Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 36 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     1047 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Çınarın gölgesinde oynanan dram
Hüma Sunguroğlu

  Sayı: 119 -

“Türk içki içmez bundan dolayı da kötülük yapmaz” demişti bir Batılı. Esasında burada Türk’ten kasıt Müslümanlardı. O zamanın Avrupalısı kim “ben Müslümanım” dese; “o zaman sen Türk’sün” derlerdi, gerçi hâlâ öyle.

1400 yıl önce de sevgili Peygamberimiz bu kutlu kavim için övgülerde bulunmuştu, İslâm’ın kılıcı olacağını buyurmuştu. Ve sonra kut verildi bu kavme; kılıçlar bilendi, yaylar gerildi, temrenler değiştirildi, atlar kaşağılandı. Artık cenge hazırlardı, helâlleştiler, “ölürsek şehit, dönersek gazi” dediler. Vira bismillah yola koyuldular. İşte o mukaddes dâvâ bu şekilde başladı, kut birinden birine, dâvâ anlayışları bir miras gibi diğerinden ötekine geçti.

Kılıç şıkırtıları, at kişnemeleri, birbirine karışan soluk sesleri, Anadolu’nun kapıları, Söğüt, Bursa, Edirne, İstanbul, Balkanlar, Doğu, Avrupa, Kızılelma…

Yeşeren Çınar’ın içine kurtlar düşmüş kemirmeye çoktan başlamışlar. Gölgesi tüm dünyayı serinleten, dalının biri Doğu’ya diğeri Batı’ya uzanan, kökü Anadolu’da olan bu kadim Çınar günden güne daha da yaşlanmış ve hastalanmıştı. Ne içindeki kurtları tam mânâsıyla temizleyebiliyor ne de onu hasta görmeye başlayan avcılara eskisi gibi engel olabiliyordu.

Bir gün ellerinde balta, smokin giyinimli, karnı bir hayli geniş “bir sürü hergele” geldi. Yüzlerinde zafer anıtı timsali gülümseyiş ve ardından balta sesleri. Kendilerince Çınar’ı kesmişlerdi. İç çekişmeler bir yandan dış mihraklar bir yandan, savaş, kan, ter, toprak kaybı derken 783.562 km²’ye sığdırılmıştı at üstünden inmeyen, şehadet dışında gözü bir şey görmeyen kutlu Akıncılar. Sonra ne olduysa sınırlarımız dışından içeriye bu kutlu topraklara kokuşmuş, iğrenç bir sıvı girdi. Kasalar halinde indirildi limanlardan, gizlice belki de bir gece yarısı. Yavaş yavaş meyhanelerin sayısı arttı, bazı mahalle bakkallarında boy gösterdi şişeler. Mahalle muhtarları yanına gelen misafirlere birer kadeh ikram etti. Doğru düzgün ayık gezmeyen muhtar ağzını yayarak konuştu mahalleliyle:

“Alın bunlardan bedâvâ, bir ücreti yok. İçin, için de kendinize gelin!” Müslüman halk karşı çıktı, ne diyordu muhtar lakin bu topraklar üzerinde bunlar çoktan yayılmıştı. Evlerin iki metre ötesinden geniz yakan rakı kokuları, mendeburların mide bulandırıcı kahkahaları, ortaya konulmuş bir bahis ve kart sesleri…

Haramdır denilerek ne kadar uzak kalınmış şeytan oyunu varsa artık hepsi sanki helâlmişçesine oynanıyor geceler bitiyor günler doğuyordu. Kafayı bulan hergele sürüsü yolda ne kadar kadın, kız varsa gördüğüne sarkıyor kâh sopasını alan dayağı geçiriyor kâh milletin ırzına geçiyordu. Esasında geniş işkembeli adam istediğini almış Şeytanla altüst ettiği milletin kahvesini yudumluyordu. Tüm habisliklerin temelleri atılmış, ilk domino taşı da devrilmişti. Bundan sonrası kendi kendine gelecekti, kanı bozulmalıydı bu milletin, kim olduğunu hatırlamamalı sürekli boş meşguliyetlerle uğraşmalıydı. Anası babası bilinmeyen bir nesil türemeliydi, ezanlar susmalı, hocalar darağacına gitmeliydi. Hepsi yazılmış, çizilmiş, plânlanmış bir bir devreye giriyordu. Sadece bunlar yetmemeliydi, halk bu devletten ölesiye korkmalıydı, korkusundan neyi var neyi yok vermeliydi.

-Millet dedikleri dilde bir kafiye yeter artık her şeyimizi aldın zaptiye!-

Diye bir mani dolandı dillerde. Halkı günden güne sefilleşiyordu ama bu yeter mi? Yetmez! Bir insanın elinden temel ihtiyaçlarını almışlardı Müslümanlarınkini de; “ezan” bir hürriyet nidasıydı, göklere yükselen. “Namaz,” her gün beş kere miraca yükseliş sonunda Rab’la selâmlama ve yeryüzüne inme. Evet, her insanın temel ihtiyacı yiyecek-içecek, giyecek, hayatını idame ettirebilecek kazanç ama Müslümanların farklıydı. Bir Müslüman yemeden de yapabilirdi ama namazsız, ezansız… Buruktu yürekler. Devlet ne yapıyor? Devlet! Sanırım bazı acı tarihi hakikatler diyebilmekle yetinebiliyorum.

-Hükümet konağı altın döşeli lider dedikleri zat abus çehreli…-

783.562 km²’nin içerisinde oynanan drama. Nereden nereye sözünün acı halde vücut bulmuş hali. Gün gelir bunların hesabı sorulur diye toprağa umut tohumları ekildi. Müslümanlar ezilse de, ezanları ellerinden alınsa da gizlice evinde, barakada namazını kıldı tekrar miraca yükseldi. Aslında anlatılacak, söylenilecek, yazılacak o kadar çok mazi var ki hangi birini yazabilirsin!

Şu herkesçe iyi bilinmeli ki: “Bizler bu Çınar’ın tohumunu toprağa değil, yüreğimize ektik! Şehit kanlarıyla suladık ve Çınar tekrar yeşerdi, filiz verdi, büyümektedir vesselâm…


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Mesut teselli... - Sayı 120
Zeytin dalları altından m... - Sayı 119
Çınarın gölgesinde oynana... - Sayı 119
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (130):
Yapay zeka ve dijitalizm

Son Eklenen Yorumlardan
 Senirkent facìasi ile ne alaka... EB

 Hep bel altı vurmuş... Mustafa Güneş

 şair hep aktifden örnek veriyor. Bu işi biliyor sanırım ... Adnan Ay

 çok duygulandım teşekkürler ... Esra Çay

 Bence çok güzel ama biraz dili agir... Yusuf Korkmaz


Türkçe’nin kırpıla kırpıla ne hale getirildiğine bakmadan kalkmışız, “eser vermeli, eser vermeli” diyoruz.
Halbuki “Güneş Dil Teorileri”nin temel yapılmak istendiği bir dili kullanarak karşımızdakilerle konuşup, anlaşabildiğimize şükretmeliyiz.
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Güneş yeniden doğuyor
Adâlet lâzım
Kimseye sözüm var
Ümitle
Kimlikten ideale Türk yüzyılı


Yavuz Sert - Kimlikten ideale Tür...
Ali Erdal - Bu bayrağa basılmaz,...
Kadir Bayrak - Türk kimliği
Necip Fazıl Kısakürek - Tamamlığın şartları
Ekrem Yılmaz - Zaman bendedir şuuru
Ekrem Yılmaz - Türk binyılı
Ekrem Yılmaz - Bekir geldi
Ekrem Yılmaz - Ümitle
Dergi Editörü - Bekliyoruz
Necdet Uçak - Bizim Yunus
Necdet Uçak - Ne beklediğim var ne...
Mustafa Büyükgüner - Türk marşı
Mustafa Büyükgüner - Şaşkınlar
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu
Kardelen Dergisi - Kardelenin 15 Temmuz...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Zaimoğlu - İnsan kalma savaşımı...
Mehmet Balcı - Güler misin ağlar mı...
Hasan Tülüceoğlu - Kırık yaz
Ahmet Çelebi - Sükût
İğneci - Gerçek büyükleri tan...
Halis Arlıoğlu - Geç kalan bir yazı
Halis Arlıoğlu - Aklıma takılanlar
Murat Yaramaz - Yakınma
Gözlemci - Hadislere bakış
Mahmut Topbaşlı - Türkiye yüzyılı
Mahmut Topbaşlı - Çözülen hayatımdır
Cahit Ay - Ateşe perde
Cahit Ay - Sû-i zan
Cahit Ay - Yattı ve yattı
Mevlüt Yavuz - Gökyüzüne kement vur...
Cemal Karsavan - Sığmam artık şiirler...
Yaşar Akyay - Güneş yeniden doğuyo...
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm yok
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm var
Saltuk Buğra Bıçak - Adâlet lâzım
Emre Kaymaz - İlim ve irfanla Türk...
Hasan Veli - Baba
Ayşe Çağlayan - Ben de yolcuyum
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 17496383
 Bugün : 171
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 833993
 Bugün : 11
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 359
 129. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim