Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 36 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     5243 kez okundu.     1 yorum bırakıldı.     Yazara Mesaj

DÜNYA KÜÇÜLDÜ
Ali Erdal

  Sayı: 40 -

Nerede kim tarafından söylenirse söylensin, bu söze itiraz eden çıkmayacaktır. Ne itirazı; bilakis, hararetli taraftarlar doğruluğuna dair deliler sıralayacaklardır.


Dünya büyük bir oda... Sakinlerinin hepsi burada... Kuytu bir köşeden çıkacak bir öksürüğü hepimiz duyuyoruz. Öksüreni görüyor, acısını paylaşıyoruz... Oturarak yemekten, ayakta atıştırmaya; konser dinlemekten, gürültülerle tek tek tepinmeye; salonlarda saygıyla ciddî eserler seyretmekten, ahlâksız vurduğu kırdılı filimler ve penbe diziler içinde kaybolmaya; dinin, yani varoluşumuzun emrettiği hayattan, "seküler" yaşayışa doğru hızla yol alıyoruz. "Goll!" çığlıkları, stadyumlardan, sokaklardan, kapısında domuzu bile olan yalılardan ve yaygısı dahi olmayan gecekondulardan aynı anda ayyuka çıkıyor. Nesli tükenmekte olan bir hayvanı yaşatma gayretlerine hep birlikte "hınk" diyoruz. Kuyuya düşmüş bir kedi yavrusu ile hepimiz titriyoruz. Milletlerarası şirketlerin adını göğsümüzde, göğsümüzü gere gere taşıyoruz. Modaya uygun saçı olan başlar, dik... Markalı ayakkabı giyenlerin, sevinçten ayakları yere değmiyor. İnsanlığı bir potada kaynatacak ve tek kalıba dökecek "küreselleşme" denen büyük ideali, nihayet "tarihin sonunda" bulduk. Bayrak kaleye dikildi dikilecek...


Dünyanın küçüldüğünden ve bunun teknik gelişmeler sayesinde olduğundan eminiz. Başta haberleşme olmak üzere baş döndürücü bir hızla yenilenen ve marifetleri artan teknik oyuncaklarla insanlar birbirine "entegre" ediliyor... Yaşasın, tuvalette bile insanı kendi haline bırakmayan cep telefonu ve bizim paramızla kanı bitlenen, neyi sevmemizden neden nefret etmemize kadar her ihtiyacımızı bizden iyi bilen ve insanlığa "damardan" zerkeden medya... Emirleri, telkinleri ve nasihatleri günlük hava raporları gibi değişse de uyurgezerlerde dün şöyleydi, bugün niye böyle deme iradesi yok... Medya, para, reklâm, enerji, telkin imkânları ve teknik oyuncularla insanlığı güden "büyük irade", bütün iradelerin üstünde...


Medyumlaştırılan sürülerde tasa yok, "yuvarlanıp gidiyorlar işte" ama "DÜŞÜNEN ADAMLAR" gözünde bir pürüz var: Beynelmilel fahişenin nerede ne haltlar ettiğinden... Zavallı kuşların ozon tabakasının delinmesinden neler çektiğine kadar, futbolcu kahramanların ayakkabı numarasından, sanatçı denilen kişilerin eşcinsel mi, beşcinsel mi olduğuna kadar yarışmaların baş sorusu bilgileri, yaşanan ve lâzım olan bir gerçek olarak komprime bir hap gibi yutturanlar; taş atmaktan başka çaresi olmayan çocuğun, öz vatanında hür yaşamak istediği için kurşunlandığını, Kafkaslarda, Balkanlar'da ve dünyanın pek çok yerinde zulüm gören zavallıların neler çektiğini; başlarını örten "zencilerin" ıstıraplarını ve haklarını, insan olup olmadıkları şüpheli ilkel yaratıkların mistik ve mânâsız masalı, hayal âlemlerinin tehlikeli ve önlenmesi gereken tepkileri olarak gösteriyor... Başta Müslümanlar olmak üzere bütün mazlumları, dünya isimli odanın locasındaki lortlar, "terörist" ilân ediyor. Roma İmparatoru'nun kanlı başparmağı onlar için devamlı yeri gösteriyor.


*


Diyelim ki, "küreselleşme" akıl için yol birdir idrakiyle insanlığın doğruda birleşmesidir... Nisan yağmurunun inciye dönüşmesi gibi süzgeçten geçe geçe nihayet saf aklın bir başarısı olarak ekolleşmiş ve insanlığın malı olmuştur... Eğer böyleyse inciye dönüşene kadar, insanlık ondan mahrum kalmış değimlidir? Bütün zamanı ve mekânı kapsamadığına göre yetersiz ve insanlığın bir kısmını mahrum ettiği için adaletsiz değil midir? Dün için adaletsiz olanların, bugün de adaletsiz olmadıklarını düşünmekte haksız mıyız?


Doğru fikrin, ilk insandan, son insana kadar bütün insanlığı, bütün zamanı ve mekânı kapsaması gerekmez mi? Her şeyi kuşatması, herkesin onun ne olduğunda ittifak etmesi ve her meseleye cevabı olması şart değil mi?.. Bu dünyadan sonraki hayatı bile kapsaması gerekmez mi?.. Bu dünyadan sonra bir hayatın varlığına inanmayan bile, böyle bir hayat varsa onu da içine alması gerektiğini kabul etmek zorunda olduğuna göre, bütün insanlığın baş eğeceği iman manzumesi ve fikir, cihanşumül olmak zorunda.


Eğer böyle bir iman manzumesi, samimi olarak isteniyorsa bilinsin ki o ilk İnsan ve Peygamber'le (as) başlamıştır ve Son Peygamber'in ümmetinin son ferdine kadar bütün insanlık (inansın, inanmasın) onun muhatabıdır. Bütün zamanı ve mekânı kuşatmıştır. Kişilere göre değişmez, inkâr eden bile onun ne olduğunu objektif olarak söyleyebilir. İslâm'a inanmayan bile küresel fikrin bu vasıfları taşıması gerektiğini kabul etmek mecburiyetinde değil midir?
Küresellik idraki bizde bugün başlamadı Eskiden "Cihanşumül" derdik. İnanç cihanşumüldü, devlet idraki cihanşumüldü... Dünya öylesine, etrafımızda toplanmış ve toplanacak bir bütün olarak (küresel) görülüyordu ki, 18, yüzyıla kadar, "Devlet-i ebed müddet / ebediyete kadar yaşayacak devlet"te dışişleri bakanlığı yoktu. Dünya tâbi olanlar ve yarın Tâbi olacaklarla, o muhteşem devletin etrafında bir bütündü. " Devletin başındaki, denizlerin ve karaların sultanı" idi. Ağacımız çınardı. Dünyaya adaletle nizam verilmek isteniyordu. İyilik, herkes için isteniyordu. Kılavuzumuz "İnsanlığın Ufku" idi..."Kâinatın Efendisi"; "Âlemlere Rahmet"!.. En uzun minareleri, en haşmetli kubbeleri yaptık... En güzel hattı yazdık, en nizamlı orduyu kurduk... Meydana getirdiğimiz medeniyet karşısında, "Cihanşumül" kelimesi bile mahcuptu... Bun anlamak için mehteranı seyretmek bile yeter! Böyle bir dünyanın bir gün, her şeyini Batı kriterlerine göre değerlendireceği kimin aklına gelirdi... Ev dolusu altını olanın, sokakta bakır dilenmesi gibi, Batı'dan "evrenseli", "global"ı aldık. Arkasından güya Türkçeleştirildi ve küresel dendi.

Cihanşumül; bütün cihanı tutmuş... En geniş, kapsayıcı... Küresel ise; eh işte, küre gibi bir şey... Küre değil, küre olma yolunda... Yani hangi noktada olursa olsun, daha sonrakilere göre eksik... Hep eksik, hep eksik... Bunu kabul ediyorlarsa, eksikliklerini itiraf ediyorlar; yok başlangıçtan beri var diyorlarsa, bizim tezimizi kabul ediyorlar demektir. Cihanşumülden küreselleşmeye... Her sahadaki yozlaşma sadece bizde değil, dünyanın her yerinde... Şekspir'in eserindeki katil, ellerini yıkayıp duracak kadar, suçluluk duyma asaletine sahipti. Bugün, Batı kriterlerine göre yaşamak durumunda kalan dünyada cinayet dehaları, cinayet eserleri ve bir cinayet medeniyeti ortaya çıktı. Fuhuş, ahlâksızlığın faş edilmesi, ortaya dökülmesi olarak hor görülüyordu, şimdi gazete sayfalarından, ekranlardan, kasetlerden, kısacası her türlü telkin ve yayın vasıtalarından namuslu insanlara saldırıyor. "Çocuk pornosu" ve "fuhuş sektörü" gibi ifadeler de gösteriyor ki neredeyse meşru, hattâ mecburî addedilecek. Mafya devlet kurumu haline mi gelecek diye endişe etmekten kendini alamıyor insan, Uyuşturucu patronları devletlerle savaşıyor. Satıcılar yani nizamın ayak takımı hapishanelerde çürüyor, patronların göbekleri ve cepleri küreselleşiyor. Silâh ticareti gözde "sektör". Uyuşturucu okulları, sokakları istilâ yolunda ilerliyor. Irkçılık; bütün plânlamaları yapan, ipleri elinde tutan, Araplar'ın şahsında Müslümanları terörist olarak niteleyen ve onların vatanlarını elinden alan, ABD'yi devlet başkanından ordusuna kadar hizmetinde kullanan için meşru bir hak... Her sahada iltimaslılar için  "beyaz"  ve hangi renkten ve soydan olursa olsun zulüm görenler için "zenci" deyimi dünyanın her yerinde kullanıyorsa, kimse ırkçılık olmadığını söyleyemez. Teknik oyuncakların hangi cepleri doldurduğunu söylemeye bile lüzum yok.
Demek ki küreselleşme diye bir şey yok. Sadece yozlaşma var. Veya yozlaşma küreselleşiyor. Zorla demokrasi (samimi bile olsa) diyen bir dünyanın "dayattığı" küreselleşme; "ölüm" demeyecekseniz, yozlaşmadan başka hangi sonuca varır?

Bu gidişin insanlığı; sonbahar rüzgârlarının oradan oraya sürüklediği yaprakları bir çukura yığıp çürümeye terk etmesi misali bir helâke götüreceğini değil de, bereketli rahmet bulutlarının seviyesine yükselteceğini, kim iddia edebilir?


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Ekleyen :     15.11.2007
Yorum : yüreğinize sağlık hocam.başarılarınızın devamını dileriz





 
Bu bayrağa basılmaz, bası... - Sayı 129
Ne zamandan beri... - Sayı 128
Dün sadaka taşı, bugün mi... - Sayı 128
Sağlık sisteminin şifresi... - Sayı 127
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (130):
Yapay zeka ve dijitalizm

Son Eklenen Yorumlardan
 Senirkent facìasi ile ne alaka... EB

 Hep bel altı vurmuş... Mustafa Güneş

 şair hep aktifden örnek veriyor. Bu işi biliyor sanırım ... Adnan Ay

 çok duygulandım teşekkürler ... Esra Çay

 Bence çok güzel ama biraz dili agir... Yusuf Korkmaz


Türkçe’nin kırpıla kırpıla ne hale getirildiğine bakmadan kalkmışız, “eser vermeli, eser vermeli” diyoruz.
Halbuki “Güneş Dil Teorileri”nin temel yapılmak istendiği bir dili kullanarak karşımızdakilerle konuşup, anlaşabildiğimize şükretmeliyiz.
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Güneş yeniden doğuyor
Adâlet lâzım
Kimseye sözüm var
Ümitle
Kimlikten ideale Türk yüzyılı


Yavuz Sert - Kimlikten ideale Tür...
Ali Erdal - Bu bayrağa basılmaz,...
Kadir Bayrak - Türk kimliği
Necip Fazıl Kısakürek - Tamamlığın şartları
Ekrem Yılmaz - Zaman bendedir şuuru
Ekrem Yılmaz - Türk binyılı
Ekrem Yılmaz - Bekir geldi
Ekrem Yılmaz - Ümitle
Dergi Editörü - Bekliyoruz
Necdet Uçak - Bizim Yunus
Necdet Uçak - Ne beklediğim var ne...
Mustafa Büyükgüner - Türk marşı
Mustafa Büyükgüner - Şaşkınlar
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu
Kardelen Dergisi - Kardelenin 15 Temmuz...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Zaimoğlu - İnsan kalma savaşımı...
Mehmet Balcı - Güler misin ağlar mı...
Hasan Tülüceoğlu - Kırık yaz
Ahmet Çelebi - Sükût
İğneci - Gerçek büyükleri tan...
Halis Arlıoğlu - Geç kalan bir yazı
Halis Arlıoğlu - Aklıma takılanlar
Murat Yaramaz - Yakınma
Gözlemci - Hadislere bakış
Mahmut Topbaşlı - Türkiye yüzyılı
Mahmut Topbaşlı - Çözülen hayatımdır
Cahit Ay - Ateşe perde
Cahit Ay - Sû-i zan
Cahit Ay - Yattı ve yattı
Mevlüt Yavuz - Gökyüzüne kement vur...
Cemal Karsavan - Sığmam artık şiirler...
Yaşar Akyay - Güneş yeniden doğuyo...
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm yok
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm var
Saltuk Buğra Bıçak - Adâlet lâzım
Emre Kaymaz - İlim ve irfanla Türk...
Hasan Veli - Baba
Ayşe Çağlayan - Ben de yolcuyum
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 17554752
 Bugün : 4417
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 844779
 Bugün : 838
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 900
 129. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim