim değil, bütün insanlığın ihtiyacı bu!..


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Ekleyen : Ali Erdal    28.12.2012
Yorum : Allah razı olsun Hocam... Tekrar kazanılır inşallah!.. Selâm ve dua ile...




Ekleyen : turgay ertem    10.12.2012
Yorum : ali hocam gönlüne eline sağlık. Sorumlular sorumsuz olursa insanların zıvanadan çıkması kaçınılmaz.Selam ve dua ile...





 
Deniz kabarıyor... - Sayı 119
Dünya kralı... - Sayı 118
Olayların akışı her şeyi ... - Sayı 118
Toplulukları idare etme h... - Sayı 118
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (120):
Doğumunun 120. yılında Üstat Necip Fazıl Kısakürek...

Son Eklenen Yorumlardan
 bosch professional gop 185-liBeylikler dönemini hatırlayalım, birbirlerine karşı üstünlük mücadelesi... Feyzi

 "Yürü kardeşim,Ayaklarına bir Kudüs gücü gelsin."Sen ve senin gibi şuurlu insanların sayıları bereke... Nilüfer Mihailoğlu

 Yüreğinize kaleminize sağlık kıymetli hocam. Allah hayırlı sağlıklı uzun ömürler versin.... Faruk AKTI

 kantarın topu olacak efendim ... Esra

  Gönlü klabi temiz abim kalemine sağlık başarılarının devamını diliyorum sevgiler saygılar ... Serkan yakar


Sonsuz karanlıklarıma gömülüşümü anlamayıp bilmeden kendi karanlıklarına denk sayanlar tarihin karanlığında boğulmaya mahkûmdurlar.
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1992
Soykırım, Antisemitizm ve Filistin Üçgen
Deniz kabarıyor
Gazze günlüğü
Sosyal medyanın gücü
Üstün fikir
Deniz kabarıyor
Kudüs... Ey Kudüs
Zeytin dalları altından meydan okuyuş
Fatih Sultan Mehmet (4)


Yavuz Sert - Bir tufanın ardından...
Yavuz Sert - Gazze biz ne öğretti...
Ali Erdal - Deniz kabarıyor
Kadir Bayrak - Vah benim halime!
Necip Fazıl Kısakürek - İç ve dış düşman – Y...
Bedran Yoldaş - Elinde taş küçük çoc...
Bedran Yoldaş - Zevâli yakındır zulm...
Ekrem Yılmaz - Kazandım vallahi!
Ekrem Yılmaz - Bitti kelimelerim
Ekrem Yılmaz - Mektup
Dergi Editörü - Üstün fikir
Site Editörü - Sosyal medyanın gücü
Necdet Uçak - Dünya malı
Necdet Uçak - Geldi geçti ömrüm be...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
M. Nihat Malkoç - Soykırım, Antisemiti...
M. Nihat Malkoç - Gazze günlüğü
Hızır İrfan Önder - Kasem olsun!
Zaimoğlu - Batı muradına erebil...
Mehmet Balcı - Köyüme gömün
Mehmet Balcı - Sevdam
Muhsin Hamdi Alkış - İsrail-SAMİRİ-oğulla...
İbrahim Şaşma - Kudüs Mektubu
Halis Arlıoğlu - Merhum Mehmet Akif i...
Murat Yaramaz - Hiç
İlkay Coşkun - Filistin
Zafer Nefer - Tas tarak
Özkan Aydoğan - Çocuk
İlknur Eskioğlu - Şehitlik oyunu
Yusuf Çelikler - Bu gidiş nereye?
Ayşe Yaz - Yağmur (Gazzenin çoc...
Bedir Acar - ‘İsrail bizi yenemez...
Hüma Sunguroğlu - Çınarın gölgesinde o...
Hüma Sunguroğlu - Zeytin dalları altın...
Abdullah Doğulu - Filistinde anne-çocu...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 13160693
 Bugün : 2183
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 604739
 Bugün : 178
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 226
 119. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 4
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncelleme: 21 Şubat 2024
Künye | Abonelik | İletişim