Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 32 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     727 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Mizah
Ali Erdal

  Sayı: 113 -

90’ların ilk yıllarında, meslek içi eğitim cümlesinden bir seminerde konuşmacıyım… Ders Türkçe, muhataplarım meslektaşlarım, öğretmenler. Dopdolu sınıfta biri var ki, her sözüme oturduğu yerden, bazan mırıltıyla, bazan etrafının duyacağı şekilde, bazan da yüksek sesle esprilerle cevap yetiştiriyor. Basit ve kaba espriler… Maksat dersi sulandırmak ve muhtemel tesiri kırmak. Dilin kendi kanunları muvacehesinde geliştirilebileceğini ve dilde devrim olmayacağını, olamayacağını, böyle bir işe kalkışmanın Donkişotluk olduğunu, hattâ yerine göre bunun ihanet olacağını söyleyince iyice kantarın topuzunu kaçırdı. Kaba ve müstehcen esprilerle etrafını güldürüyor. Öyle oldu ki, hoca niye buna haddini bildirmiyor kanaati hâkim oldu sınıfa.

İlkin, hoşnut olmadığımı ihsas ettiren hafif bir tebessümle; ardından kırgın ve kızgın bir bakışla ikaz ettim. Ve memnun olmadığımı açıkça gösterdim, dille de ifade ettim. Söz ve espriyi israf ettiğini sert bir sesle söyledim. Anlayacak gibi değil, üstelik nezaketimi aczime vermiş olmalı ki, şirretliğini arttırdı. Ders yarı oluyor… Çok harika bir espri patlattığını zannettiği bir çıkışı üzerine, sınıfta gezinirken yanına gittim. Sırasının üzerine, dikkat et mânâsına birkaç kere tıklattım. Yerime geçtim. Zavallı hoca, doğrudan müdahale etmekten âciz, sessiz sedasız tehdit ediyor. Yalvarıyor da denebilir. Otoriteye başkaldıracak cesaret, her yerde gizli ve açık taraftar bulabilmiştir. Onu topluluk önünde mahcup etmek istemeyişimi anlayıp susmak yerine, herkesi hayran edecek zeki istihzalarının dozunu arttırıyor. Bazı arkadaşlarının işaretle sus demesi ona daha da gayret veriyor. Hafif rüzgârlar, yangını arttırırmış.

Dersler üst üste iki saat, arada onbeş dakikalık teneffüs. İlk dersin sonuna doğru, hocayı mat edecek bir çıkış yapmak üzere. Aslan parçası, hocayı belki bir şeylere düşmanlıkla da itham edip ikinci derse gelemez hale getirecek. Yerimden kalktım, ona doğru yürüyorum. Düello başlıyor mu? Bütün sesler kesildi, mizah ustası ve espri dehası da durakladı. Yanına vardım, önüne dikildim, o da gayriihtiyari ayağa kalktı… Göz gözeyiz. Öfkemi anlayıp özür dilese keşke. O sırada zil çaldı. Kimsede dışarı çıkmak için hareket yok. Heyecanlı maç, canlı yayın; tekrarı da yok… Sen misin, beni ikinci derse gelemeyecek hale getirecek! Artık haddini bildirmemek meslek haysiyetine dokunur. Gözlerinin içine bakarak yüksek sesle dedim ki:

–İkinci derse gelince, iki cümle söyleyeceğim… Birincisine memnun olacaksın ve ben neymişim be âbi diyeceksin… İkinci cümleyi söyleyince… Kendinde yerinden kalkacak hal bulamaycaksın!

Düelloyu kabul etmekle kalmamış, ilk hamleyi de yapmıştım.

İkinci derse girince herkes pür dikkat ayakta… O bile… Maç heyecanını bilirsiniz.

–Buyurun…

Herkes oturdu, merakla bakıyorlar. Yerime oturunca ona bakan gözler, bana çevrildi:

–Bir yazarımız diyor ki: “Espri, zekânın hakkıdır. Öyle lütfen verilmiş bir atıfet değil… Espri zekânın tabiî hakkıdır; ancak zeki olanlar espri yapar, yapabilir yani meselenin can alıcı noktasını görebilir ve gösterebilir…

Meslektaşım etrafına bakındı, sözlerimin nasıl yorumlandığını görüp, ne yapacağını kararlaştıracak… Kimsede yorum yok, herkeste sadece merak... Kırpıştırarak kısık gözlerle bana bakıyor… Sınıfa döndüm, kahramanı işaret ederek:

–Bakın, söyleyeceğim ikinci cümlenin sadmesini şimdiden, daha söylemeden hissetti, bu sebeple bu güzelim övgüye sevinemedi.

Açık ve gizli gülüşmeler… Sınıfı yanıma almıştım. Espri dehasına döndüm:

–Yazarımız sözüne devamla diyor ki: “Espri, yemeğin tuzu biberi gibidir, azı tat verir; dozunu ayarlayamamak, haddinden fazla kullanmak yemeği yenmez hale getirir. İslâm büyüğü de diyor ki, bir şey haddini aştı mı, zıddına döner. Tuz ve biber, kaşık kaşık yenmez, kaşık kaşık yemeye kalkmak ahmaklıktır.”

Üç beş saniye öyle kalakaldı. Sonra sınıftan çıkıp gitti. 

● 

Okullarda fabl (insan dışındaki varlıkları, insan gibi davrandırma ve konuşturma sanatı) örneği olarak okuma kitaplarında yer alan karga ile tilki fıkrasını herkes bilir. Derste onu işliyoruz. Bu türün aslının bizde olduğunu örneklerle ifade ettik. Bir öğrenci ısrarla fıkra anlatmak istiyor. Anlat… Sınıfın önüne çıkıp anlatmalıymış… Peki… Meydan yerine çıktı:

–Bir karga varmış. Bir gün bir parça peynir bulmuş ve bir ağacın dalına konmuş… Âfiyetle yiyecek…

Ne yapıyor bu… Az önce ders olarak işlenen fıkrayı anlatıyor… Bizi aptal yerine mi koyuyor. Sadece sen mi anladın fıkrayı? Sınıftan hafiften protesto sesleri gelmeye başladı… Fıkracıbaşı, mırıltılara aldırmıyor:

–Öteden bir tilki çıkagelmiş… Ne kadar kurnazdır, bilirsiniz… Kargaya dil dökmeye başlamış… Tüylerin şöyle parlak ve güzel, … Gözlerin şöyle, gagan böyle… Eminim sesin de bülbülleri kıskandıracak güzelliktedir…

Sınıftan protestolar yükselecek fakat öğretmen bakışlarıyla onları susturuyor. O, hiçbir şeye aldırmadan anlatıyor…

–Güzelliğini görüyoruz, mutlaka çok harika olan sesinden ne yazık ki mahrumuz.

Bir insan, herkesin bildiği bir fıkrayı ilk defa icat ediliyormuş gibi bu kadar şevkle nasıl anlatır… Fıkracıbaşı bir an durdu… Sınıfı süzdü… Herkes bir fevkalâdelik olacağını hissediyor. Kimsenin duymasını istemediği bir sır söyler gibi sesini yavaşlattı, tane tane:

–O zaman karga ağzındaki peyniri bir dala sıkıştırıp emniyete aldıktan sonra demiş ki… İki sahte övgüye aldanmak ancak (Lafonten)in masalında olur… Ve tilkinin şaşkın bakışları karşısında peyniri sıkıştırdığı yerden alıp yemiiiş…

Bir anlık şaşkınlığın ardından sınıftan bir alkış koptu. Alkış bitince fıkrayı anlatan öğretmene döndü:

–Bizden örnek diyorsunuz ya hocam; bu fıkrayı ben icat ettim… 

● 

Nasrettin Hoca soruyor:

–Topraklarımız verimli mi?

–Eveeet!

–Yeraltı zenginliklerine sahip miyiz?

–Eveeet!

–İklim güzel, sular bol, deniz imkânları geniş, coğrafya harika mı?

–Eveeet!

–Öyleyse niye büyük ve kudretli olmuyoruz? 

Mizah!.. Hakkı hakikati, en can alıcı yerinden ele alıp ifade eden fikirci; doğru, yanlış, iyi, kötü, güzel ve çirkini, şıp diye ayırdeden mihenk taşı; sözü, tebessümle sona erdiren neşter; bir ucu edep ve zarafet, diğer ucu kabalık ve iğrençlik olan sopa...


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Deniz kabarıyor... - Sayı 119
Dünya kralı... - Sayı 118
Olayların akışı her şeyi ... - Sayı 118
Toplulukları idare etme h... - Sayı 118
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (120):
Doğumunun 120. yılında Üstat Necip Fazıl Kısakürek...

Son Eklenen Yorumlardan
 bosch professional gop 185-liBeylikler dönemini hatırlayalım, birbirlerine karşı üstünlük mücadelesi... Feyzi

 "Yürü kardeşim,Ayaklarına bir Kudüs gücü gelsin."Sen ve senin gibi şuurlu insanların sayıları bereke... Nilüfer Mihailoğlu

 Yüreğinize kaleminize sağlık kıymetli hocam. Allah hayırlı sağlıklı uzun ömürler versin.... Faruk AKTI

 kantarın topu olacak efendim ... Esra

  Gönlü klabi temiz abim kalemine sağlık başarılarının devamını diliyorum sevgiler saygılar ... Serkan yakar


Marksizm’in, her şeyin cevabını veremediği, “ilk insanı ve tabiatı kim yarattı” sorusuna “bunu ortaya atmakla tabiatı ve insanı yok farz etmiş oluyorsun. Bundan vazgeçersen, bu soruyu sormaktan da vazgeçersin” demesinden(diye karşılık vermesinden) anlaşılmaktadır. Ancak her şeyin cevabını verebilecek bir kriteryuma sahip olan “benim düzenimi kabul et, kurtulursun!” deme hakkına sahiptir.
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1993
Soykırım, Antisemitizm ve Filistin Üçgen
Deniz kabarıyor
Gazze günlüğü
Sosyal medyanın gücü
Üstün fikir
Deniz kabarıyor
Kudüs... Ey Kudüs
Zeytin dalları altından meydan okuyuş
Fatih Sultan Mehmet (4)


Yavuz Sert - Bir tufanın ardından...
Yavuz Sert - Gazze biz ne öğretti...
Ali Erdal - Deniz kabarıyor
Kadir Bayrak - Vah benim halime!
Necip Fazıl Kısakürek - İç ve dış düşman – Y...
Bedran Yoldaş - Elinde taş küçük çoc...
Bedran Yoldaş - Zevâli yakındır zulm...
Ekrem Yılmaz - Kazandım vallahi!
Ekrem Yılmaz - Bitti kelimelerim
Ekrem Yılmaz - Mektup
Dergi Editörü - Üstün fikir
Site Editörü - Sosyal medyanın gücü
Necdet Uçak - Dünya malı
Necdet Uçak - Geldi geçti ömrüm be...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
M. Nihat Malkoç - Soykırım, Antisemiti...
M. Nihat Malkoç - Gazze günlüğü
Hızır İrfan Önder - Kasem olsun!
Zaimoğlu - Batı muradına erebil...
Mehmet Balcı - Köyüme gömün
Mehmet Balcı - Sevdam
Muhsin Hamdi Alkış - İsrail-SAMİRİ-oğulla...
İbrahim Şaşma - Kudüs Mektubu
Halis Arlıoğlu - Merhum Mehmet Akif i...
Murat Yaramaz - Hiç
İlkay Coşkun - Filistin
Zafer Nefer - Tas tarak
Özkan Aydoğan - Çocuk
İlknur Eskioğlu - Şehitlik oyunu
Yusuf Çelikler - Bu gidiş nereye?
Ayşe Yaz - Yağmur (Gazzenin çoc...
Bedir Acar - ‘İsrail bizi yenemez...
Hüma Sunguroğlu - Çınarın gölgesinde o...
Hüma Sunguroğlu - Zeytin dalları altın...
Abdullah Doğulu - Filistinde anne-çocu...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 13160621
 Bugün : 2111
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 604734
 Bugün : 173
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 226
 119. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 4
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncelleme: 21 Şubat 2024
Künye | Abonelik | İletişim