Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 35 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     1283 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Liyakatin Gücü
İlkay Coşkun

  Sayı: 112 -

Liyakat, "elimden gelenin en iyisini yaptım" mazeretini minimize eden önemli bir değerdir. Liyakatsiz olanlar, “bahaneyi mahmut ederler” Bahane en büyük sığınaklarıdır. Ayrıca yöneticiler, yaptıklarından olduğu kadar yapmadıklarından da sorumludurlar. İşi yapmama anlayışını da tahkim etmeye çalışırlar bir taraftan. Ama liyakat sahibi olan en baştan işin ehlidir. Liyakat sahibi bir insan, zekâ, bilgi, birikim, deneyim ve beceri kabiliyetlerini taşır. Bu değerleri göz ardı etmek, örselemek ikincil plâna almak sonuçları kötüye götürecektir. Liyakat; uzmanlaşmayı, ilgili alanlarda odaklanmayı, örselenmemeyi ve kazanımların heba edilmemesini sağlayandır. Hak etmek, liyakat sahibi olmak önemlidir. Hak etmeyene hak etmediğini vermek büyük bir zulümdür. Herkesin her şey olabileceği bir ortamda, hiç kimse hiçbir şey olamayacaktır. Olsa olsa oyalanılacaktır. Bundandır ki yönetimlerin en büyük düşmanı iltimastır, kayırmacılıktır.

Liyakat, kifayet, meziyet, marifet anlayışlarının yanında, etik değer, sosyal olgu ve norm, liyakate dayalı meritokrasi* gibi günümüzün birçok argümanı ve anlayışı dillendirilmeye başlandı. Bu vetire içerisinde bütün bu kriterleri doğru bir şekilde uygulayan yönetimler kazanmakta ve devamlılığını sağlıklı bir şekilde sürdürebilmektedirler. Bizde maalesef ki aksaklıklar fazlasıyla görülmektedir. Alev Alatlı’nın “iki yüz elli yıldır çözemediğimiz ağır bir liyakat sorunumuz var” dediği gibi bir problemle karşı karşıyayız. Alev Alatlı bununla birlikte; “sistem kendi başına bir değer değildir, değerini sistemi çalıştıranların liyakati belirler” demektedir. Tarihimizden gelen liyakate dayalı yönetimlerle başarıyı tatmış olan bir milletin torunları olarak bu doğruları uygulamamak, hayata geçirmemek büyük bir çelişkidir. Hani ağızlara pelesenk olan bir söz vardır; “lâyık olmadan devletin makamlarına atananlar, altındakileri ısırır, üstündekilere kuyruk sallar” sözünü biliriz, doğruluğunu da çokça kez tecrübe etmişizdir ama maalesef ki bu hâli çokça sık yaşarız. “Başkasının çıkardığı ağaçtan inemezsin, düşersin” denir. Ağaçtan kolay inebilmek için ağaca kendi çabamızla çıkmamız gerekmez mi? “Kaptanı usta olmayan gemiye her rüzgâr kötüdür” gibi birçok tecrübe edilmiş hâl, atasözlerine konu olmuştur. Hak edilmeyen makamlar, kendini aynada daha çok görmek isteyen, özne olmaya meyyal olan insanın gururunu fazlasıyla okşayacaktır vesselâm.

Kutadgu Bilig'de yöneticilerde bilgi ve erdemi öncelikli meziyetler olarak görür. Hangi insanda erdem, bilgi ve töre bulunursa onun yönetici olabileceği söylenir. Yönetici ayrıca akıllı, bilgili ve âdil olmalıdır. Cesur ve tedbirli davranmalıdır. Hayâ sahibi, yumuşak huylu, merhametli, gözü tok, sabırlı, alçak gönüllü, şefkatli, sakin tabiatlı ve erdem açısından üstün olan yönetici adaletli iş görmelidir. Kutadgu Bilig'de, yönetici özellikleri ayrı ayrı ele alınır. Meselâ danışmanlara on özellik atfedilmiştir. Bunlar şöyledir. Keskin göz, iyi işiten bir kulak, geniş bir gönül, güzel bir yüz, temiz bir kıyafet, uzun boy, güzel konuşma, anlayış, akıl ve bilgidir.

Liyakati besleyen en önemli özellik tecrübedir. Yöneticilerin liyakatli ve tecrübe sahibi olmasına yönelik çok güzel sözler vardır. Mesela Will Rogers şöyle söylemiş. "Doğru kararlar tecrübeden gelir, tecrübe, yanlış kararlardan..." Liyakati, Hz. Mevlâna şu şekilde ele alır. "Ey kardeş, inciyi sedefin içinde ara, mesleği meslek sahiplerinde iste" Başka bir yerde bir rubaisinde liyakatin, bilginin gerekliliğine şu şekilde ele alır. "Bilgisiz kişinin tedrisine taş at/ fakat zeki ve bilgilinin eteğine yapış/ ehil olmayanlarla bir an bile eğleşme/ çünkü aynayı su da bırakırsan elbet paslanır" İbn-i Haldun, hüner ve liyakat hakkında şunları söyler. “Öğretim, hüner ve sanat, insanların akıl ve fikirlerini aydınlatır ve geliştirir. Çünkü sanatın, insanı geliştiren tesir ve eserleri vardır” (Mukaddime, sayfa 344)

Çiçero'ya sormuşlar; "Roma İmparatorluğu nasıl yıkıldı?" "Bilgisizdik ve çok konuşuyorduk" demiş. Gorbaçov'a "En büyük hatanız nedir?" diye sorduklarında, "hatayı hep kendi dışımızda aramaktı" diye cevap vermiştir. Şu bir gerçektir ki, var olmak için ödenen bedel, ilerlemek için ödenen bedelden fazla olmamalıdır. Yanlış seçimlerin, yanlış kişilerin daima doğru dersleri verdiği gerçeğini yadsıyamayız. Tarihimiz tecrübelerle doludur. Büyük Selçuklu Sultanı Sencer, Harzemşahlara esir düştüğünde ona büyük devletinin nasıl dağıldığını sorarlar. O da şöyle der. “Büyük işleri küçük adamlara, küçük işleri de büyük adamlara verdiğim için yıkıldı” demiştir. Eskilerin, “ulemâ bozulunca din, ümerâ (yöneticiler) bozulunca devlet, fukara bozulunca ahlâk elden gider” Sözü, kötü gidişatın can alıcı bir örneği olsa gerek. Özellikle savaşlar, kötü eğitim sistemleri ve yanlış tercihler, toplumları kaht-ı rical’e taşımaktadır.

Günümüzde uzun yılların tecrübe ve bilgi birikiminden doğan verilerle, nesnel kriterler ışığında seçimler yapmak zorundayız. Ortak gayret, ince ayar ve adanmışlık yöntemlerini de kullanarak yarışa hazır olmak ve yarışma kabiliyetinde olmak zorundayız. Seçimlerde etnik, sınıfsal ve ideolojik yaklaşımları geri plâna almamız gerekiyor. Uygulanan her doğru hareket hayıflanmaları azaltacak ve amaca ulaşmanın kerterizini küçültecektir. Nesep ve irsiyet tercihlerinin yerine profesyonelliği tercih etmek gerekiyor. Dalkavuklukların önünü açmamak gerekiyor. Bir örnek verecek olursak; seçilecek bir yöneticinin okuduğu okul, başardığı işler, arkadaşları ile uyumu, işveren ile uyumu şeklinde bir değerlendirmede bulunulan bir seçimde her bir kriter objektif olarak puanlamaya tâbi tutulmalıdır.

Zor kazanılmış birikimler; rasyonel olmayan yanlış tercihlerle akamete uğratılmamalıdır. Başarısızlıklar, liyakatsiz, kifayetsiz muhterislerin çoğunluğunda tekevvün ettiği bir gerçek. Kademelerdeki bazı ricali gördükçe bu temelsiz özgüveni nerelerden edinmişler diye sorguluyor insan. Haris bir bürokrat adayı hep daha çok üstlere tevessül edebilmektedir maalesef. Lâyık olunmadan elde edilen makamların sahipleri kendilerini geliştirmeden daha çok ilişkilerini geliştirmeye çalışırlar ki o makamlarda kalabilsinler. Bu da yıkımın, kaynakları heba etmenin sebeplerinden biridir. Hattâ ehil olmamaktan kaynaklanan sorunlar, ahlâksızlıklardan kaynaklanan sorunlardan daha yıkıcı olduğu söylenir. Bu bağlamda yapılan işlerin heba olmaması için bütün makamlar hırsı, sevdayı, dalkavukluğu besleyen bir şakşakçılığı değil, lâyık olana verilmesi elzem olacaktır.

Liyakatsizlik; yalakalık ve dalkavukluk mekanizmalarını besleyen unsurlardandır. Liyakati olmayan bir makam sahibi hem kendisi olamaz hem de tutunamaz, sadece tâbi olur. Meselâ, bir müdür yardımcısı, çok başarılı olabilir. Zamanla müdürlüğe terfi ettirilebilir ama müdür yardımcılığı kriterlerine uygun olan müdürlük kriterlerine uygun olmayabilir. Aynı başarıyı müdürlükte gösteremeyebilir. Bu yüzden her makamın kendi kriterleri vardır. Aynı tür özellikler, bütün makamlar için uygun olmayabilir. Makam isteyenlerin, daha iyi, daha yüksek makamlar yerine kendisine daha iyi geleni tercih etmeleri elzem olacaktır. Liyakatin yanında, diğerkâmlık, iştiyak, idrak ve mutmainlik, başarının öncülleridir. Yönetimlerde adalet, ehliyet, istişare, emanet ve maslahat gibi ilkeleri öncelemek gerekiyor. Verilen değil kazanılan, bahşedilen değil hak edilen bir makam kıymetlidir, daha anlamlıdır. Hayatta hep öyle değil midir? Aile şirketlerinin üç dört nesil sonra batması, sonlanması hep profesyonel, nesnel yaklaşımların örselenerek daha duygusal, daha tarafgir yaklaşmanın bir sonucu değil midir?

İnsanların taşıdığı unvanların üzeri çizildikten sonra geriye çok şey kalmalıdır. Liyakat sahibi kendinden emindir. Aklını kullanır. Gücün yan etkilerini, zararlarını bertaraf etmede daha mahirdir. Güce tapmaz. Güce tapan insan daha çok güçleneceğini zanneder ama daha çok köleleşir. Köle ruhlu, dalkavuk, itaat müptelâsı, teslimiyet budalası gibi birçok olumsuz hâl, liyakatsizliğin sonucu olması kuvvetle muhtemeldir. Her ne kadar adanmışlığın olumsuz yanları olsa da dâvâsına kendini adamak başka kayıtsız şartsız boyun eğmek başkadır. Güç, rehavetle beraber eyyamcıları da imal ediyor ne yazık ki. Toplumu kemiren yerine göre vahşileştiren bir sona taşıyabiliyor güç. Bu gücü kontrol edebilmek, olumsuz yanlarını bertaraf edebilmek için sistemler, anlayışlar, ahlâkî umdeler gerekiyor. Meselâ, Osmanlı Padişahları göreve getirdikleri devlet adamlarına şunları söylerlermiş; "başın sana gerek ise mukayyed olasın"

Her aşamada liyakat ödüllendirilmeli ve canlı tutulmalıdır. Marifet iltifata tâbidir. Meziyet, karakter ve mizaç da liyakate dâhil olmalıdır. Bir toplumda istidraç ne kadar çoğalmışsa geri kalmışlık o kadar artmaktadır. Ayrıca liyakat sahibi birisi, liyakatsizlerin içerisinde değersizleşeceğini de bilir. Kısaca makam sahibi, işle alâkalı her şeyi en iyi bilen değildir, yaptığı işi iyi bilenleri bir araya getirip onlarla ülfet edip, bir arada tutan ve onları uyum içerisinde çalıştırandır. Ömer Hayyam’ın anlamlı bir rubaisi ile yazımızı sonlandırayım. “Varsın hayat yalakalara şans tanısın/ ben onuruma fiyat biçmem/ yaşadığım kadar daha yaşasam asla/ tüküreceğim eli öpmem”

* Meritokrasi: Yeteneklilerin ve zekilerin hiyerarşik anlamda yukarılara yerleştiği, liyakate dayalı toplumsal düzendir.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Ayağa kalk Sakarya... - Sayı 120
Filistin... - Sayı 119
”Ateş Bandosu” Mustafa Ce... - Sayı 118
"SALKIM SÖĞÜT SUYA KÜSMÜŞ... - Sayı 117
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (127):
Sünnete uygun beslenme...

