Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 32 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     428 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Teşhis
Ali Erdal

  Sayı: 117 -

Uzun bir bekleyiş… Tavana dikili gözleri şimşeği, kulakları göklerin sesini kolluyor… Bu bekleyişle, vücudu taş kesilmiş gibi oldu…

Oda bir anda ışık çağlayanı içinde kaldı ve arkasından gökler gürledi. Karanlıkta mumya gibi yatıyor... Göklerin gürlemesinden, evinin kenarındaki bir Çin ejderhası gibi uzanan denizin homurtusundan mânâlar çıkarmaya çabalıyor. Birden yanı başında beklenmedik bir ses… Karısının sivri tırnakları yorgan üzerinde geziniyor ve tüyler ürpertici bir ses çıkarıyor. Dayanamadı, yataktan fırladı. Açık kapıdan süzüldü. Bir sigara aradı ve buldu. Titreyen elleri, kibriti düşürdü. Yerlere saçılan kibritlerden birkaç tanesini el yordamıyla buldu.

O an şimşeğin kırbacı camda şakladı. Parıltıda karısının yatakta dönüşünü görmesi tırnak cızırtısını hatırlattı. Kibrit sesine tahammül edemeyeceğini anladı. Gök gürültüsünü dinlemek için can atıyor da, onun bir çeşit maketi, yanan kibritin sesine tahammül edemiyor. Elinde sigara ile en yakın koltuğa kendini bırakıverdi. Denizin homurtusunu dinliyor ve gök gürültüsünün orkestraya katılma anını kolluyor. Üstün bir besteyi başarılı icracılardan dinliyor sanki. Her notasına mıknatısa kapılan iğne gibi kendini teslim ediyor…

Bir zaman sonra, sigaranın hatırına, kibrit sesine katlanma gücünü buldu kendinde. Baktı ki, elleri bomboş… Gök gürültüsü, kollamayı ihmal ettiği bir anda orkestraya katılıverdi. Bunun üzüntüsüyle daha çok titreyen elleri, sehpanın üstündeki vazoyu deviriverdi. Bütün sesler, incecik kulak zarlarına insafsızca saldırıyor. Vahşi hayvan sürülerine, incecik kulak zarları ne yapsın?.. Seslerden çektiği ıstırap sebebiyle, yatak odasındaki karaltıyı fark edecek halde değil… 

 

Güzelliğinden ve makyajından lüzumundan fazla emin genç kadına, televizyon kameraları karşısında soruluyor:

–Başarılı bir besteci olan kocanızın, bir psikiyatri kliniğine yatırılması durumu nasıl ortaya çıktı?

Makyajı kadar sesinden ve konuşmasından emin genç kadın tane tane anlatıyor. Kelimeler bir âhenk çağlayanı halinde dökülüyor, nar gibi boyalı dudaklarının arasından:

–Eskiden… Sıhhatli olduğu zaman yani… Her işin bir sesle sonuçlanmasını isterdi. Meselâ sessizce konmuş bardak, onu rahatsız ederdi. Koyarken (tık) dedirtmeliydi. Son bir ay içinde… Tam tersi bir hal içine girdi… Seslerden ürker oldu… Yakın zamanlarda, seslerden mânâlar çıkarmaya başladı. Çatal kaşık seslerinden, yemek yiyenlerin düşüncelerini anlamak, ayak seslerinden görmediği insanların kişiliklerini bilmek… Kapı zilinin çalınışından gelenin maksadını anlamak gibi…

–Sizi de aynı şekilde değerlendirdiği olur muydu?

–Duyduğu her sesi…

–Bu değerlendirmeler, isabetli olur muydu?

–Hem de ne isabet… Bir keresinde bir misafirimize, yalan söylüyorsun, diye çıkıştı. Yalan söylediği, sonradan ortaya çıktı. Bunları sözlerden ve onların mânâlarından değil, seslerin tahlilinden anlıyordu. O tahlil demiyor, ben öyle ifade ettim. O, bu yaptığımın dilimizde karşılığını yok, diğer dilleri bilmiyorum, diyordu. Son günlerde dayanılmaz bir hal aldı. Hani, kızılötesi, morötesi tabirleri vardır ya… Kocam da “ses ötesi” diyordu…

–Ne demek oluyor bu?

–Her sesin, duyulanın dışında, onun tabiriyle “ötesinde” bir mânâsı var… Görülenin ötesini, birtakım âletlerle bilmek mümkün oluşu gibi… Gözü daha keskin olanın, az görenden daha ilerisini gördüğü gibi… Sesleri de aynı şekilde değerlendirmek mümkün…

–Sanki o konuşuyor…

–Bir gün, sigara dumanının bile sesi var ve ben onu duyuyorum, dedi. Bir sanığa karşımda sigara içirsinler, suçlu olup olmadığını söyleyeyim…

–Sigara dumanı mı ona söyleyecek?..

–Öyle değil… Bandlara, kasetlere, disketlere nasıl bilgi kaydedilebiliyor ve okunup anlaşılabiliyorsa, sadece sigara dumanına değil, Allah her yere ve her şeye büyüklüğünün alâmeti olarak, bilgi kaydetme imkânı veriyor… Öyle diyordu… Görebilen görüyor, duyabilen duyuyor… Bunun konuşma ile ve dille ilgisi yok… Sigara dumanı ona ayrıca söylemiyor… Son zamanlarda hiçbir sese tahammülü kalmamıştı. Kibrit çakamaz, çakmak kullanamaz olmuştu… Sigara içemiyordu… Bir gün, sükûtun bile sesi var, demişti… Bir büyük zatın sükûtu ile, benim suskunluğum, bir mi?.. Hiçbir sese tahammül edememek nedir; çeken bilir… Biz lâfını ederiz sadece…

–Bir kliniğe yatırılması konusunda ne diyordu?

–Bir gün yemek yerken, intihar etmemden korkuyorsun değil mi, demişti…

–Öyle miydi?

–Evet… Şöyle dedi: Şu ana kadar, aklımın ucundan bile geçmedi… Yarını kim bilebilir? Bu halimde, çilemden hoşnudum… Yaratan’dan bir hediyedir bu bana… Bir zulüm değil, bir lütuf olduğunu hissediyorum. Ve, “öyle sermestim ki” diye bir şiir okudu…

–Sokağa çıkmak bir dert olmuştur, onun için?

–Hem de nasıl… Bir gün evde… Radyodan bir eseri çalınıyor… Bir komalık bir yanlış ses söyledi, sanatçı… Daha doğrusu söylemiş… Düştü bayıldı… Son günlerde bayılmak sıklaşmıştı…

–Beste yapıyor muydu?

–Beste yapmak kim, ben kim… Sık sık böyle söylüyordu… Elinden gelse, bütün bestelerini imha etmek istediğini söylüyordu. Ses bir defa çıktı mı, geri dönmüyor, diyordu. Bir gün, eroin krizi gibi bir hal içinde çığlık çığlığa… Haykırıyor… Seslerin ideal terkibi nerdesin!.. Nerdesin, ey üstün beste?..

–Peki efendim, sizi bir de biz üzdük… Fakat dahi sanatçımızın halini, -bunun soylu bir sanatçı hafakanı olduğuna kaniyim- halkımız öğrenmek istiyor; haklıdır… Bir bestesini hep birlikte dinleyelim… 

 

Kliniğin favorileri kırlaşmış ince bıyıklı baştabibi, ağızlıklı sigarasını kül tablasına koydu, ellerini önündeki lüks sümene dayadı; döner koltuğuna yaslandı:

–Ender bir vak’a… Hastamızı ses geçirmez odaya aldıktan sonra, sakinleşeceğini umuyorduk… Orada bile duyduğu seslerden dolayı çığlıklar atarak bayıldı…

Kalın enseli ve göbekli profesör:

–Bir ara sakinleşti… Dünyadaki tüm müzik türlerinden örnekler istedi…

Aralara sıkıştırdığı kelimeler dışında konuşmayan biri:

–Listeyi kendisi hazırladı…

Anlatma zevkine engel olunmasına canı sıkılan baştabip:

–Hepsini kısa dinlemelerden sonra, fırlatıp attı…

Bilmem ne üniversitesinden, özel olarak getirtilen bol unvanlı “uzman” mübalağalı bir ciddiyet içinde.

–İçki, kadın, uyuşturucu gibi şeylerle alâkası?..

Değişik kelimelerle hepsinden aynı cevap:

–Önceden olduğu gibi katiyen meyletmedi…

–İntihar teşebbüsü?..

Koro:

–Asla!

Koronun, pırıldayan şahsiyeti ile “ben bu sıradan insanlardan farklıyım” diye âdeta haykıran genç doktor:

–İntiharı, kutsal olduğuna inandığı çilesine karşı bir kaçaklık, bir vefasızlık görüyor… Bayılmak için de, idrak firarı, diyor… Bayılmasını, önleyemediği için, ne kadar üzüldüğünü, ifade mümkün değil… 

 

Beyaz saçları ve bal rengi gözleri nurla yıkanmış ihtiyarın, ağzından da nur dökülüyor. Tek kelimesini bile kaçırmamak için dikkatle dinleyenlerin arasında, tam karşısında bulunan “sıra dışı” doktora bakarak konuşuyor:

