|
Hadislere bakış Gözlemci Sayı:
129 - Temmuz / Eylül 2026
 TAKİP EDİLECEK FİKİR SİSTEMİ
CHP’deki gladyatör dövüşlerini, son yıllara mahsus sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Tarihi çok eski. Bu CHP klâsiği gittikçe şiddetlenerek ve yaygınlaşarak bugünlere geldi. Bugünün farkı öncekilerden çok şiddetli olması ve canlı yayın misali alenîleşmesi. Artık kol kesiliyor ama yen içinde kalmıyor, kalamıyor. Tartışmalar, kavgaya, kavgalar savaşa döndü; fertleri aştı ve gruplaştı, sistemli hale geldi.
CHP’deki nefsanî didişmeler, ilk günden beri var. “Biz söylesek lâf olur.” En iyisi kendilerinden birini, Yılmaz Özdil’i dinleyelim. Özdil’in kendi videosundan aynen:
“… Recep Peker CHP’nin ilk genel sekreteri. Bizzat M. Kemal Atatürk tarafından CHP genel sekreteri yapılmıştı. Kendisini o koltuğa oturtan Atatürk’le papaz oldu abi. CHP’nin yönünü falan kafasına göre değiştirmeye kalktı. Genel sekreterlik görevinden alındı. Şükrü Kaya CHP’nin ikinci genel sekreteri oldu. İsmet İnönü’ye gıcıktı. Dokuzu beş geçe Atatürk rahmetli oldu, dokuzu altı geçe İnönü tarafından şak diye görevden alındı. Refik Saydam CHP genel sekreteri oldu. Bismillâh ilk iş, parti tüzüğünü değiştirdi. Partinin değişmez genel başkanı Atatürk’tür ibaresini sildirdi. Onun yerine partinin genel başkanı İnönü’dür yazdırdı. Kemal Satır meselâ, CHP genel sekreteri oldu. Ecevit’in partiden kovulması için elinden geleni yaptı. Ecevit’i partiden göndermeyi de başardı. Ama Ecevit geri dönüp partinin başına geçince ilk iş Kemal Satır’ı partiden kovdu. Kemal Satır da gitti başka parti kurdu, CHP’nin karşısına dikildi. Bülent Ecevit CHP genel sekreteri oldu. Kendisini CHP genel sekreteri yapan İsmet İnönü’yü devirdi. Onun yerine genel başkan oldu. 12 Eylül’de CHP kapatıldı, eşine DSP’yi kurdurdu. DSP’nin başına geçti ve genel başkanı olduğu CHP ile mücadele etti. Şeref Bakşık, CHP genel sekreteri oldu. İsmet İnönü’nün genel sekreteriydi ama, İsmet İnönü’nün altını oyan Bülent Ecevit’e çalıştı. Kâmil Kırıkoğlu o da Kemal Satır’a gıcıktı. Kemal Satır genel sekreter olunca CHP’den istifa etti. Kemal Satır CHP’den kovulunca, CHP’ye geri döndü. İsmet İnönü tarafından genel sekreter yapıldı Kâmil Kırıkoğlu. Ama gitti Ecevit’e çalıştı. Ecevit’le birlikte İnönü’yü devirdiler. Sonra Ecevit’le de ters düştü, istifa etti.
CHP’yi tanımamız lâzım. Ertuğrul Günay, CHP’nin genel sekreteriydi. CHP’nin genel başkanlığına aday oldu, seçilemedi, CHP’den ihraç edildi. Saadet Partisi’nden ayrılan Mehmet Bekaroğlu ile birlikte parti kurmaya çalıştılar, beceremediler. Mehmet Bekaroğlu direksiyonu CHP’ye kırdı, kadın kontenjanından CHP Parti Meclisi’ne sokuldu. Ertuğrul Günay da direksiyonu AKP’ye kırdı, AKP’den bakan oldu. Sonra AKP’den de istifa etti. Adnan Keskin, CHP genel sekreteri oldu. Kendisini o koltuğa oturtan Deniz Baykal’ın sağ koluydu. Etle tırnak gibiydiler. Ama araları bozuldu. Genel başkanlık yarışında Deniz Baykal’a karşı, CHP’den ihraç edilmiş olan Mustafa Sarıgül’e destek verdi Adnan Keskin görevden alındı. Tarhan Erdem CHP genel sekreteriydi. AKP’liler bile CHP’ye onun kadar zarar vermedi. Sahibi olduğu anket şirketiyle AKP’nin oy oranlarını olduğundan yüksek göstermekle falan suçlandı. (…) Önder Sav, CHP genel sekreteri oldu. Kendisini bu göreve getiren Deniz Baykal’a karşı, gizli gizli Kılıçdaroğlu’na çalıştı. Kılıçdaroğlu’nu genel başkan seçtirdi. (…) Kılıçdaroğlu genel başkan olunca ilk iş Önder Sav’ı kapının önüne koydu. Süheyl Batum CHP genel sekreteri oldu. Kendisini bu göreve getiren Kılıçdaroğlu’nu eleştirdi. Kılıçdaroğlu tarafından partiden ihraç edildi. Partiye karşı dâvâ açtı, mahkeme kararıyla yeniden CHP’ye döndü. Selin Sayek Böke CHP genel sekreteri oldu. Kendisini bu koltuğa oturtan Kılıçdaroğlu’nu devirmek için Özgür Özel’in, Ekrem İmamoğlu’nun safında yer aldı. (...) (23 Mayıs 2026; https://www.facebook.com/watch/?v=26981799974763001)
Hal böyleyken, kim, “CHP’de nefsanî hırsları disiplin altına alacak, hırslıları tedip edecek bir fikir sistemi var” diyebilir? Üstelik, taht kavgalarından bin beter bunca rüşvet, irtikap, hırsızlık, arsızlık, zina itiraz edilemeyecek derecede faşolmuşken ve her gün mantar biter gibi bir yenisi ortaya çıkarken…
BİZİM NESLİMİZ
–tek partinin zeval yıllarında doğanlar–
Tek parti despotluğunun zevali, 1940’larda başladı... Defteri, 1946’da dürüldü; ama ancak 1950’de tescillenebildi. “Bu memlekete komünizm lâzımsa, onu da biz getiririz” diyecek kadar varlığını vazgeçilmez ve ‘tek’ sanan; ‘devlet benim’ kibriyle burnu Kaf dağında, sopası ve talimatları ile milletin tepesindeki ‘tek parti’ye, iktidar yolunu, nihayet 1950’de öyle bir kapadı ki millet, bir daha açılmadı.
●
Bizim neslimiz… Tek partinin zeval yıllarında doğanlar…
✓Tahsildar kaleminden yılmış, jandarma dipçiğinden korkmuş ana babaların evlâtları…
✓Adı konurken kulağına okunan dışında asıl ezanı duymamış, ezandan mahrum ve ezana hasret, üstelik hasretinden bile gafil çocuklar…
✓Her menfî tesire açık, her müspet anlayışa kapalı klişe yargı ve emirler önünde sonbahar yaprakları...
✓Lâtin harflerinden başka alfabe tanımayan ilk nesiller… Notlarını ‘eski yazı’ ile tutanlardan ‘yeni yazı’ övgüleri dinlemiş ve küçük dilini yutmuş, ilk ve son şaşkınlar…
✓Din dendi mi cinleri tepesine çıkan, sara’ya tutulmuş gibi nöbet geçiren, halka müslüman olduğu için tiksintiyle bakan gayretkeş “devrim yobazları”nın talebeleri...
✓Hem eski, hem yeni eserlerden mahrum… Aslını okuyamadığı için edebî eserlerimizden; uydurukça ve maddî imkânsızlıklardan dolayı devrinin eserlerinden mahrum nesiller… Üstelik ne hallere düştüklerinin farkında olmayan gafiller…
Dini öğretilmez; milleti tanıtılmaz; tarihi okutulmaz; toprağı verimlendirilmez; sağlığı önemsenmez… Ve başta din olmak üzere her şeyin; aslından bozma hattâ tam tersi olarak, ‘tek parti’ sultasının uygun gördüğü gibi ve izin verdiği kadar bilinmesi emredilir.
Değerlerini inkâra; önce “asrîlik”, sonra “muasır medeniyet”, daha sonra “çağdaş yaşam” diye isimlendirilen emirlerle zorlandıkları için, içten içe kırgın ve kızgın... Önce inkılâp, sonra devrim, daha sonra reform, yenilik diye isimlendirilen yaveleri dinlemekten bezginler. İnanmadıklarına inanmış göründükleri için, inanmadan yaşanan hayatı, hayat sananların çocukları. Tek partinin, tek tip insan yetiştirme saçmalığının ürünleri.
Hasılı… Masonluktan komünizme, felsefî akımlardan dinsizliğe her türlü kozmopolitlik ve modernliğe müsamahalı; inanca ve değerlerimize şifa kabul etmez muteriz; şairimize;
“Oh, ne tatlı şey derler,
Necaset yese firenk.”
Dedirtecek kadar kayıtsız, şartsız ve ahmakça Batı hayranı… Şifa kabul etmez Batı hastası… Üzerinde, içinde, etrafında, karşısında, dostunda, düşmanında bize ait ne varsa tiksintiyle kazıyıp atmakta son derece hamarat “devrimbaz kodamanlar” elinde, şarkının dediği gibi “kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgârına”...
Büyük evin şehzadesi olarak doğan; futbolcu, “artiz” ve zengin olmak hevesleri ile ve “ekmek parası kazanmak” gayretleriyle gençliğini harcadıktan sonra, hayatın finaline yaklaştıkça önce ‘çekirdek aile’nin sığıntısı, daha sonra huzurevi sakini; eşinden, çocuklarından, torunlarından mahrum, teknik gelişmeler karşısında eli ve dili felç, aciz yalnızlar…
‘Sizi biz kurtardık’ nutukları ile büyümüş, ‘sizi biz kurtarırız’ vaatlerine oy vermiş, ‘koruma, kollama ve kurtarma’ darbelerine korku ve şaşkınlıkla bakmış ve darbelerin darbeleriyle inlemiş; idealsiz, gayesiz günübirlik yaşanan ömürler…
“Bozkırlardan topal bir tren geçer;
Çocuk, merkep, öküz bakar, başıboş.
Yirmidokuz harflik sözde aydınlar,
Yafta yazar, isim takar; başıboş.”
Bu nesil, bir yerlerden kesilerek alınmış ve bugüne yapıştırılmıştır… Öncesi yok ki “kehkeşanlardan” ve “eski güneşler”den haberi olsun. Tek partinin yıkılması ile; meşhur millî eğitim bakanının ağzıyla;
“Eskiyi unut, / Yeni yolu tut”
Ve… Yine şair olduğu rivayet edilen bir devrimbazın diliyle;
“Kâbe Arab’ın olsun,
Yeter bize Çankaya!”
Diyenler; yani mazisinden, kendisini bir zamanlar büyük yapan değerlerden, kısaca “ruh kökünden” koparmak isteyenler, çekiçle örs arasında yeni ve aslından kopuk bir Türk milleti şekillendirmekte kararlı, “mabetsiz şehir” kurduklarını sanan devletçi “devrimbaz kodamanlar” –gözleri açık– gitmiş; saatler süren konuşmalarında incir çekirdeğini dolduracak fikir bulunmayan, idealsiz, lâfazan, liberal, ‘sağa da sola da karşı’, ‘gerekeni yapmaktan çekinmeyiz’ ve ‘halka hizmet için varız!’ nutukları atan, günü kurtaran –onda bile beceriksiz– politikacıların hâkim olduğu çok partili hayat gelmiştir… Ölümden kurtulduk, yaşasın sıtma!..
Tek parti diktasının yıkılması ile örsle çekiç arasında; ‘eski boş inançlarından kurtarılıp’ yeniden şekillendirilmek istenen millet; kısmen rahatlamış, dine yapılan baskılar hafiflemiştir. (Durun Kalabalıklar; Mayıs 2014)
Bizim neslimiz… Değerlerimize çöreklenen CHP’nin, diktatörlük gücünü kaybettiğini gördü… Defterinin dürüldüğünü ve dürülüşünün tescillendiğini gördü. Seçimle iktidar olamadığını gördü… Elinden oyuncağı alınmış çocuk gibi asabileştiğini ve birbirini yediğini gördü… İçi geçmiş karpuz gibi ikiye bölündüğünü gördü… Kaybolup gidişini göremezse… Göremezsek gözlerimiz açık gidecek.
UYUZLUNUN KAŞINMASI GİBİ
Cenap Şahabettin’e atfedilen bir söz: “Nükte, zekânın tabiî hakkıdır”. “Mizah zekânın zekâtıdır” diyenler de var. Nükte, lâtife, yergi, hiciv, şaka, espri, mizah, ironi, karikatür… Hepsi mutlak surette zekâ ve bilgi gerektirir. Geri zekâlılar ve cahiller, güldürmek isterken kendilerini gülünç duruma düşürürler. Yaptıkları da soytarılık ve şaklabanlık olur.
Bu alanda zekâ ve bilginin ehemmiyetini ifade eden bir örnek hatırlatayım:
Şair Haşmet, Koca Ragıp Paşa ile yolda konuşarak yürürken, önlerindeki şair Fitnat Hanıma bir beyitle lâf çarptırır. Yaşadıkları “kocakarı fırtınasından” bahsedermiş gibi “Şu kocakarı ortalığı dondurdu” der. Şair Fitnat Hanım da bir beyitle kocakarı fırtınasından sonra gelecek olanı hatırlatır:
“Arkadan öküz geliyor!”
Geçen hafta bir “genç” çıktı, Kur’ân’ı, Peygamber’i, diline dolayarak aklınca espri yaptı. Bir insan bir sahada bir şey söyleyecekse, hele mizah alanında, inansın inanmasın o sahada, yukardaki örnekte görüldüğü gibi bilgi sahibi olmalı. Fitnat hanım fırtınalar hakkında bilgi sahibi olmasaydı o muhteşem cevabı veremezdi. Bilgisizler, hakaretlerinden dolayı görecekleri muameleden ayrı olarak cehillerinden dolayı gülünç duruma düşerler.
“Komedyen” olduğu rivayet edilen cahil “genç” hakkında soruşturma açılınca Ö. ÖZEL (yılın dinamik ve enerjik “genci”) hemen meydana atıldı; şıracının şahidi bozacı ve dedi ki:
“Gencecik bir insan, 25 yaşında, hakkında soruşturma açıldı.” Sadece milletvekillerinin mi dokunulmazlığı var. 18 yaştan haberi olmadığı gibi çocuk yargı yaşının 15’e düşürülme çalışmalarından da haberi yok. Bülûğun ehemmiyetinin hiç farkında değil. “Gencecik insan”; peygamber, kitap kavramları üzerinde bilgi sahibi olmadığı halde topluluk önüne çıktığını (Ö. Özel ve benzerleri hariç) herkese gösterdi. Hızlı destekçileri de kendilerini ifşa etti…
Bazı insanlar, cemiyet önünde uyuzlunun kaşınması gibi, cahilliklerini sergilemezlerse rahat edemiyorlar.
|