Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 34 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     3456 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Ulu Hakan’ı, askerinden öğrendim
Ali Erdal

  Sayı: 91 - Ocak / Mart 2017

DP iktidarının ilk yılları... Ortaokulun ikinci sınıfındayım. Daha doğrusu 6 yıllık öğretmen okulunun ikinci sınıfı… Tarih hocamız, hararetli bir II. Abdülhamid düşmanı… Zengin hakaret (repertuvar)ını, aşağı yukarı her ders eksiksiz icra ediyor. Bu da, her yerden daha fazla Abdülhamid sevgisine sahip bir memleketin çocuğuna dokunuyor. Hele bir “Kızıl Sultan” deyişi var… Bir kaşık suda boğsam, öfkemi alamam. Allah’a şükür, resmî görüşün cahil aydınlarının bu Abdülhamid düşmanlığı bana hiç işlemedi. “Hemşehrimiz Abdülhamid”; Bilecik, Söğüt ve çevresinden kurdu Muhafız Alayı’nı… Adına da “Ertuğrul Alayı” dedi. Bu çevreden aldığım kültürle okulların, basının, cahil aydınların, resmî görüşün menfi propagandalarına rağmen ondan nefret etmiyordum, hattâ ona, yakınlık duyuyordum.

Karne tatiline gelince babama sordum:

–Abdülhamid Kızıl Sultan mıydı?

Arızası, ithamın kendisinde sırıtan bu hakaret babamı şaşırttı ve galiba biraz da, belli etmedi ama bana öfkelendi. Babama ‘nefes almak çok kötü bir şey midir?” kabilinden bir sual sorduğumu hissediyordum.

–Padişah Kızıl Sultan olur mu?

Dedikten sonra, sualime en doğru cevabı verecek kaynağı söyledi… Köyümüzden Karaoğlanlar’ın Halil Aga! Bunun cevabını hiç şüpheye mahal bırakmayacak şekilde verirmiş. Çünkü o, “Muhafız Alayı”ndanmış. Daha kolay anlaşılacağından emin olarak ekliyor: "Ertuğrul Alayı"... Babamın, ses tonu ve tavrı ile takdirinden ve “muhafız” kelimesinin mânâsını kestirebildiğim için az çok ne olduğunu anladım.

“Ertuğrul Alayı” askerlerinden Halil Aga (Kayacık); sessiz, sakin, o güne kadar hiç konuştuğunu duymadığım, varlığından bile haberdar olmadığım, köyün bize uzak bir köşesinde oturan, camiden eve, evden camiye sessiz bir ihtiyar… Belli çevrelerin resmî görüş haline getirdiği saçma düşüncelerin yılmaz bekçileri olmamız için yetiştirilen bir öğretmen adayının böyle bir ihtiyarla konuşacak neyi olabilirdi? Asıl onların bizim gibi aydınlık, ilerici gençlerden öğrenecekleri çok şey vardı. Ama askerliğini “Ertuğrul Alayı”nda yapmış, padişah sarayında nöbet tutmuş biri ile konuşmanın cazibesi de inkâr edilir gibi değil…

Halil Aga’yı buldum. Selâm verdim, buyur etmesi üzerine yanına oturdum. Konuşmaya cevabının “Evet” olacağından emin olduğum soru ile başladım:

–Halil Aga askerliğinizi Abdülhamid’in sarayında mı yaptınız?

Tahmin ettiğim cevabı alınca can alıcı soruya geldi sıra:

–Abdülhamid ‘Kızıl Sultan’ mıydı?

Pek şaşırmadı… Beni şaşkına çeviren güzel bir mantıkla ve yüksek sesle:

–Bir devletin büyüğü, dünyanın neresinde böyle itham edilir?

Heybetinden sarsıldım. O sessiz, eline vur ekmeğini al, ihtiyar gitmiş; elinde silâh cephede düşmana kurşun sıkan yiğit bir genç adam gelmişti:

–Bu iftira Ermeniler’e aittir. Öldürmek istediler, öldüremediler. Yahudiler, tahttan indirdikleri halde, tesirini ve sevgisini silemediler. Böyle yalan ithamlarla onu karalamak istiyorlar. Daha neler uydurdular neler… Pinti, müsrif, hafiye, sinsi, korkak, zalim, müstebit... Bunların hiç birine millet kanmadı.

Milletin vicdanında iftiraların yer etmediğine mantıklı bir delil söylüyor Halil Aga:

–Öyle olsaydı, çocuklarımıza “Hamit” ismi konmazdı! Komutanımız, İranlılar’ın Ömer ve Osman ismini koymadıklarını söylerdi…

Heyecanlandı… Başını dikleştirdi… Sesini yükseltti:

–Ne Kızıl Sultanı!.. Ne şusu, busu!.. O, evliya idi, evliya!..

Padişahını, büyüğünü müdafaasındaki inanç ve samimiyeti beni sarstı. Devrimlerin yılmaz bekçisi, dedesini hayranlıkla dinleyen bir çocuk oluvermişti. Evliya Sultanını inançla anlatışına bakıp, bu heyecanla bu zamana kadar nasıl sustuğuna, susabildiğine şaşıyorum. Devam ediyor:

–Akşam namazını Mekke’de kılarsa, yatsı namazını İstanbul’da kılardı!

Sesi makul bir seviyeye indi. Ağlamamaya gayret ediyor:

–Ben sarayda nöbet tuttum. Bundan çok memnunum. Allah’a bunu nasip ettiği için şükrediyorum… O günlere dönmek mümkün olsa, yine sarayında, onun kapısında nöbet tutmayı en büyük şeref, en büyük sevap bilirim.

Gözyaşlarını tutamıyor. Sultanını tanımak isteyen birini bulmuş; heyecanla, aşkla, huzurla anlatıyor… Bir çocuğa değil, salon dolusu dinleyiciye hitap ediyor:

–Sabahleyin erken kalkardı. Odasının önündeki nöbetçiye dünyanın en güzel tebessümü ile bakardı. Gözlerinin içine bakarak “Nasılsın evlâdım?” diye sorardı ona...

Gözyaşlarını mahcup bir şekilde sildi, su gibi çağlayan konuşmasına devam etti:

–“Nasılsın evlâdım!..” Bu şefkatli baba sesine, bu engin merhamet yüklü söze muhatap olmak için hepimiz kapıda, kapısında nöbet tutmaya can atardık, birbirimizle yarışırdık. Bu nöbeti tutunca izine ayrılırdık ki, dönünce sıramız kaçmış olmasın ve hemen gelir gelmez kapıda nöbet tutabilelim. Sadece ben değil, saraydaki bütün askerler böyleydi.

Halil Aga öyle anlatıyordu ki, memleketimden aldığım sevgi ile kucaklaşınca, resmî tarihin baskılarını yendi. Propaganda ile nefret ettirilemediği gibi, sevdirilemiyordu da…

İlerde ansiklopedi verme furyası basını sarınca, Üstad Necip Fazıl’ın “Abdülhamid’i anlamak, her şeyi anlamaktır” işaretine uygun olarak, o yayını alıp almamak yönünden benim için ölçü oldu. İlk fasikülde yer alıyor, “Abdülhamid”… Almak veya almamak kararı, ele alışa göre…

Cennetmekân hemşehrimin askerinin sözlerine mi daha çok hayran oldum, anlatımındaki samimiyetine mi? Allah rahmet eylesin. Onda millet ile devlet başkanı kaynaşmasının en güzel örneğini gördüm. Millet, kimi seveceğini, kimi sevmeyeceğini çok iyi biliyor. Nefreti de sevgisi de boşa değil, sebepsiz değil.

Halil Aga, İstiklâl Savaşı’na da katılmış ve madalya almış. Bu yazı kaleme alınırken (Ocak 2000) bir resmini temin etmek ve madalyasının resmini alabilmek için torunu Halil nezdindeki gayretimiz akim kaldı.

Allah, padişahına da askerine de rahmet eylesin.

 

“Le Musee De Sires”, 1896; “Sultan II Abdülhamid

kadın ve çocukların dahi başlarını alan eli kanlı bir katil

olarak tasvir ediliyor.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Her şey apaçık... - Sayı 123
İranın neye ihtiyacı var?... - Sayı 122
Kırk... - Sayı 121
Kırk gün bir ölüyü bekley... - Sayı 121
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (124):
Diyarbakır anneleri...

Son Eklenen Yorumlardan
 Merhaba. Mən n Azərbaycandan yazıçı Gülər Natiq İsaq ✍️ Bu şeiri çox b&#... Guler

 Altıntaş Hanımefendinin Ey Güzel şarkısının akorlarını çıkarmak üzere sözlerini aradım ve ne mutlu b... Zafer

 Altıntaş Hanımefendinin Ey Güzel şarkısının akorlarını çıkarmak üzere sözlerini aradım ve ne mutlu b... Zafer

 Süleyman Abdulla. Müasir Azərbaycan poeziyasinin ən görkəmli nümayəndəl... Hikmet

 yüreğine kalemine sağlık hayırlı ve bol okurları olsun.🤍✒️...


Cinayet, hırsızlık, fuhuş, içki, kumar ve uyuşturucu karışımından ibaret düzeni ambalajlayıp medeniyetin ta kendisi diye yutturmak isteyen “tek dişi kalmış canavar”a karşı hani, “iman dolu göğsümüz” vardı?
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1993
Kudret-i ilahi
Ürəyimin Əsdiyi
Yaşanan pişmanlık
Her şey apaçık
Suriye Türkmenlerinin dilinden
Oğulcan


Ali Erdal - Her şey apaçık
Kadir Bayrak - Nerelisin
Necip Fazıl Kısakürek - Doğuda buhran
Ekrem Yılmaz - Göç mü hicret mi
Ekrem Yılmaz - Zerre
Fatma Pekşen - Mustafa
Dergi Editörü - Hicret şuuru
Site Editörü - Zor sınavımız mültec...
Necdet Uçak - Yüreğim benim
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı (124) k...
Kardelen Dergisi - Kalem erbabına...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
M. Nihat Malkoç - Gittikçe azalıyoruz
M. Nihat Malkoç - Suriye Türkmenlerini...
Hızır İrfan Önder - İstemem
Berna Pak - Gelecek(siz) çocuk
Ayhan Aslan - Dilenci
Mehmet Balcı - Sevda
Mehmet Balcı - Tükür
Ahmet Çelebi - Kaçıncı bahar
Av. Mustafa Büyükgüner - Heybemden
Halis Arlıoğlu - Gaflet, dalalet ve h...
Murat Yaramaz - Pusula
Murat Yaramaz - Soğuk
Gözlemci - Olayların düşündürdü...
Mahmut Topbaşlı - Asırlık mertebe
Suleyman Abdulla - Ürəyimin Ə...
Cemal Karsavan - Hasrete zincir mi da...
Emine Öztürk - Bismillah
Osman Akçay - Gibi
Bekir Oğuzbaşaran - Türküleri seviyorum
Yaşar Akyay - Yaşanan pişmanlık
Yaşar Erim - Firavun düzeni devam...
Cahit Can - Bu insanlar
İbrahim Durmaz - Kar
Sevdagül Aykar Yıldız - Oğulcan
Mehmet Emin Armağan - Kudret-i ilahi
Saltuk Buğra Bıçak - Sarı yapraklar dökül...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 15158527
 Bugün : 3585
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 640561
 Bugün : 67
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 257
 123. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 1
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 7
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim