Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 32 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     4080 kez okundu.     2 yorum bırakıldı.     Yazara Mesaj

Allah razı olmaz!
Ali Erdal

  Sayı: 75 - Ocak / Mart 2013

Bazı olayların, zamanın akışını değiştirip, geleceği yönlendirecek ve yepyeni bir çağ başlatacak kadar tesirli olduğu söylenir… Ateşin bulunuşu, yazının icadı, İstanbul'un fethi, Fransız İhtilâli…

Bize göre insanlık tarihinin en mühim olayı, ilk insanın peygamber olmasıdır… Yani insanlığın, çok yüce ve yüceltici bir olağanüstülükle başlaması… Yaratıcı tarafından muhatap kabul edilmek ve “donatıp döşediği” dünyayı, “zapt ve teshir etmesi” için halife kılınmak...

Fani dünyadaki küçük makam sahiplerinin bile huzuruna herkes kabul edilmiyor; Yarlıgayıcı ve Yargılayıcı Kâmil Kudret tarafından, bunca mahlûkunun içinden, muhatap kabul edilmişsiniz… Size yaşanabilir bir dünya ihsan edilmiş ve en mühimi ebedî saadet vaat edilmiş… Bundan daha önemli ve hayatı etkileyici ne olabilir? İnsanlığa hayal edemeyeceği, bahşedilmiş… Ne kadar minnettar olsak ve şükretsek az…

Allah muhal farz lütfedip “içimizden peygamberler” ihsan etmeseydi, işte o zaman gerçekten ilkel mahlûk olurduk; daha doğrusu ilkel kalırdık… Zaten dini; fikir ve yaşama alanı dışına itmeye ve inanç adını verdikleri kutucuğa (veya zindana) hapsetmeye çalışanlar da, ilk insanı ilkel bir vahşi olarak tasavvur etmekle farkında olmadan peygamberden mahrumiyetin akıbetini belirtmektedirler. Medeniyetin, uzaydan geldiği safsatasına bel bağlayanlar, fazladan olarak, 'insan bir hiçtir' demiş de oluyor.

Peygamberlerden öğrendiklerimizden, sadece dünya nimetlerini terk etsek, elimizde avucumuzda bir şey kalmaz. İşte o zaman gerçekten mağara mahlûku olunur… Tekerleğin icadı, terzilik, ziraat, hayvancılık, marangozluk, demircilik, gemicilik, sağlık, eğitim vesaire… Ve en mühimi kitap… “İnsanlık, kitabın mukaddes vasıta olmak haysiyetini dinlerden öğrendi.” (Necip Fazıl).

Diğerlerine itiraz etseler de, inanmayanlar bile gemicilik ve kitaba itiraz edemezler. Hele gemiciliğe!.. Nuh tufanı; bütün dünya edebiyat ve tarih kitaplarında, masallarında, destanlarında, hikâyelerinde, menkıbelerinde, efsanelerinde, tarih kalıntılarında yer almış öyle bir “tevatür” ki, tek başına her şeyin kaynağının peygamberler olduğunu göstermeye yeter… Bütün insanlık, birbirinden habersiz aynı yalanda ittifak edebilir mi? Ama doğruda edilir. Doğru, zaten ittifak etmek içindir.

Sadece Nuh tufanı değil… “Yusuf ile Züleyha”yı yok sayarsanız, bütün dillerdeki aşk edebiyatı silinir. İlk insan peygamber olmasaydı, aşk mı olurdu... Din, ahiret inancını öğretmeseydi, nice eser yazılamazdı… Meselâ (İlâhi Komedya)… Konuyu dağıtmamalıyız… Ama iddiamızın bugüne ait bir belgesini olsun hatırlatmalıyız… Medeniyetle teması hiç olmamış bir kabile keşfedildiği haberlerini ve onların acınacak ilkel hallerini, herkes en az bir defa duymuştur ve iletişim imkânlarıyla görmüştür… İşte peygamberlerden mahrum kalmanın; daha doğrusu, –her kavme peygamber gönderildiğine göre– onlara ait her şeyi terk etmenin, unutmanın akıbeti… Peygambersiz medeniyet oluyorduysa, peygambersiz gelişme mümkündüyse onların da hiç olmazsa acınacak halde olmamaları gerekmez miydi? Tekerleği bile icat edememiş olmalarını nasıl izah edeceksiniz?

Bir hadisten, en büyük nimetin iman olduğunu öğreniyoruz. Bunu, imanla yaşayanlar bile “Âlemlere rahmet olarak yaratılandan” öğreniyoruz.

Dini, hayatın dışında, aksesuvar olarak kabul eden ve (konjonktüre) hâkim olanlar; “etkili” dedikleri olaylardan birinin, Peygamber öngörüsünden, emir ve müjdesinden kaynaklandığını görmezden geliyorlar.

Asırlar önce bir şehrin ehemmiyetine ve geleceğine işaret ediliyor… Var mı bir benzerini söyleyebilen, hâşâ olabilir mi?.. İslâm'ın zamana ve mekâna nasıl hâkim olduğuna ve İnsanlığın Ufku'nun (sav) yol göstericiliğine ve çizdiği rotaya bakın!.. Asıl görülmesi gereken bu. Sadece “stratejik” bir şehrin el değiştirdiğini görmek ve göstermek, –ilim adına konuştuklarına göre sormak hakkımızdır– ilim ahlâkıyla bağdaşır mı? Esası dikkate almadan, şöyle şöyle dünyayı etkiledi demek reva mı; yakışık alır mı? Peygamberlerin yüceliğini kabul etmek nefslerine ağır geldiği için hakikati “örtenler” ve bile bile yâdes diyenler, kendilerini nasıl gülünç duruma düşürüyorlar görüyor musunuz?

Göz önünde işi yapan; icat, keşif, buluş sahibi kim olursa olsun, dünyada gelişmelerin özü ve yüceliklerin kaynağı sadece peygamberlerdir. “Eşyanın hakikatini”; eksiği, kusuru olmayan ve günah işlemeyen, bütün varlığı icat eden Yaratıcı'nın “seçtiği” ve “koruduğu” halis kullarından daha iyi kim tanıyabilir? Bütün güzellikler, iyilikler ve doğruluklar, onların aksiyonlarıyla ve aksiyonlarının bereketli rüzgârlarıyle... Çirkinlikler, kötülükler ve yanlışlıklar da onlara rağmen… Onları ve bildirdiklerini inkârdan… Yıkılıp gitmiş kavimlerde, peygamberlerden bahis olmaması, ama felâket kalıntılarına rastlanması ve yıkılmamış kavimlerin peygamberleri bilmesi, buna apaçık delildir.

Bir şehrin fethi mühim ve etkiliyse, o şehri fethedeceklerin bunu gerçekleştirecek hüviyete girmeleri daha mühim ve etkili olmalı değil midir? Elbette… Öyleyse, Peygamberlerin aksiyonlarından sonra 'dünyanın en mühim hadisesi; bizim Müslüman olmamızdır'!.. Yüzyılların hayal ve beklentisini, sayısız insanın arzu ve emelini, ümmetin hasret ve gayesini, kavimlerin ve devletlerin hedef ve isteğini gerçekleştirecek olanın; o dünyaya dâhil olması elbette mühim… Çağ değiştirecek hadise olduğunda ittifak ettiğiniz İstanbul'un fethi, Türk milletinin Müslüman olmasının devamı… Devamı ondan ibaret de değil... Büyük depremin artçıları gibi öyle etkili olmuştur ki, Müslüman olmamız; bütün coğrafyalar, haritalar, devletler, şehirler değişmiş, yepyeni bir dünya ortaya çıkmış; hak ve adaletin mümkün olduğu görülmüştür… Görmek ve göstermek istememelerine rağmen bir Batılı bu tesiri, “Tarihini yazarken Türk milletinden bahsetmeyecek millet yoktur” diye ağzından kaçırıvermiştir.

Müslüman oluşumuzun ehemmiyetini, Ord. Prof. Dr. A. Zeki Velidî Togan'dan dinleyelim:

“İslâmiyet'ten önce Türkler muhtelif medeniyetlerin tesirleri altında bulunduklarından manen daimi insicamsızlık (düzgün bir seyirden mahrumluk) içinde çırpınıyorlardı. Budizm, Manihaizm, Hristiyanlık ve Yahudilik gibi dinlere mensup feodaller, Türk milletinin kuvvetli bir kültür etrafında metin bir devlet olarak teşekkülüne mâni oluyorlardı. Türkler'in tek dine mensup mütecanis (tek cinste toplanmış) bir millet sıfatile asırlarca yaşayan sağlam devletler kurabilmeleri, İslâmiyet devrinde başlamıştır.”

“Türk kabileleri toptan müslüman oldular.”

“Türk kütlelerinin böylece İslâmiyet'i kabul etmiş olmaları, İslâm tarihinde ve aynı zamanda cihan tarihinde mühim bir dönüm noktası teşkil eder. Çünkü bununla İslâm'yet'in cihan dini olarak yaşaması kat'i surette halledilmiş oldu.”

Müslüman oluşumuzun kıymeti, daha önceden de ifade edilmiştir:

“Bu vak'anın İslâm tarihindeki büyük ehemmiyetini, o zamanın âlimlerinden El-Birunî ve Abdülkadir El-Bağdadî kendi eserlerinde tebarüz ettirmişlerdir.”

“Türkler'in İslâmiyet'i nihaî surette kabul etmeleri, Doğu ve Güneydoğu medeniyetleri tesirinden sıyrılarak Önasya medeniyetine iltihak etmeleri demekti. Böyle cihanşümul mikyasta cephe ve istikamet değiştirmek, Türk milleti için hayırlı bir iş olmuştur.”

Sadece bizim ve İslâm dünyası için değil; insanlık için de hayırlı olmuştur…

Araplar'ın İslâm'ı yayma faaliyetlerinden önce dünya, nefsî didişmelerin arenası idi… İmparatorların namı uğruna insanlar boşu boşuna ölüyordu. İslâm; insan hayatına (diğer kazandırdıklarının yanında bir hiç) bir mânâ, bir ideal, bir kıymet, bir şahsiyet ve müstesna bir yücelik kazandırdı. Sadece fertlere değil, topluluklara ve devletlere de şahsiyet verdi… Değerlerini ortaya çıkardı. Araplar'ın ve bizim hangi halden İslâm sayesinden nerelere yükseldiğimiz, herkesçe malûm…

Müslüman olmakla hem biz yüceldik, hem bu mânâ cihanşümul oldu. Kimse, İslâm'dan haberim olmadı, mazeretine sığınamaz artık. “Türk milletinin kuvvetli bir kültür etrafında metin bir devlet olarak teşekkülü” ile hızla yükselişi; Karahanlı ve Selçuklu basamaklarından “Devlet-i Âli”ye, “devlet-i ebed müddet”e ulaştı… Böylece dünyanın merkezî bölgesinde, adalet ve insanlık hâkim oldu. “Sen ki, Fransa Valisi falancasın” dedirtecek kadar haşmetli ve cihanşümul, yeri göğü inleten Mehteran misali heybetli ve şanlı “Yüce Devlet”; yıkıldıktan sonra bile, bu değerleri insanlık, (lâfta da olsa) gündemine aldı. Başta Birleşmiş Milletler, Cenevre sözleşmesi gibi “insanî değerler” insanlığın gündemine bu sayede girdi. Bu değerleri egemen güçlerin menfaatleri lehine kullanması, bir zamanlar hakkı adaleti gerçekleştirmiş olanın değerini ve ona hasreti arttırmakta...

“Doğu ve Güneydoğu medeniyetleri tesirinden sıyrılarak Önasya medeniyetine iltihak edip, cihanşümul mikyasta cephe ve istikamet değiştirmemiz” ve İslâm âleminin lideri olmamızla bir mucize tecelli etti…

İslâm'ın liderliği başka bir millete geçmeseydi… İslâm'ın Araplar'a mahsus, Arap hâkimiyetini sağlamaya yönelik kavmî bir din olduğu iddiacılarına gün doğacaktı. Öyle olmadığını bile bile bunu istismar edecekler, İslâm'ı yanlış tanıtmak için bir malzeme daha bulmuş olacaklardı ve bu sakızı çiğneyip duracaklardı.

Bir başka millet de, İslâm'ı yaymaya baş koydu… “Ölürsem şehit, kalırsam gazi!”… “İlâ-yi kelimetullah”… Allah adının yeryüzüne hâkim kılınmasını; hidayet nurunun her yere götürülmesini; hak, adalet ve insanlığın yerleşmesini, bir başka milletin de üstlenebileceği görüldü. İslâm'ın milletler üstü ve cihanşümul olduğu gerçeğini ve milletçe hep birlikte, sorgulamadan ve yargılamadan pazarlıksız Müslüman olmanın feyz ve bereketini dünya, “aynelyakiyn” gördü… Daha önce kısa ömürlü devletleri olan milleti İslâm; “devlet-i ebed müddet”liğe yükseltti ve liderlik kürsüsüne yerleştirdi. Önceki inançların heder ettiği kapasiteyi, neyin yükselttiğini bütün dünya, ibretle gördü.

“Cihan Devleti”, bize öyle bir itibar ve “statü” kazandırdı ki, bugün bile, dünyaya şekil vermeye çalışan egemenler, bizi en azından başkalarından daha fazla dikkate almak durumundadırlar. Yıkılmasına rağmen, halkların derin hafızasında yaşayan itibar sayesinde, Ortadoğu'da, Balkanlar'da, Kafkaslar'da hattâ dünyada, Türkiye'yi dikkate almadan bir şey yapmak mümkün değildir.

“Türk milleti, bütün tarih boyunca kaderinin devamlı ihtar ve ifşa edişleriyle meydanda olduğu gibi, ya olunca her şey olmaya, yahut olamayınca hiçbir şey olmamaya memur, ulvî ve çetin bir nasibe mazhardır; ve bu şanlı nasibin sert hükmünde, Türk milleti için, arslanın maiyetindeki karakulaklardan (tilki, çakal, sırtlan vesaire) biri olmaya mahsus, ikisi ortası bir muvazenecilik yoktur. O, bizzat arslan gibi, ya ormanların hâkimi, yahut kafeslerin mahkûmu kalacak; birinci halde karakulaklar onun sığıntısı, ikinci halde de, o, karakulakların maskarası diye yaşayacaktır.” (Necip Fazıl)

Şimdi bir berzahtan geçiyoruz… Bütün engelleri aşıp tekrar bizi yücelten “değere”, “astara kaçmış güneşe” dört elle sarılıp “olmak” berzahından… Ya olmak, ya ölmek, değil… Ya geçeriz, ya geçemeyiz, değil… Bunun “ya”sı yok… Hayat memat meselesi… Aşmalıyız! Geçtik, geçtik; geçemedik eyvah!.. Maazallah kıyametimiz koptu!.. Üstelik sorumluluğumuz, sadece kendimizden ibaret de değil… “İslâm 500 yıl kılıcını elinde tutan Türkiye'de bozuldu ve her yerde altüst oldu. Türkiye'de düzelirse her yerde sağlığa kavuşabilecek” (Necip Fazıl)

Bu berzahtan geçebileceğimizi ümit edebiliriz; ümit etmeliyiz. Bin bir engel ve belâ ile dolu sarp geçidi geçmeye ehil ve lâyık olduğumuzdan değil… İsterse tedbirler noktasından görünüşe göre hiçbir sebep olmasın, manevî olarak pek çok ümit sebebimiz var. Ama biri, tek başına biri; yeter…

Peygamberlik Ufku'nun  (sav) adını; aynen kullanma mahcubiyetinden, hüviyetini bozmadan edeben ve hürmeten kısaltıp, sevimlilik ve bağlılık ekleyerek askerine veren bir milletin helâkine –biz yese düşüp kabullensek bile– Allah razı olmaz! “Habibi”nin yüzü suyu hürmetine, “Müjdeci”nin yüzü suyu hürmetine Allah'ın (cc) başta Rahman, Rahîm, Vehhab olmak üzere bütün sıfatlarına güvenerek ümit edebiliriz.

“Mehmetçik” adını yeryüzünden silinmesine, Allah razı olmaz!


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Ekleyen :     06.05.2013
Yorum : Nilüfer Hanım, Değerlendirmeniz için teşekkür ederim. Allah razı olsun. Cevabı geciktirdiğim için özür dilerim. Burası bahsettiğiniz konuların yeri. Yorumlar, bu tür konuların müzakere imkânı ve zemini olmalı aslında. Üstad'ın o ifadesi elbette nefs emniyeti... İhsan edilen nimeti, kendisi söylemeden, karşı tarafa ihsas ettirerek, kapasitesini gösteren bir zekâ ile, birinci benim diye böbürlenmeden, ile dile getiriyor. Ne olduğunun şuurunda olduğunu gösteriyor. Sizin, Kardelen'in basılı şeklini de görmenizin faydalı olacağını düşünüyorum. Selâm ve saygılarımla.




Ekleyen : nilüfer yılmaz    07.04.2013
Yorum : Hocam! Türkler ve İslamiyet konusunu gerçekten çok iyi işlemişsiniz. Peygamberimizin "İstanbul'u fetheden Komutan ne büyük Komutan, onu fetheden asker ne büyük asker" mealindeki hadisi de sanıyorum bu konuya katkı sağlıyor. Allah razı olsun. Ellerinize kaleminize sağlık. iyi çalışmalar dileklerimle.. Hocam! Burası yeri değil ama size bir sualim olacak. Üstad Necip Fazıl'a sormuşlar; Dünyada edebiyat dalında iki kişiyi seçmişler deyince; Biri benim de öbürü kim merak ettim demiş.. Bu konuyu açıklarmısınız ?Bunu Üstadın kendini çok beğenmişliği mi, yoksa aşırı güveni olarak mı algılamak gerekli..Saygılarımla..





 
Deniz kabarıyor... - Sayı 119
Dünya kralı... - Sayı 118
Olayların akışı her şeyi ... - Sayı 118
Toplulukları idare etme h... - Sayı 118
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (120):
Doğumunun 120. yılında Üstat Necip Fazıl Kısakürek...

Son Eklenen Yorumlardan
 bosch professional gop 185-liBeylikler dönemini hatırlayalım, birbirlerine karşı üstünlük mücadelesi... Feyzi

 "Yürü kardeşim,Ayaklarına bir Kudüs gücü gelsin."Sen ve senin gibi şuurlu insanların sayıları bereke... Nilüfer Mihailoğlu

 Yüreğinize kaleminize sağlık kıymetli hocam. Allah hayırlı sağlıklı uzun ömürler versin.... Faruk AKTI

 kantarın topu olacak efendim ... Esra

  Gönlü klabi temiz abim kalemine sağlık başarılarının devamını diliyorum sevgiler saygılar ... Serkan yakar


ACIYORUM

Millet, Meclis’i seçiyor...

Meclis, millet namına kanun yapıyor...

Anayasa Mahkemesi de bu kanunları bozabiliyor...

 

Şimdi söyleyin:

Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletin mi?

Hâkimiyet kayıt ve şartla mı milletin?

Hâkimiyet kayıtsız şartsız Anayasa Mahkemesi’nin mi?

Hâkimiyet kayıt ve şartla Anayasa Mahkemesi’nin mi?..

(Kardelen; 13; Mart 1997)

 

ACIYORUM

Bir takım kimselerin, yetkilerini aşarak, kanun dışı teşkilâtlar kurduğu ve kanun dışı faaliyetlerde bulunduğu artık kimsenin yok diyemeyeceği bir gerçek halinde ortaya çıktı.

Bunlar, başlangıçta en azından, kanunların kötülerle ve kötülükle mücadelede yetersiz kaldığını düşünüyor.

Böyle örgütlere karşı çıkanlar da, gizli ve kanun dışı teşkilât kurulacağına falan falan kanunlara ve filân filân mekanizmalara dayanarak şöyle şöyle mücadele mümkündür, demiyorlar...

 

Öyleyse...

Ya bu ülkede kanunlar ve işleyen mekanizma yetersizdir... Ya devleti idare edenler...

Bu işin (ya)sı, (ma)sı yok... Hem kanunlar ve işleyen mekanizma, hem idareciler yetersiz...

(Kardelen; 13; Mart 1997)
66
Soykırım, Antisemitizm ve Filistin Üçgen
Deniz kabarıyor
Gazze günlüğü
Sosyal medyanın gücü
Üstün fikir
Deniz kabarıyor
Kudüs... Ey Kudüs
Zeytin dalları altından meydan okuyuş
Fatih Sultan Mehmet (4)


Yavuz Sert - Bir tufanın ardından...
Yavuz Sert - Gazze biz ne öğretti...
Ali Erdal - Deniz kabarıyor
Kadir Bayrak - Vah benim halime!
Necip Fazıl Kısakürek - İç ve dış düşman – Y...
Bedran Yoldaş - Elinde taş küçük çoc...
Bedran Yoldaş - Zevâli yakındır zulm...
Ekrem Yılmaz - Kazandım vallahi!
Ekrem Yılmaz - Bitti kelimelerim
Ekrem Yılmaz - Mektup
Dergi Editörü - Üstün fikir
Site Editörü - Sosyal medyanın gücü
Necdet Uçak - Dünya malı
Necdet Uçak - Geldi geçti ömrüm be...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
M. Nihat Malkoç - Soykırım, Antisemiti...
M. Nihat Malkoç - Gazze günlüğü
Hızır İrfan Önder - Kasem olsun!
Zaimoğlu - Batı muradına erebil...
Mehmet Balcı - Köyüme gömün
Mehmet Balcı - Sevdam
Muhsin Hamdi Alkış - İsrail-SAMİRİ-oğulla...
İbrahim Şaşma - Kudüs Mektubu
Halis Arlıoğlu - Merhum Mehmet Akif i...
Murat Yaramaz - Hiç
İlkay Coşkun - Filistin
Zafer Nefer - Tas tarak
Özkan Aydoğan - Çocuk
İlknur Eskioğlu - Şehitlik oyunu
Yusuf Çelikler - Bu gidiş nereye?
Ayşe Yaz - Yağmur (Gazzenin çoc...
Bedir Acar - ‘İsrail bizi yenemez...
Hüma Sunguroğlu - Çınarın gölgesinde o...
Hüma Sunguroğlu - Zeytin dalları altın...
Abdullah Doğulu - Filistinde anne-çocu...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 13160643
 Bugün : 2133
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 604737
 Bugün : 176
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 226
 119. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 4
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncelleme: 21 Şubat 2024
Künye | Abonelik | İletişim