–Tıkacını çıkarınca, her yanı fışkıran sularla ıslanan Nasrettin Hoca çeşmeye, meğer senin ağzını tıkayanın bir bildiği varmış, diyor… Ses idrak sınırı birazcık genişletiliveren insan, bakın ne hale geliyor… Demek Allah’ın ses idrakimize bir sınır çizmesi bir merhametmiş… Sadece sınır çizmesi değil, birazcık çizgiye dokunuvermesi ve sınırı hafif açıvermesi bile bir merhamet…

Sustu… “Sükûtun da sesi vardır” diyene hak verdi, genç doktor… Nur yüzlü ihtiyar, ona bakarak tane tane:

–Demek o kadar, uzman bir araya geldiniz… Bir teşhis koyamadınız… Bir de ben çalayım diye eline aldığı saza Hoca, hep aynı sesi verdirmiş… Bu işin uzayıp gitmesi üzerine sebebini soranlara, herkesin arayıp da bulamadığı ses işte bu; onu ben buldum; diye cevap vermiş… Büyük sanatkâr o adam… Herkesin muhtaç olduğu sesi arıyor… Güzel seslerden, Allah kelâmını duymaya muhtaç!.. Şifası o… İnsanlığın şifası o… Ne mutlu o sanatkâra ki; gerçek, üzerinde tecelli ediyor!..


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Deniz kabarıyor... - Sayı 119
Dünya kralı... - Sayı 118
Olayların akışı her şeyi ... - Sayı 118
Toplulukları idare etme h... - Sayı 118
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (120):
Doğumunun 120. yılında Üstat Necip Fazıl Kısakürek...

Son Eklenen Yorumlardan
 bosch professional gop 185-liBeylikler dönemini hatırlayalım, birbirlerine karşı üstünlük mücadelesi... Feyzi

 "Yürü kardeşim,Ayaklarına bir Kudüs gücü gelsin."Sen ve senin gibi şuurlu insanların sayıları bereke... Nilüfer Mihailoğlu

 Yüreğinize kaleminize sağlık kıymetli hocam. Allah hayırlı sağlıklı uzun ömürler versin.... Faruk AKTI

 kantarın topu olacak efendim ... Esra

  Gönlü klabi temiz abim kalemine sağlık başarılarının devamını diliyorum sevgiler saygılar ... Serkan yakar


“Yeni Dünya Düzeni” diye bir şey attılar ortaya… Ondan sonra ne ses çıktı, ne soluk… “Yeni Dünya Düzeni” dedikleri, boşluğun sessizliğini dinlemek gibi bir şey mi acaba?..
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1993
Soykırım, Antisemitizm ve Filistin Üçgen
Deniz kabarıyor
Gazze günlüğü
Sosyal medyanın gücü
Üstün fikir
Deniz kabarıyor
Kudüs... Ey Kudüs
Zeytin dalları altından meydan okuyuş
Fatih Sultan Mehmet (4)


Yavuz Sert - Bir tufanın ardından...
Yavuz Sert - Gazze biz ne öğretti...
Ali Erdal - Deniz kabarıyor
Kadir Bayrak - Vah benim halime!
Necip Fazıl Kısakürek - İç ve dış düşman – Y...
Bedran Yoldaş - Elinde taş küçük çoc...
Bedran Yoldaş - Zevâli yakındır zulm...
Ekrem Yılmaz - Kazandım vallahi!
Ekrem Yılmaz - Bitti kelimelerim
Ekrem Yılmaz - Mektup
Dergi Editörü - Üstün fikir
Site Editörü - Sosyal medyanın gücü
Necdet Uçak - Dünya malı
Necdet Uçak - Geldi geçti ömrüm be...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
M. Nihat Malkoç - Soykırım, Antisemiti...
M. Nihat Malkoç - Gazze günlüğü
Hızır İrfan Önder - Kasem olsun!
Zaimoğlu - Batı muradına erebil...
Mehmet Balcı - Köyüme gömün
Mehmet Balcı - Sevdam
Muhsin Hamdi Alkış - İsrail-SAMİRİ-oğulla...
İbrahim Şaşma - Kudüs Mektubu
Halis Arlıoğlu - Merhum Mehmet Akif i...
Murat Yaramaz - Hiç
İlkay Coşkun - Filistin
Zafer Nefer - Tas tarak
Özkan Aydoğan - Çocuk
İlknur Eskioğlu - Şehitlik oyunu
Yusuf Çelikler - Bu gidiş nereye?
Ayşe Yaz - Yağmur (Gazzenin çoc...
Bedir Acar - ‘İsrail bizi yenemez...
Hüma Sunguroğlu - Çınarın gölgesinde o...
Hüma Sunguroğlu - Zeytin dalları altın...
Abdullah Doğulu - Filistinde anne-çocu...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 13160990
 Bugün : 2480
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 604764
 Bugün : 203
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 226
 119. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 4
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncelleme: 21 Şubat 2024
Künye | Abonelik | İletişim