Son Eklenen Yorumlardan
 Peygamberimizi, bizim O na mesafemizi,içinde bulunduğumuz gafletten çözüme giden yolları anlatan "Gü... Ayşe Eroğlu

 ALLAH SELAMET VERSİN HOCAM BU... Behçet Eroglu

 Elinize gönlünüze sağlık. Bâki selâm ve dua ile...... Naci Eroğlu

 Selâm ile...... N. Eroğlu

 Yazınız durumun tespitini yapmış ve doğru tespittir tarihi gerçeklikler ile de uyumludur. Lakin bizd... Hüseyin yaman


Nüfuz plânlaması diye bir şey tutturmuş gidiyorlar.
Ülkedeki kazalar, ihmaller ve terör sebebiyle ölenler hiç hesaba katılmıyor.
İnsanımızda bu ibret almamak, hükümetlerimizde bu beceriksizlik olduğu sürece bırakın planlamayı, nüfusu teşvik etmeleri gerekmez mi?
Yoksa bunca ölüme karşı bu tedbirsizlik, nüfuz planlamacılarının işi mi?
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Beslenmede sünnet ölçüsü
Bozkırın mütevazı ağacı: İğde
Müslüman; fâcir, fâsık ve bozgunculara y
Su gibi aziz ol
Sağlık sisteminin şifresi


Ali Erdal - Sağlık sisteminin şi...
Kadir Bayrak - Çare
Necip Fazıl Kısakürek - Gıda
Necip Fazıl Kısakürek - Ağız
Ekrem Yılmaz - Derdimize bak! Ne yi...
Ekrem Yılmaz - Nakış
Dergi Editörü - Su gibi aziz ol
Site Editörü - Yan gözle bakmadı kı...
Acıyorum -
Necdet Uçak - Dünyayı Allah yaratt...
Necdet Uçak - İçim yanıyor
Kardelen Dergisi - Kardelenden Haberler
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu
M. Nihat Malkoç - Sünnete uygun yeme i...
M. Nihat Malkoç - Suyun serencamı
Kadir Karaman - Yana yana
Kadir Karaman - Beklenti
Zaimoğlu - Telaş yok
Ayhan Aslan - Dünyalık
Mehmet Balcı - Filistine ağıt
Mehmet Balcı - Gurbet destanı
Halis Arlıoğlu - Müslüman; fâcir, fâs...
Halis Arlıoğlu - Devran ve endişe
Halis Arlıoğlu - Düşünce sağanağı
Ahmet Değirmenci - Öyle bir vurur ki ka...
Ahmet Değirmenci - Yarım kalan vasiyet ...
Remzi Kokargül - Bozkırın mütevazı ağ...
Murat Yaramaz - Akıl
Murat Yaramaz - Sancı
Murat Yaramaz - Emir
Murat Yaramaz - Hayali
Gözlemci - Hadiseler bakış
Mahmut Topbaşlı - Bülbülü şeyda gibi
Cahit Ay - Gözyaşının düşündürd...
Cahit Ay - Asr-a yemin
Cahit Ay - Sayılı gün-Elâ
Cahit Ay - Ümit
Cemal Karsavan - Kaşım değse kirpiğin...
Osman Akçay - Âşıkların kavuşması ...
Yaşar Akyay - Beslenmede sünnet öl...
İbrahim Durmaz - Sokaklar
Uğur Utkan - Hazret-i Ömer Fârûk
Kemal Çerçibaşı - Vatan
Ebru Adıgüzel - Dönüşümün eşiğinde k...
Eymen Emin Mustafa - Okulum
Ömer Âsaf Namlı - Karanlık
Hatice Doğan - Sofranın şanındandır
Aynur Dağıstan - Âşıkların kavuşması ...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 16686016
 Bugün : 790
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 724302
 Bugün : 17
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 388
 127. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim