|
Sebep olan işleyen gibidir Halis Arlıoğlu Sayı:
128 -
 Aslında bu hadis-i şerifin Arapça metnini yazmak sonra da açıklamasını yapmak istiyordum. Ama Türkçesi daha dikkat çeker düşüncesiyle mânâsını yazdım. Aslı, “Es sebebü kel fail”dir. Hem iyiliğe hem kötülüğe sebep olan onu işlemiş gibidir. Burada kendini Müslüman olarak niteleyen insanların hangi tarafta ve kime hizmet ettiğini iyi bilmesi lâzımdır. Bir Müslüman, ülkedeki kötülüklerden, hayâsızlık ve haysiyetsizliklerden, yağmadan, vurgundan, soygundan, organize suç ortaklığı ve diğer habaset ve haytalıklardan şikâyet ediyorsa; o şerirlere, çapulculara, inanç ve millî irade düşmanlarına asla yardım ve yataklık yapmamalıdır. Aksi halde hem şer odaklarını destekleyip hem de onların tahrip ve talanından şikâyet etmesi eşyanın tabiatına aykırı, kendi onur ve haysiyetine saygısızlıktır.
Abartılmış bir deyim var; “ülkenin yüzde doksan dokuzu Müslümandır.” Güya… Bu gerekçeye göre emniyet güçleri tarafından her gün en az seksen-yüz sabıkası olan üçyüz-dörtyüz kişinin haramî ve haytalıklardan tutuklanmasını nasıl açıklayabiliriz?
Bugün cezaevlerinde bir milyon kişinin olduğu biliniyor. Bunun çoğunluğunun hırsızlık, organize suç çeteleri, uyuşturucu baronları ve diğer haysiyetsizlerden olduğu söyleniyor. Bunların sokağa bıraktığı milletin başına belâ ettiği yüzbinlerce çocuk bunların dışındadır.
Şimdi kendilerini Müslüman tesmiye eden (isimlendiren) güruhu lâ yüflihûn’a (iflah olmayan güruha) sormak gerekir. Mademki ülkenin yüzde doksan dokuzu Müslüman, bu kadar irşad ve ıslaha, uyarıcı söz ve nasihatlere rağmen niçin şer cephesinde (inanç ve millî irade düşmanlığında) bir eksilme olmuyor? Bu şarlatanları, haramîleri ve çapulcuları destekleyen, alkışlayan goygoyculuk yapanlar Marksistler, ateistler, materyalistler ve darwinistler midir? Bu odakları destekleyenler başka ülkelerden, başka milletten midir? Bir Müslümanın yaşadığı ve yaşamaya çalıştığı İslâmî değerler kadar şer odaklarının, bu ihanet cephesinin yaşama sebeplerini de bilmek zorundadır.
Burada onlara, yani sözde İslâmî kesime merhum Mehmet Akif’ten bir hatırlatma ve olayın gerçek yönünü anlatan şu dörtlüğü yazmak istiyorum:
Demek: İslâm’ın ancak nâmı kalmış müslümanlarda;
Bu yüzdenmiş, demek, hüsrân-ı millî son zamanlarda.
Eğer çiğnenmemek isterseler seylâb-ı eyyâma;
Rücû’ etsinler artık müslümanlar Sadr-ı İslâm’a.
Merhum şairimizin milletimizi ve İslâm âlemini uyarı ve ikazları sadece bunlardan ibaret değildir.
Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak...
Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.
Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle.
İmânı olan kimse gebermez bu ölümle.
Şair bu ifadesiyle azmini, iradesini, geleceğini inkâr edip ümitsizliğe düşen Müslümanları, son mısrasıyla da zulme, küfre, hayâsızlık ve iffetsizliğe prim verenleri, yardım ve yataklık yapanları kastediyor. Sadece ülkemiz değil, İslâm âleminin ne kadar yozlaştığını, kokuşma ve mensup olduğu değerlerinden, inançlarından ne kadar uzaklaştığını çarpıcı bir şekilde merhum Mehmet Akif şöyle ifade ediyor:
Müslümanlık pâk sîretten ibaretken yazık!
Öyle saplandık ki levsiyyâta: Hâlâ çıkmadık.
Zulme tapmak, adli tepmek, hakka hiç aldırmamak;
Kendi âsûdeyse, dünya yansa, başkaldırmamak;
Ahdi nakzetmek, yalan sözden tehâşî etmemek;
Kuvvetin meddahı olmak, aczi hiç söyletmemek;
Mübtezel birçok merasim: İnhinâlar, yatmalar,
Şaklabanlıklar, riyalar, muttasıl aldatmalar;
Fırka, milliyet, lisan namıyle daim ayrılık;
En samimi kimseler beyninde en ciddi açık;
Enseden arslan kesilmek, cebheden yaltak kedi…
…….
Müslümanlık bizden evvel böyle zillet görmedi!
Yaklaşık yüzyıldan beri batıyı, taklit ve takip eden, Türkiye’de muhalefet denen müptezellerin ve sol siyasetin karakterini, cibilliyetini ve yapısını merhum şairimiz şöyle ifade ediyor:
Siyasetin kanı: Servet, hayatı: Satvettir,
Zebun-küş Avrupa bir hak tanır ki: Kuvvettir.
Sonuç olarak bir Müslümanın günlük ibadetlerinden sonra sapkın ideolog ve ideolojilere yardım ve yataklık yapmayarak inanç düşmanları ile mücadele etmesi gerekir. Çünkü bu her Müslümanın sorumlu olduğu ibadetler kadar önemli bir görev ve cihattır. Bu gerekçeyi eliyle, diliyle, kalemiyle yerine getirmeyen bir kimse bırakın Müslümanlığı insan bile değildir.
Yukarıdan beri anlatılan gerekçelere göre ülkedeki inanç ve millî irade düşmanlığını temsil eden siyasî yapının diline pelesenk ettiği kelimeler, laisizm, devrimler gibi mefhumlar insanların genlerini ve dinlerini ifsat etmiştir. Bunun en açık örneği son aylarda ülke gündemini meşgul eden soygun, vurgun, yağma, hırsızlık ve benzeri habasetlerin yaygın hale gelmesi, Müslüman geçinen büyük bir kitleyi bu rezaletin rahatsız etmemesi, bilakis bu siyasî yapıya maddî manevî destek vermeleri bunu göstermektedir. Yalan ve hıyanet Müslümanlara yabancı olan, bununla ömür boyu mücadele edilmesi gereken bir konudur. O açıdan her Müslüman yönünü, kıblesini, istikametini, inançlarını yeniden gözden geçirmelidir. Zira bu idrak ve basirette olmayanlar kime hangi ideolojiye, hangi zihniyete ve şerire hizmet ettiğini bilmezler. Burada bu kesimlerin yardım ve yataklık yaptığı zihniyetin milletin inançlı kesimlerine yaptığı zulümlerden bahsetmek konuyu uzatmak olacağından sadece iki örnekle yetiniyorum. Birincisi “Ordu göreve!” ikincisi “katsayı kamusal alan ve ikna odaları kepazeliği ve zulümleri”dir. Bu kesimlerin yani şer cephesine yardım ve yataklık yapanların dillerinde hep aynı nakarat vardır;
“Böyle buldum bu cihanı yok birşeyden haberim,
Serseri gûne (şekilde) geldiğimden beri sersem gezerim.”
Gerçek bir Müslümanın darbe ve cunta şakşakçılarından, devrimbazlardan medet umması onursuzluktur. Bir bakıma bu yazıma merhum Mehmet Akif’in zaviyesinden baktım. İslâm camiasında yüz yıldan beri değişim olup olmadığı görülüyor…
|