Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 35 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     768 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Zanaatkâr
Ayşe Yaz

  Sayı: 115 -

Arnavut kaldırımlı tek caddeyi sağlı sollu çevreleyen iki katlı kerpiç evlerin aralarından fırlayıveren yeni apartmanlar olmasa, zamanın durduğu bir beldeye geldiğinizi sanırsınız. Genç insandan yana nasibi kıttır kasabaların. Toprak ne eksen fazlasıyla verse de, delikanlıyı genç kızı tutamaz bu yerler. Herkes gözünü büyük şehre diker. O yüzden ahaliyi bölsen, çarpsan, toplasan; baharın bol çiçeğini, yaz güneşine katsan bir avuç âdem eder. Eee... Kasabada insan az olunca hükümetin hazinesinden payına düşen mangır da, haliyle kâğıt da sırıtır.

İşte çehresi; eskinin ağır tortusuyla, yeninin pervasızlığı arasında bulanık bir tedirginlikte titreyen bu kasabanın, orta yerini bir cami süsler. Aklını kalp gözüne katıp zoru başarmış, diyar-ı Rum’u, beldeyi İslâm’a çevirmiş bir zatın avlusunda ebedî istirahatgâha çekildiği asırlara direnen bir cami. Adı yıllardır bu topraklarda saygın ve dua ile anılır. Yağmur duasından mevlüde, bayramdan cumaya, vakit namazında ahalinin toplanma yeri olan bu mâbet nicedir çatısındaki kiremitten duvarındaki sıvaya işlemeli kapısına varana kadar Dikenli Boğaz’dan esen rüzgârın kamçısına, Haman Taşı’nın tepesinde biriken bulutların kurşun damlalarına, Gölovası’nı kavuran güneşin yakıcı oklarına maruz kalmıştı. İşlemeli kapısını işleyen elin kemikleri toprağa karışalı asırlar geçse de, günde beş vakit demir tokmağı tutup iten insanın tahripkârlığına uğramıştı. Nicedir içler acısı haline bir çare diyen amiri, memuru nihayet yazıp çizip restorasyon için gerekli ödeneği çıkarttırdılar.

Caminin restorasyonuna en çok karşı kahvenin miskin ihtiyarları sevindiler. İşin adını “restorasyon’’ diyemeseler de cami inşaatı, hayatın tek düze aktığı bu yerde ne de olsa hallice bir hareket demekti. Kahvenin orta yerinde caminin değişecek yerlerine kafa yordular. Ta ki armut ağacından işlemeli, asırlık kanatlı kapıya kilit vurulup etraf saç levhalarla çevrilene kadar.

Bir ikindi vakti saç levhaların dibine bir tır, az ilerisine de adına “karavan” denilen bir evceğiz yanaşınca kasabada jet hızıyla bir söylenti yayıldı. “Camiyi onarmaya bir kadın mimar gelmiş. Kadın hem de cami inşaatında tövbe tövbe!’’ Söze hayretle açılan gözler, küçümseyerek bükülen dudaklar eşlik etse de, kasabanın eli kürek, mala, şavkül tutanları iş başı yapınca mimarın kadın olduğunu unuttular. Siyah kıvırcık saçlarıyla hemen fark ediliveren bu genç kadın artık hepsinin başıydı. Horhorların dibine çektiği karavanından başka hiçbir yerde kalmayı kabul etmeyen, az konuşup çok çalışan bu iri yarı kadın; zamanla işçilerin de karşı kahvenin miskin ihtiyarlarının da takdirini kazandı. Ondan bahsederken “Bizim Mimar Hanım’’ dediler.

Asırlık caminin temelleri kazıldı, taş duvarlardaki eksiklerin yerine Boz Kaya’dan getirilen mermer taşlar yontulup yerleştirildi. Birinci katın pencerelerine kadar olan taş duvarlar horasan harcıyla tek tek onarıldı. İkinci kata gelince çatmaların arasındaki ateş tuğlaları teker teker söküldü, numaralandırılıp kendi duvarının hizasında açığa dizildi. Çürümüş çatmaların yerine, diş budak ağacından yeni çatmalar uçları asırlar öncesindeki gibi keserle yontulup geçme usulünce yerleştirildi.

Her payandanın ve çatmanın arası önceden numaralandırılmış ateş tuğlalarıyla dolduruldu. Eksik kalan tuğlalar için ilçenin tuğla ocağında eski usul üretilen ateş tuğlaları imdada yetişti. Duvarlar çıktı, iş tavanın çürüyen nakışlı tahtalarını değiştirmeye gelince, kasaba yerde bir fısıltı duyuldu. Mimar Hanım Hayati Dayı’yı istermiş. “Nereden bilir ki Hayati Dayı’nın zanaatkâr bir marangoz olduğunu.’’ Ayol nereden bilecek kasabanın ağzı kalabalıkları haber etmiştir.’’ diyenlere; “Canım bizim kasabalının ağzında bakla mı ıslanır. Rendeye ne taklalar attırdığını, yaprakları süsleyen ne güller ne lâleler işlediğini çalışanlardan biri deyivermiştir.’’, “İstesin istesin de Hayati Dayı’nın gözü görmez, eli tutmaz gayrı niye onu ister ki?” diyenler eklendi.

Önayak olanlar Mimar Hanımı, Hayati Dayı’nın camiye üç sokak mesafede, dışı kerpiç içi ağaç oymalarıyla bezeli evine götürdüler. Hayati Dayı; sert bir sedirin üstünde, patiska işlemeli yastıklara dayanmış oturuyordu. Odayı ihtiyar evlerine mahsus tehditkâr bir tavırla tiktak tik tak diye işleyen, ölümcül saat tıkırtıları dolduruyordu. Mimar Hanım tevazuyla varıp, elini öptü, yanına oturdu. Kısık bir sesle anlattı. Hayati Dayı elindeki tesbihin tanelerini ağır ağır çekerken, dişsiz ağzını büzerek dinledi. Sonra eğdiği başını usulca kaldırıp, gözlerini kırpıştırdı. Camiye niçin gelmesi gerektiğini bildi.

Seksenine tırmanan yaş, titreyen eller, bastona güvenen bacakların sahibi; oğlum dediği çırağı Salih’e dayanarak camiye vardı. Çerçevesiz pencerelerden içeri hücum eden Eylül güneşinde, mavisi çoktan beneklenmiş, ışığı kuytulara kaçmış gözbebeklerini tavana dikti. Uzun uzun baktı. İşini yıllarca severek yapmayı becerenlerin ilerleyen yıllarda pusulaya ihtiyaçları yoktu. “Oğul benim gördüğümü sen de görür müsün?’’ dedi. Salih üzeri betonla kapatılmış kuyu gibi suskun, başını salladı. Hayati Dayı anlamıştı. Salih’in kolunda duyulur duyulmaz mırıldandı: “Hele hızarcı İdris’e varıp kiraz ağaçından işlemelik tahta biçtirelim’’ dedi.

Vakit anda saklıdır. An vakti kovalar. Günler birbirini. Herkes çalıştı. Hayati Dayı her gün geldi, baktı. Kendisine bu sanatı öğreten ustasına ve tavanın değişen tahtalarına göz kamaştıran dokunuşlarıyla yılların eskiyen karanlığını felç eden çırağının varlığına şükretti. Salih’in zamanın kuru dallarında açtırdığı taze çiçekler, yeni bir güfteyle icra edilen eski bir parça gibi camlardan sızan ışıkta dansa başladıklarında restorasyon da bitti.

Saç levhalar açıldı. Karşı kahvenin miskin ihtiyarları ortaya çıkan esere hayran hayran baktılar. İlk Cuma namazı camiye yolu düşmeyenleri bile meraktan içine çekti. Çünkü bilmek ve şahit olmak büyük mutluluk, gerçek bir ibadetti.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Sivil itaatsizlik... - Sayı 124
Yağmur (Gazzenin çocuklar... - Sayı 119
Postacının Karısı... - Sayı 117
Kafasında Duman Tüten Ada... - Sayı 116
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (128):
Helâl ekonomi, İslâm'da ekonomi...

Son Eklenen Yorumlardan
 Peygamberimizi, bizim O na mesafemizi,içinde bulunduğumuz gafletten çözüme giden yolları anlatan "Gü... Ayşe Eroğlu

 ALLAH SELAMET VERSİN HOCAM BU... Behçet Eroglu

 Elinize gönlünüze sağlık. Bâki selâm ve dua ile...... Naci Eroğlu

 Selâm ile...... N. Eroğlu

 Yazınız durumun tespitini yapmış ve doğru tespittir tarihi gerçeklikler ile de uyumludur. Lakin bizd... Hüseyin yaman


Sanatımızın, özellikle şiirimizin şu andaki seviyesini güneş ışığının yokluğuna mı, yoksa ondan gelen ışığın yansımasını engelleyip, bizi suni bir güneş tutulmasıyla karşı karşıya bırakanlara mı bağlamalı?..
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1992
Beslenmede sünnet ölçüsü
Gıda
Sağlık sisteminin şifresi
Müslüman; fâcir, fâsık ve bozgunculara y
Bozkırın mütevazı ağacı: İğde


Ali Erdal - Sağlık sisteminin şi...
Kadir Bayrak - Çare
Necip Fazıl Kısakürek - Gıda
Necip Fazıl Kısakürek - Ağız
Ekrem Yılmaz - Derdimize bak! Ne yi...
Ekrem Yılmaz - Nakış
Dergi Editörü - Su gibi aziz ol
Site Editörü - Yan gözle bakmadı kı...
Acıyorum -
Necdet Uçak - Dünyayı Allah yaratt...
Necdet Uçak - İçim yanıyor
Kardelen Dergisi - Kardelenden Haberler
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu
M. Nihat Malkoç - Sünnete uygun yeme i...
M. Nihat Malkoç - Suyun serencamı
Kadir Karaman - Yana yana
Kadir Karaman - Beklenti
Zaimoğlu - Telaş yok
Ayhan Aslan - Dünyalık
Mehmet Balcı - Filistine ağıt
Mehmet Balcı - Gurbet destanı
Halis Arlıoğlu - Müslüman; fâcir, fâs...
Halis Arlıoğlu - Devran ve endişe
Halis Arlıoğlu - Düşünce sağanağı
Ahmet Değirmenci - Öyle bir vurur ki ka...
Ahmet Değirmenci - Yarım kalan vasiyet ...
Remzi Kokargül - Bozkırın mütevazı ağ...
Murat Yaramaz - Akıl
Murat Yaramaz - Sancı
Murat Yaramaz - Emir
Murat Yaramaz - Hayali
Gözlemci - Hadiseler bakış
Mahmut Topbaşlı - Bülbülü şeyda gibi
Cahit Ay - Gözyaşının düşündürd...
Cahit Ay - Asr-a yemin
Cahit Ay - Sayılı gün-Elâ
Cahit Ay - Ümit
Cemal Karsavan - Kaşım değse kirpiğin...
Osman Akçay - Âşıkların kavuşması ...
Yaşar Akyay - Beslenmede sünnet öl...
İbrahim Durmaz - Sokaklar
Uğur Utkan - Hazret-i Ömer Fârûk
Kemal Çerçibaşı - Vatan
Ebru Adıgüzel - Dönüşümün eşiğinde k...
Eymen Emin Mustafa - Okulum
Ömer Âsaf Namlı - Karanlık
Hatice Doğan - Sofranın şanındandır
Aynur Dağıstan - Âşıkların kavuşması ...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 16743668
 Bugün : 308
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 728805
 Bugün : 39
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 425
 127. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim