|
Ağız Necip Fazıl Kısakürek Sayı:
127 -
 Bence canlı mahlûkatların en korkunç uzuvları ağızlarıdır. Sade insanda ve hayvanda değil, cematta, nebatta, herşeyde… Tozun, toprağın bile ağızları var… Kitapları ve ölüleri yiyen nedir ki? Güneşe açılmış bir yaprağın keyifli keyifli ağız şıpırtısını duyar gibiyim… İş, hayvan ve insana gelince de yalnız ağız çıkıyor karşıma… Balık ağzı, yılan ağzı, köpek ağzı ve en müthişi insan ağzı… Gövdesinin yarı boyunca, timsah ağzını düşünün! Vücudunun öte tarafı, bu imparator uzvun hizmet ve emrinde vezir, vüzera takımından…
Ya insandaki?
Ağız, insanda, din büyüklerinin “nefs” ismini verdikleri o zalim benlik ejderhasına ait tuğra âlet… Dünya’da her belâ onun yuttuğu lokmalarla, kustuğu kelimelerden gelir. Bu yüzdendir ki, İlâhi kemâl ve marifet yolunda katlanılacak rejimin başı, ağzı kenetlemektir.
“- Az ye ve az konuş!”
İkisi de ağızı kelepçeleme işi…
Ağız öyle bir çukur ki, insan suratında, biraz evvel adını verdiğimiz canavarın kafes arkasından baktığı ve her ân fırlayıp ortalığı talan etmekten başka bir şey düşünmediği karanlık delik… Ne yemekle doyar, ne söylemekle bitirir. Başka nefslerin delikteki nümayişlerini gördükçe de kızar, köpürür, kudurur; bir türlü “O da benim yaptığımı yapıyor!” diyemez. Yerken, nebat ve hayvan, kıyamayacağı can olmadığı gibi, söylerken de kanına girmeyeceği hakikat yoktur.
Politikacı ağzı, avukat ağzı, Yahudi ağzı, işportacı ağzı, komünist ağzı, devrimbaz ağzı, vesaire, vesaire…
Bir ecdad sözü: “Dilin kemiği yoktur!”… Yani kıvrılamayacağı, bükülemeyeceği yön yoktur. Ne mutlu, dilini kemikleştirmiş, tek yönde ibreleştirmiş ve kılıf içinde hapsedip, süresiz mahkûmlar gibi ancak belirli ve gerekli yerlerde ve zamanlarda meydana çıkmasına izin vermiş bahtiyarlara!..
Zamanın ağzı Ehramları bile yalaya yalaya törpüler ve bitirirken yamyamvârî hakikati yiyip midelerine indirenlerde ne müthiş bir hikmet tecelli ediyor!
Allahın, Kur’ânında “ hayvandan aşağı” diye vasıflardırdığı insan çeşidi… (19 Eylül 1978, Çerçeve 6, 200. Sayfa)
|